• İstanbul 34 °C
  • Ankara 34 °C

D. Mehmet Doğan’dan “Payitaht Abdülhamid” açıklaması

D. Mehmet Doğan’dan “Payitaht Abdülhamid” açıklaması
D. Mehmet Doğan’dan “Payitaht Abdülhamid” açıklaması: Tarih idrakimize saldıran bu dizi durdurulmalı!

TRT Kurumu gerçek tarih idrakinden yoksun, tarih şuurumuza ağır darbeler indiren, Sultan Abdülhamid’i mahalle kabadayısı derekesine düşüren bu diziyi bir an önce durdurmalı veya bu muhtevada yayınlanmasına müsade etmemeli!

D. Mehmet Doğan’dan “Payitaht Abdülhamid” dizisi ile ilgili üç yazı.

Yakın tarihimizle ilgili çok sayıda araştırması ve eseri bulunan D. Mehmet Doğan geçen hafta yayınlanmaya başlanan tarih dizisi Payitaht Abdülhamid ile ilgili üç yazı yayınladı. Dizinin muhtevası, dizide Osmanlı tarihi ile ilgili büyük hatalar ve Sultan Abdülhamid algısını olumsuz yönde etkilecek hususların dile getirildiği bu üç yazı ayrı ayrı büyük ilgi gördü. Bu üç yazıyı birlikte sunmak istiyoruz:

 

Abdülhamid mehter dinler miydi? Abdülhamid Allahın halifesi miydi ve Ahmakların Abdülhamid’i.

 

Abdülhamid mehter dinler miydi? Yahut Fatih sigara içer miydi?

Tarihî bir roman veya film tarihin aynısı olabilir mi? Yani ne kadar gerçek olması mümkündür edebî ve seyirlik mahsullerin? Hayalî, yani “kurmaca” metin veya yapımların gerçek olması değil, gerçeklik tesiri uyandırması beklenir. Bunun özü de, çok görünür, göze batar hatalar yapmamaktır.

Bu sene 80. gençlik yaşını süren Yavuz Bülent Bakiler anlatmıştı, yıl 1953; İstanbul’un fethinin 500. yılı kutlanacak. Şairimiz Fatih’le ilgili bir şiir tasarlıyor. Genç Sultan Mehmed’in aklı fikri İstanbul’u almakta. Bir sigara içiyor, dumanında İstanbul görüyor. Kahve içse telvesi İstanbul şeklini alıyor...Velhasıl şiirini çok beğeniyor genç şair. Kendine göre ince hayallerle işlediği bu şiiri üstadı bildiği Arif Nihat Asya’ya takdim ediyor.

Arif Nihat “şiir güzel...” diyor. Bu söyleyişte bir “amma” hissediyor genç şair. Nitekim ustası, “Lâkin Fatih sigara içmezdi!” diyor. Bununun edeben olduğunu düşünürken, usta şair bir de “Kahve tiryakisi de değildi Fatih” cümlesi sarfediyor...

Osmanlı kültürünün vazgeçilmezi olan kahve 16. yüzyılın ortalarında İstanbul’da içilmeye başlanıyor...Tütünün hayatımıza girmesi ise, en az kahveden yarım asır sonra...

Genç şair özene bezene yazdığı şiiri çöp sepetine atıyor!

Bu gözle bakınca kaç roman, kaç film veya dizi çöp sepetine gider? Gitmez tabiî! Bunlar için onca masraf yapılmıştır. Basılı bir kitabı, yazarı istese bile tarih hatalarından dolayı toplamak kolay mı? Film ve dizilerde bunun daha güç olduğu tahmin edilebilir!

Tarihi hatırlatmaktan öte sevdirmek maksatlı dizilere nasıl bakmalıyız?

“Aman efendim önemli olan, seyirciyi ekran başına toplamak, hataları kusurları da görmezden gelelim!”

Bu tavrın son zamanlarda hayli müessir olduğunu görülüyor. Ertuğrul dizisinin bu yüzden Osmanlının efsanevi Ertuğrul Gazi imajını berhave ettiği görülemiyor. Şimdi sıra Abdülhamid’de. Son büyük Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamid uzun zaman haksız taarruzlara maruz bırakıldı. İttihatçılar ve devamcısı cumhuriyetçiler Abdülhamid’in kötülüğü üzerinden bir meşruiyet üretmek istediler. Bu dönemin sonuna geldik. Peki şimdi ne yapmalı? Önümüzdeki sene vefatının 100. yılı Sultan Abdülhamid’in. Ciddi çalışmalar yapılmalı bu büyük devlet adamını yâd etmek için. Toplantılar, yayınlar, filmler, diziler...

Abdülhamid’in büyüklüğü, dönemi için önemi anlatılırken sonradan üretilmiş bilgi ve yorumlar dikkatle süzgeçten geçirilmeli. “Abdülhamid büyük işler yapmıştır” demek onun hatasız kul olmadığı gerçeğini değiştirmez. Şunu söyleyebiliriz mesela: Abdülhamid batı âleminin yazarlarını, gazetecilerini, bilginlerini kendisine yakınlaştırmak siyasetini neden içeride uygulamadı? En azından dindar şair yazar ve ilim adamlarını neden etrafında toplamaya, onlara yaptığı işin vüs’atini göstermeye çalışmadı?

Elbette bu yazı bu mevzuyu derinleştirmek için uygun değil. Fakat son yıllarda abartılı bir Abdülhamid imajı çizildiğini, hakikatten uzaklaşmak bahasına bunun yapıldığını görüyoruz.

İşte büyük meblağlar harcanarak yapıldığı anlaşılan TRT’nin yeni dizisi Payitaht Abdülhamid bu abartılmış imaja hakikat mertebesi veren bir yapım.

Baştan başlayalım: Abdülhamid hiç mehter dinlememişti! Mehter marşı da besteletmemişti!

Bunda bir acayiplik yok!

Yakın dönem Osmanlı tarihini azbuçuk bilenler Mehter-i Hakanî’nin Yeniçeri Ocağı’nın kışlalar topa tutularak kaldırılmasından sonra tarihe gömüldüğünü bilirler. 2. Mahmut Mehter takımı yerine Mızıka-yı Hümayun’u kurdurmuştur. Avrupa’dan müzisyenler getirtmiş, marşlar besteletmiş ve onun adına Donizetti Paşa Mahmudiye marşını, bir nevi millî marş olarak bestelemiştir. Sonraki padişahlar da bu geleneği sürdürmüş, her biri için yabancı besteciler, dönemlerinde millî marş muamelesi gören marşlar bestelemişlerdir. (Hamidiye Marşını’nın betekârı ise bir Türktür: Necip Paşa.)

Abdülhamid’in batı müziğine temayülü bilinmez değildir. Hatta onun sarayında yemek teşrifatı dahil batı tesiri ağır basar. Bu yüzden klasik mûsıkîmizle ilgili bir hamlesi olmadığı gibi, mehteri ihya etmek ve mehter marşı besteletmek gibi bir teşebbüsü de olmamıştır.

Ya peki Payitaht Abdülhamid’in hemen başında duyulan mehter marşı neyin nesi? Padişahın Mızıka-yı Hümayun’u vardı ve batı tarzı marşlar çalardı. Burada kıyafetleri doğru fakat, icra ettikleri müzik farklı bir mızıka ile karşı karşıyayız. Aslında bu Mızıka-yı Hümayun mehterle bando arasında bir manzara gösteriyor!

Peki okuyucu soracak: Ya bugün heyecanla dinlediğimiz mehter takımları neyin nesi? İttihatçılar mehter takımını ihya etmek istediler. Millete böylece daha kolay ulaşabileceklerini düşünmüş olmalılar. Tabiî aradan yüz yıla yakın zaman geçmişti. Belki kıyafetler, maddî unsurlar o zamana kadar kalmış olabilirdi, ya repertuar? Klasik mehter repertuarının çok azı billiniyordu. Şimdi dinlediğimiz marşların çoğu İttihatçıların ürettiği marşlardır.

Peki dizicilerin de kullandıkları uyduruk “mehter marşı” neyin nesi? “Madem ki Abdülhamid zamanında mehter marşı besteletmemiş, film icabı biz yüz yıl sonra icad ediverelim!”

Tarihe saygı göstermeye mecburuz. Tahrif edilmiş tarihle bir yere varılmaz, gülünç olunur!

“Payitaht Abdülhamid”in daha başka defoları var. Bunun üzerinde de, fırsat olursa duracağız. 

 

D. Mehmet Doğan: Abdülhamid “Allahın halifesi” miydi?

Neresinden tutulsa sapır sapır dökülen TRT’nin “Payitaht” dizisinde gûya şeyhülislam efendi, Sultan Abdulhamid için “Yeryüzünde Allahın halifesi...” hitabında bulunuyor.

Osmanlı sultanları kendileri için böyle bir tanımlama yapmış olabilirler mi? Daha doğrusu “halife”ler “Allahın halifesi” midir?

Bu Abdülhamid’i yüceltmek için uydurulan salakça bir sözden başka bir şey değil!

Vakıa Osmanlı sultanları “zıllullah-ı fi’l-arzeyn” olarak anılırlar. Bunu “Allahın yeryüzündeki gölgesi” olarak çevirebiliriz. Şimdi hamakatperdazane yorumlar yapılabilir, bu ifadenin arkaplanını söyleyelim.

Peygamber efendimize isnad edilen bir söz var: “Hükümdar, yeryüzünde Allahın gölgesi gibidir, zulme uğrayanlar onlara sığınır. Hükümdar eğer adaletle hükmederse, Allah katında mükafatını alır, zulmederse de vebali onundur.”

Bu söz kendini adalet üzere gören sultanların ““zıllullahıfi’l-arzeyn” sıfatını benimsemelerine yol açmıştır. Nitekim Kanunî Sultan Süleyman da fermanlarında bu unvanı kullanmıştır. Fakat hiçbir halife, tabiî Osmanlı hükümdarları dahil, kendilerine Allahın yeryüzündeki halifesi olarak görmemişlerdir. Bu gûya “tarihî” dizide öylesine ahmakça sahneler var ki, birisi de bu. Güya Osmanlı şeyhülislamı padişah için böyle bir tanımlama yapıyor! Hem de bunu eski tabirle cazgır edasıyla, şimdiki söyleyişle sunucu gibi yapıyor!

Osmanlı şeyhülislâmı kim olursa olsun, bin türlü merhaleden geçtikten sonra bu makama ulaşır. Dinî ilimlerde tartışılmaz otoritedir. Kelâmın hükmünü bilir, sözü yerli yerinde kullanmayı önemser. İçlerinden bir hayli büyük şair çıkmıştır. Dolayısıyla bu dinî kavrayışı rencide eden ifadeyi asla kullanmazlar.

Peki Abdülhamid Allahın yeryüzündeki halifesi olabilir mi? Allah insanları yeryüzünde halifesi olarak yaratmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu mealde âyetler mevcuttur. Yaratılmışların en şereflisi olan insan Allahın yeryüzündeki halifesidir.

Hoşca bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dideyi ekvan olan âdemsin sen

Galip Dede şöyle söylüyor: Kendine iyi bak, sen âlemin özüsün, yaradılışın göz bebeği olan insansın!

İnsanlar yeryüzünde Allahın halifesidir, bu anlamda Abdülhamid de Allahın halifesidir! Fakat burada kastedilenin farklı olduğu ortadadır.

“Halife” ne demektir? Önce bunu bilmek gerekiyor. İlk anlam, “birinin yerine geçen, vekil, halef.” Bu anlamda her mevki sahibi kendinden öncekinin halifesidir. Tarikatlarda şeyhin el verdiği ve kendisinden sonra şeyh olmaya layık bulduğu kişiye de “halife” denilir. Bâb-ı Âli kaleminde çalışan kâtipler de “halife” olarak anılır. (Kâtip Çelebi’ye “Hacı Halife” denmesi bundandır). Aynı zamanda “kalfa, usta yardımcısı” demektir.

Kelimenin bizi burada asıl ilgilendiren mânası şudur: “Hz. Peygamberin halefi, vekili ve müslümanların başı; emirü'l-müminin, İslâm devlet reisi, imam.”

Sultan Abdülhamid devrinin en kudretli Müslüman devletinin reisi olarak halife idi. Ayrıca, Yavuz Sultan Selim’in Kahire’deki son Abbasi halifesi 3. Mütevekkil’den hilafeti devraldığı düşünülürse, Abdülhamid tarihen de halifedir. Fakat, dizide kastedildiği gibi Allahın halifesi değil, peygamber halifelerinin halifesidir!

Abdülhamid’e “Allahın halifesi demek” en önce dinin edebine/adabına aykırıdır. Elbette Abdülhamid’in kendisine böyle dedirttiği kanaatinin oluşmasına yol açar ki, bu da dine son derece riayetkâr padişahın ruhunu muazzeb eder. 

 

Ahmakların Abdülhamid’i

Kulaktan dolma malûmata gerçeklik pâyesi vererek dizi kurgularsanız, ne olur? İşte TRT’nin Payitaht Abdülhamid’i olur!

Bu dizinin Sultan Abdülhamid’inin hakikatle alâkası yoktur. Hakikat dışı bir Abdülhamid’dir ve ancak ahmakların Abdülhamid'i olabilir. Bize hakiki Abdülhamid’i, aklın, zekânın Abdülhamid’ini bilmek, tanımak ve tanıtmak düşer. Bu yolda yapılacak bir dizi her bakımdan faydalı olur.

Aptalca övüngenliklere yol açacak ifadelere yer verilen bu dizi aslında Abdülhamid’i büyütmüyor, ahmakların idrak seviyesine düşürerek alçaltıyor.

Yazık milletin parasına!

Bu dizinin fon müziği “Abdülhamid Han Marşı” Onuncu Yıl Marşı’nın çok kötü bir taklidi. Tekerleme edalı basit ifadeler, vezin hak getire, kafiye perişan. Abdülhamid “kuraba” kurmuş. Gureba hastahaneleri kastediliyor. Daha adını bile doğru dürüst bilmiyorlar. 

Bu meşhur(!) marş “Döşetti Hicaza demiryolları” diye başlıyor.

Sultan Abdülhamid döneminin büyük ve bütün âlem-i İslâmı ilgilendiren muazzam projesi Hicaz demiryoludur. Hicaz’a demiryolu yapılması zaman içinde Osmanlı bürokrasisinin çeşitli kademelerinde dile getirilmiş ve en sonunda konu Padişah’a sunulmuştur. Abdülhamid, Hicaz demiryolunun yapılmasını bir çok cihetten gerekli görmüştür. İşin iktisadî boyutu elbette önemlidir; bu gözden kaçırılmamıştır. Askerî yönü de en az o kadar önemlidir. Fakat asıl öne çıkarılan mukaddes beldelere kolaylıkla ulaşım sağlamak, hacc farizasını ifayı kolaylaştırmaktır. Bu yüzden bu hattın yapımında borçlanmaya gidilmemiş, faize bulaşılmamış, yabancı firmalara ihale düşünülmemiş, tamaman öz kaynaklarla ve başlangıçtaki bazı istisnalar dışında Türk/Müslüman mühendisler ve işçiler tarafından yapılmıştır.

Öz kaynaklardan kasıt da devlet bütçesi değildir. Bunun için en başta Padişah olmak üzere bağışlar yapılmış, bütün İslâm dünyasından destek alınmış ve devlet görevlilerinin maaşlarından bağış olarak belirli meblağ kesilmiştir. Toplanan paraların nerelere harcandığı neredeyse günü gününe açıklanmıştır. Mukkaddes beldelere uzanan demiryolu hattı bu hassasiyetle inşaa edilmiştir.

Peki ne zaman yapılmıştır Hicaz Demiryolu?

1900 ila 1908 yılları arasında. Şamdan başlayan inşaat, Medine’ye 1908’de ulaşmıştır. 1320 kilometrelik demiryolu nisbeten kısa sürede bitirilmiştir.

Abdülhamid dizisi, 1896’da başlatılıyor...Küçük Yunanistan’ın genişlemek için tahriklerini sürdürdüğü bu yılın ardından 1897’de Osmanlı ordusu Yunanlıları perişan etti, Atina’ya dayandı. Hemen Avrupalılar devreye girdi. Fakat dizide zamansız bir başlangıç olarak Hicaz demiryolu seçiliyor. Güya Hicaz demiryolu yaptırılacak...Buna güya İngilizler talip! Haritayı değiştiriyorlar filan! Padişah da İngiliz elçisini tokatlıyor!

Beyler siz Abdülhamid’i ne sanıyorsunuz?

Mahalle kabadayısı mı?

O bir Osmanlı sultanı. Diplomasi onun en önemli araçlarından. Huzuruna herkes elini kolunu sallayarak giremez, girmişse misafirdir, hukukuna riayet edilir.

Elçiye zeval olmaz beyler, padişah elçi tokatlamaz!

Abdülhamid gerçekten büyük bir devlet adamı, fakat bu dizide çok küçük kafalıların elinde kalmış. Bunlar bu kafayla giderse Abdülhamid efsanesini bitiricekler!

Bu haber toplam 15936 defa okunmuştur
  • Yorumlar 8
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim