D. Mehmet Doğan'dan: Osmanlıca testi

D. Mehmet Doğan'dan: Osmanlıca testi
Osmanlıca konusu şu sıralar mihenk taşı mesabesinde. Lehte veya aleyhde konuşanlar bu vesile ile kültürlerini, birikimlerini hatta kişiliklerini ortaya koyuyorlar.

Aslında meselenin kökü derinlerde. Harf inkılâbını, dil devrimini doğru kavramak gerekiyor. 20. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda harflerini, yazısını değiştiren köklü millet hangisi? Biz mi akıllıyız, harflerini değiştirmeden yoluna devam edenler mi? 

Japonya kendi yazısıyla yoluna devam ediyor; ilim ve fende, teknolojide dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alıyor. Çin keza. Çin’in de her bakımdan bir dünya gücü olduğu görülüyor. 

Harf inkılâbı bir başarı hikâyesi ise, öncülük Türkiye Türklerinde mi? Harf inkılâbının Sovyet dünyasındaki Türklere daha önce uygulandığını unutmamak gerekiyor. 

Bir toplum neden alfabesini değiştirir? 

Türklerin tarihine bakarsak bu sorunun cevabı kolaylıkla verilebilir: Din ve medeniyet değişimi alfabe değişimi ile paralel yürüyor. Fakat o çağlarda bunun zorlamayla, baskıyla değil tabiî bir gelişme halinde cereyan ettiği görülebilir. Nitekim, Uygurların budist dönemde kabul ettikleri yazı, 15. Yüzyıla kadar Osmanlı divanında bile kullanılıyordu. 

Kutadgubilig’den bugüne gelen bir edebiyat geleneği var –ki Malazgirt zaferi ile aynı tarihlerde yazıldığı kabul edilir- ve bu geleneğin dokuz asra yakın dönemi şimdi eski yazı dediğimiz yazı ile kayda geçirilmiştir. 

Harf inkılabı ile ilgili iddiaları ciddiye almak akıl mantık sahibi bir aydına yakışmaz. Dil devriminin nasıl milliyetçilik iddiası kofti ise, harf inkılâbının okur yazarlığı artırmak için yapıldığı da temelden yoksundur. 

Bir Cumhuriyet yazarı hızını alamamış, Osmanlı’nın matbaayı 300 yıl yasak ettiğini, Osmanlı döneminde okuma yazma bilenlerin yüzde bir civarında olduğunu hiçbir kaynak göstermeden iddia ediyor. İstatistiklerin mevcut olmadığı o dönemlerde okur yazarlık oranları konusunda bazı karinelere başvurulabilir. Her cami veya mescid bir okuldur. Eğer müstakil bir okul binası yoksa, cami veya mescid bu işi görür. Bu durdumda, nüfusun önemli bir kısmının okur yazar olabileceğini kavramak zor değildir. 

Osmanlı bürokrasisi, ilmiye sınıfı bize okur yazarlık konusunda fikir verecek durumdadır. Şu anda Osmanlı arşivinde ne kadar belge var? Bu belgeleri sırf okur yazarlar değil, daha ileri derecede, Osmanlı bürokrasinin yazısını, divani yazıyı bilenler yazmıştır. Bu geleneksel temelin üzerine 2. Abdülhamid döneminin bir eğitim seferberliği dönemi olduğunu ekleyebiliriz. Artık her kademede okullar vardır, tahsil çağındaki nüfusun önemli bir bölümünün öğrenci olduğu bilinmektedir. Bu itibarla, harf inkılabı öncesi yüzde 8 okur yazarlık oranı, doğru bir tesbite benzemiyor. 20. Yüzyılın başındaki okullaşma oranları, ilk mektebe devam eden öğrencisi sayısının 11-12 milyon nüfusa sahip olduğu bilinen ülkede bir milyon civarında olduğuna bakılırsa, 10 yıllık savaşın hasarlarına rağmen, yüzde otuza yakın bir okur yazarlık oranına varılabilir. 

Osmanlı’dan devralınan okur yazarlık hangi oranda olursa olsun, harf inkılabından sonra bu sıfıra müncer olmuştur! Gazeteler okuyucusuzluktan kapanmış, iktidar kendi borusunu öttüren “inkılap matbuatı”nı devlet bütçesinden destekleyerek ayakta tutmuştur. Her türlü yazılı muhalefet böylece ortadan kaldırılmıştır. 

Birbirine zıt iki siyasinin osmanlıcayla ilgili tutum alışları dikati çekici. Eski Tarih Kurumu başkanı, MHP milletvekili bildiği diller arasında osmanlıcayı da TBMM kayıtlarına geçirmiş. Başka hiçbir vekil böyle bir iddiada bulunmamış. Galiba tekliğini korumak için olmalı, osmanlıca öğrenmenin gereksizliğini veya  imkânsızlığını ısbata çalışıyor. Osmanlıcanın çok farklı yazılışları varmış. Elbette basılı eserleri okumak esastır, özel maksatlı yazıları öğrenmek, ihtisas işidir. 

MHP’den bir vekil böyle derken, 6-7 Ekim olaylarından sonra imajı yerle bir olan HDP’li Demirtaş efendi de, osmanlıca bahsinde zamirini ortaya döküyor: “Bütün ordunuz gelse kızımı o derse sokamaz!” buyurmuş. Bu savaş dili onun tercihini yansıtıyor. Bu kafadan sağlıklı sonuç bekleyen, boşa zaman harcar. “Bütün ordunuz” diyenin, “bütün ordum” da diyor olması lâzım. Buradan sadece şu çıkar: Eğer güç elinde olursa eğitim sistemini silahla ve zor kullanarak yürütecek! Vay onun hükümranlığı altında yaşayanların haline! 

Yeni Akit

Bu haber toplam 467 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim