• İstanbul 23 °C
  • Ankara 15 °C

D. Mehmet Doğan: Terör baronundan yazar icad etmek!

D. Mehmet Doğan: Terör baronundan yazar icad etmek!
Yasin Börü’nün, o masum çocuğun katledilmesinin hikâyesini, romanını kim yazacak? Filmini kim çekecek? Ağıtını kim yakacak?

Bu aynı zamanda bölgedeki kirli savaşın bazı “parlak çocuk”larının bir türlü yazılmayan gerçek hikâyesi ve filmi olacak...

Yasin Börü, açıkça/alçakça katledildi; ya dağa gönderilip öldürtülen binlerce masum fidanın sorumlusu kim? Masum çocukları kirli savaşa sürüp devlet bütçesinden semirenler kimlerdir?

Yasin Börü bir sembol... 6-7 ekim olaylarının dâvası hâlâ devam ediyor. Fakat asıl azmettiricilerin dâhil edilmediği bir dâva bu...

Siyasete hangi güç tarafından ve nasıl ithal edildiği çok da bilinmez olmayan “parlak çocuk”, kan ve ateşi iliklerimize kadar yaymak ve kardeşlik ilişkilerimizi tarümar etmek için elinden geleni yaptı.

Terör örgütününün siyasî yüzü olmayı benimsedi ve bütün kariyerini bunun üzerinden sağladı. Bu kariyerin pekişmesi için ona saz çaldırıp türkü bile söylettiler. Bir zamanlar onu türkü söyleterek parlatmak isteyenler şimdi âniden edebiyatçı sınıfına sokarak cilâlıyorlar. Yeter bu rezillik! Hazret boyuna kadar terör övgüsü edebiyatına batmışken vehleten hikâye yazmaya başlamış! Şu kabiliyete bakın ki, insanî edeple alâkası olmayan bir siyasî figür, ilk kalem tecrübesinde yarım asırdır edebiyatın çilesini çekenlerin önüne geçivermiş! Utanmasalar birinci sıraya koyacaklarken, “bu kadarı da ayıp olur” diyerek 2. sıraya yerleştirmişler.

İşte size nur topu gibi bir Nobel adayı! Bütün şartları tutuyor!

Mahpushane çeşmesi artık yanan akmıyor, kandan akıyor! 2014’ün 6-7 Ekiminde akıtılan kanının hesabını vermeyen bir azmettiriciye “edip” muamelesi yapmanın hangi hesabın dışavurumu olduğunu tahmine çalışmaya gerek yok.

Hürriyet’in eski nüshalarından alıntılanmış şu cümleleri okuyalım önce:

“Yasin Börü (16) 7 Ekim Hüda-Par gönüllüsü. Babası fırıncıydı, Gaffar Okkan Anadolu İmam Hatip Lisesi 11. sınıf öğrencisiydi. O da kurban dağıtımından dönerken saldırıya uğrayan gruptaydı. Ahmet Dakak vurulunca, diğer 2 arkadaşıyla birlikte olay yerindeki bir binaya sığındı. Bu binada aynı grup tarafından linç edilerek öldürüldü. Hüda-Par’ın açıklamasında, “Öldürüldükten sonra yakıldığı” ileri sürüldü. Aynı saldırıdan yaralı olarak kurtulan Yusuf Er, Börü’nün “3’üncü kattan aşağı atıldığını, üzerinden araçla geçildiğini, ayrıca kafasının taşla ezildiğini” söyledi...”

Şimdi Hürriyet’in –düzmece- en iyileri arasında ikinci sıraya ustalıkla yerleştirilen bu zat, zerre miskal vicdan sahibi olsa idi, 16 yaşında bir fidanın katledilmesinin ertesi günü, onun anasının babasının ayaklarına kapanarak af dilerdi. Bırakın af dilemeyi, öldürmenin/öldürtmenin şehveti ile kendinde olağanüstü güçler vehmetti. Sonraki zamanlarda da saldırgınlığında hiçbir eksilme olmadı.

Kitabı en çok satanlar arasına girmiş!

İstanbul’daki Türkiye’nin en büyük kitap fuarındaki tanıklığım şu: Bu terör baronunun müstesna “ürün”ü için özel stand açılmıştı. Koca koca reklam afişleri asılmıştı...Buna rağmen ne gelen vardı ne de giden!

Bu onun en çok satılmadığı anlamına gelmiyor! Kitabının değilse de yazarının en çok satıldığından şüphe yok!

Pazarlamacıları bunu yapacak kudrette!

Hürriyet’in jürisindeki edebiyatçılığı meşkuk zevata bir şey diyeceğimiz yok. Bunlar arasına karıştırılmış iyi bildiklerimizin ise kamuoyuna açıklama yapma borçları var!

Bu oyuna âlet edilen her kim olursa olsun, millet vicdanı önünde hesap vermek zorundadır. 

Bu haber toplam 1245 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim