D. Mehmet Doğan: Uzaktaki Yakın Komşu Çin

D. Mehmet Doğan: Uzaktaki Yakın Komşu Çin
TYB Akademi 20/ Çin Sayısı Sunuş Yazısı

Çin dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi değil sadece. Aynı zamanda, geleceğin dünyasını şekillendirebilecek güçler arasında adı en çok zikir edilen bir ülke. Ekonomisi sürekli gelişiyor, on yılda bir iktisadî varlığı ikiye katlanıyor.

Dünya Çin’in gelişmesini hayretle ve belki de dehşetle izliyor. Mao’nun komünist Çin’i, kapitalizmin kuralları içinde dünyaya meydan okuyacak bir ekonomik gelişme gösteriyor. Komünizmin sembolleri pek sık olmasa da hâlâ görülebiliyor. Mao’nun resmi Çin parasının üstünde durmaya devam ediyor. Urumçi’de göremediğimiz heykellerinden biri Türk-İslam medeniyetinin doğu kalesi Kaşgar’da devasa boyutlarda karşımıza çıkıyor.

Dünya siyasetinde Çin istese de istemese de var. Bu konum, onun dünya siyasetini takip etmesini zorunlu hale getiriyor. Son yıllara kadar dünyaya aldırmaz nazarlarla bakar görünen Çin’in artık eskisi kadar bu tavrını sürdüremeyeceği anlaşılıyor.

Sovyet-Rus bloğu çözüldüğünde, paralel bir gelişme Çin’den de beklendi. Beklenen olmadı ama Çin de olduğu gibi kalmadı. 1989’da patlak veren Tiananmen Meydanı olayları hatırlardadır. Bu meydanda ortaya çıkan sivil protestolar tanklarla bastırıldı. O günden bu güne benzer olaylar Çin anakarasında yaşanmazken 14 Mart 2008’de Tibet’in başkenti Lhasa’da, 5 Temmuz 2009’da Ürümçi’de daha kanlı bir şekilde yaşanmıştır. Artık komünist Çin otoriter ve milliyetçi kapitalizm yolunda hızla ilerliyor.

Sovyet bloğunun çözülmesinden sonra ortaya atılan “Medeniyetler çatışması” tezi, İslâm dünyası ile konfüçyan dünyanın Batı’ya karşı bir blok oluşturması fikri üzerine bina edilmişti. Belki de Batı siyaseti, bir süre bu yakınlaşmayı önlemek üzerine kuruldu.

Çin Batı’yı tedirgin etmeden siyasetini hayata geçirmeye çalışıyor olabilir mi? Ülkemizde Çin’le ilgili haberler ekseriya ülkenin batısındaki Doğu Türkistan’daki uygulamalar ve bu uygulamalara karşı ortaya çıkan tepkiler dolayısıyla gündemimize giriyor. Son yıllarda özellikle belli bir kesimin ülkemizde Çin resmi söylemleri ile propagandasını yapmaya başlaması da dikkat çekici.

Çin’in batısındaki Uygur Özerk Bölgesi, günümüzde her bakımdan ülkenin en az gelişmiş bölgesi. Geniş bir coğrafyada az bir nüfus. Müslümanların büyük çoğunluk teşkil ettiği bölgede, zorunlu iskân siyaseti ile yarıya yakın Çinli nüfus yerleştirilmiş durumda. Müslümanlar resmi verilere göre yine çoğunluk, ama bu çoğunluk halinin yeni “Modernleşme” hamleleri ile bertaraf edilmeye başlandığı görülmektedir.

Urumçi, yani ÇKP dönemi Şinciang Uygur bölgesinin başkenti (bölgenin tarihsel başkenti Kaşgardır),  herhangi bir dünya şehri. Bu şehirde Türklerin ve Döngenlerin yoğun yaşadıkları bazı yerlerde camiler var. Elbette onunla rekabet edebilecek başka dinî yapı yok. Çünkü Çin artık dinî kurumlar üzerinden kimlik ortaya koymuyor. Belki o Çin tarzı modernizmle kendini kabullendirmek istiyor. Modernizm, büyük binalarla, geniş caddelerle Urumçi’yi kendine ram ettikçe, Urumçi’nin bilerek, görünürlük sağlamak için iki katlı yapılmış camileri, bu camilerin mimarî açıdan fonksiyonel olmayan yüksek kubbeleri ve minareleri şehrin manzarasında eski durumunu koruyamıyor. Modernliğe kazanılan her şehir alanı, camileri sınırlıyor ve görünürlüğünü etkiliyor. Bazı yeni modern yerleşim birimlerinde yoğun Müslüman nüfusa rağmen yeni mescidler yapılmaması bu tarz “modernlik”le açıklanabilir belki.

Urumçi’den sonra Kaşgar’da aynı tarz bir şehir planlamasının yürürlüğe konulduğu anlaşılıyor. Tasarlanan şehir, eski Kaşgar’ı, tamamen yok etmiyor. Fakat artık kimlik belirtici bir unsur olmaktan çıkarılıyor.

Çin’in Batı’ya doğru coğrafî bir atılım yapması, Türkleri (ve İslâm dünyasını) yakından ilgilendiriyor. Çünkü Uygur bölgesi bu atılımın üssü olmak durumunda. Komşuları Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan olan bir bölgeden söz ediyoruz. Çin’in Orta Asya (veya Batı Türkistan) hamlesi bu ülkelerle birlikte, uzaktaki yakın ülke Türkiye’yi de ilgilendiriyor.

Çin’in Uygur bölgesine, Kaşgar’a yatırımı, bu bölgeyi orta Asya Türk cumhuriyetleri nezdinde bir câzibe merkezi yapmaya yönelik olabilir mi? “Böyle olması kaçınılmaz”, diyebiliriz. Kaşgar ve civarındaki kültürel-manevî miras bütün Türk dünyasını yakından ilgilendiriyor. Bu aynı zamanda İslâm dünyasının da ilgisini hak eden bir miras elbette.

Çin’in Doğu Türkistan’ı câzibe merkezi yapma hamlesi iki türlü olabilir. Birincisi, sadece modernlik üzerinden yapılır ve geleneksel kültür çeşnisi kabilinden kullanılır ve sadece şekil olarak değerlendirilebilir. İkincisi ise, bölgenin Türk ve Müslüman halkına hareket alanı açarak çok daha etkileyici bir hamle yapılabilir.

Görünen o ki günümüzde birinci türden bir hamle ile karşı karşıyayız. Bu hamlenin kısa vadeli ve başarısızlığa mahkûm bir siyaset olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda Türk Dünyası başta olmak üzere İslâm dünyası ile özellikle enerji, hammadde ve pazar açısından iyi ilişkiler geliştirmek zorunda olan Çin için işbu birinci hamlenin yanlış olduğu, ikinci türden hamlenin daha mantıklı ve kalıcı olacağı aşikârdır.

İslamiyet öncesi Türk tarihinin Çin olmaksızın anlatılması mümkün değil. Eski komşuluk ilişkilerinin pek lehte seyretmediğini Orhun yazıtlarında Bilge Kağan’ın ifadelerinden çıkarabiliyoruz. Bu güçlü yerleşik medeniyete karşı İslâm fetihlerinin Türkistan’a ulaşmasına kadar verdiğimiz cevapların çok da müessir olmadığı anlaşılabiliyor.

Türklerin Batı’ya doğru seyreden yürüyüşü Avrupa ortalarına kadar sürdü. Bu kadar geniş coğrafyada var olabilmek kolay iş değil. Türkiye batı kanadını kaybetmiş olarak 21. yüzyılda bir güç olmaya doğru yürürken, dünya gücü Çin hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu söylenemez. Bu noksanı bir nebze olsun giderebilmek maksadıyla bu sayımızı Çin’e tahsis ettik. Abdürreşid Celil Karluk’un editörlüğünde hazırlanan bu sayımızdaki değerli akademisyen ve araştırmacıların yazılarının ilgiyle okunacağını umuyoruz. 

Bu haber toplam 385 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim