D.Mehmet Doğan´ın Şölen Açılış Konuşması

D.Mehmet Doğan´ın Şölen Açılış Konuşması
Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan’ın Türkçenin 8.

Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan’ın
Türkçenin 8. Uluslararası Şiir Şölenini açış konuşması:

“Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı balıla yağ ide bir söz”

Keleci bilen kişinin yüzini ağ ide bir söz
Sözi bişirip diyenin işini sağ ide bir söz

Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı balıla yağ ide bir söz

Kelecilerin bişürgil yaramazını şeşürgil
Sözünü usıla düşürgil dimegil çağ ide bir söz

Gel ahî iy şehriyarı sözümüzi dinle bari
Hezar gevher ü dinarı kara toprağ ide bir söz

Kişi bile söz demini dimeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ide bir söz

Yüri yüri yolunıla gafil olma bilünile
Key sakın key dilünile canına dâğ ide bir söz

Yunus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından seni ırağ ide bir söz

Sözün değerinin iyi takdir edildiği bir yerde, bunca söz ustasının cem olduğu bir mecliste ne kendimin, ne bugünün sözünü söylemek istedim.

Yedi asır öncesinden, batıda ortaya çıkan zengin şiir varlığımızın büyük atası Yunus Emre’nin şiiri ile başladım. İstedim ki bu şölende şairlerden önce ilk şiiri ben okuyayım, o da büyük Yunus’dan olsun.
Bu şöleni aziz hatırasına adadığımız Azerbaycan’ın büyük şairi Bahtiyar Vahabzade, Yunus Kervanı şiirinde,

Yeddi yüz ildir ki, Yunis kârvanı
Muhabbet yükile yol gelir hele diyor.

Bugün burada, dünyanın muhtelif merkezlerinden gelip 1992’de yola çıkmış, Bursa, Konya, Almatı, Aşgabad, Girne, Strazburg, Akmescid ve son olarak Yahya Kemal’in şehri Üsküb’de konaklamış bir muhabbet kervanı var. Bu kervan denklerinde, binlerce yıllık dil ve şiir yükümüzü taşıyor. İpekten yumuşak, demirden sert, kılıçtan keskin, altından değerli bu yük. Hava kadar ihtiyaç, su kadar vazgeçilmez, toprak kadar gerekli bir miras bizim için.

Türk dilli halkların şiiri olmasa, böylesine zengin bir edebiyatı, kültürü, sanatı olmazdı.

Yedi iklim dört bucaktan şairler, şiir dostları; Azerbaycan’ın değerli idarecileri, ilim adamları, Türkiye’nin muhterem sefiri ve vazifelileri; selâmlar, hörmetler, muhabetler hepinize.

Bizim için Azerbaycan’da, onun başşehri Bakü’de bulunmak, Türkçenin 8. Uluslar arası Şiir Şölenini geçirmek büyük bir mutluluk.

Bakü bu sene İslâm kültür payitahtı imiş.

Türkçenin uluslararası Şiir Şöleni münasebetiyle şiirimizin de payitahtı olmuştur.

Bu güzel şehirde farklı lehçelerde, şivelerde, ağızlarda şiirler okuyacağız, şiir ve edebiyat üzerine konuşacağız. Gittikçe küçülen dünyada, ülkelerin birbirine yaklaştığı bir kürede, bizi ayıran sınırları aşıp gelen edebiyat ve ilim ehli bir Türk globalizmini, küreciliğini düşünmeden edemeyecek.

Bugün burada, Kırgızistan’dan Almanya’ya, Hollanda’ya kadar çeşitli ülkelerden gelmiş şairler var. Bu şairler biliyor ki biz büyük bir bütünün parçasıyız. Bizi dünya birlikte tanıyor. Coğrafi farklar, tarihi farklar, dil ve lehçe ayrılıklarına rağmen bu bütünlük inkâr edilemez bir hakikat olarak önümüzde duruyor.

17 sene önce gerçekleştirdiğimiz ilk şiir şölenimizde, 1992’de, Bursa’da şiir okuyan Özbekistanlı şair Rauf Parfi’nin sesi hâlâ kulaklarımızda. Geçen yıllarda kaybettiğimiz büyük şairimiz,  “Azerbaycan sen yalnız imessin” diyordu.

Azerbaycan yalnız değildir. Hiç bir ülkemiz, halkımız yalnız değildir. Bunu köklü kültür mirasımız söylüyor, şiirimiz söylüyor, edebiyatımız söylüyor.

O büyük ve zengin mirasın varisi olarak burada bulunan dünyanın dört bucağından gelmiş şairlerimiz söylüyor.

Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam

Nesimi böyle diyor.

Azerbaycan şiiri bugünkü Azerbaycan’a sığmaz. Hatta Aras’ın ötesindeki Azerbaycan da ona yetmez.
Halepteki Nesimî, Sivastaki Kadı Burhaneddin, Erzurum’daki Darir, Mısır’daki Hasanoğlu, Bağdatdaki Fuzulî olmasa Azerbaycan şiiri olur mu? Gelelim yakın zamanlara. İstiklâlin kaybından sonra Türkiye’de yaşayan Azerbaycan şairleri, Resulzade, Mehemmed Sadık Aran, Elmas Yıldırım, Mirza Bala ve diğerleri…

Türk dillerinin, lehçelerinin şiiri, edebiyatı asırlara, coğrafyalara ve siyasi sınırlara sığmaz.

Bugünle yetinmeyelim, günlük siyasete kapılmayalım, dünü iyi bilelim, yarını gözetelim. Geniş ufuklara bakalım. Herkesin beraber olmak için müşterekler aradığı, bulamayınca icad ettiği bir dünyada, farklılıklar, zıtlıklar bulmak için vakit harcamayalım.

Orhun’da taşlar dilimizi konuşmasaydı, Bilge Kağan “Türk budunu ertin ökün!” (düşün, titre, pişman ol) demeseydi, Kutadgubilik bize mutluluk telkin etmeseydi, Mahmud doğduğu Kaşgar’dan binlerce kilometre ötede, büyük bir medeniyet merkezinde, Bağdat’da Divanu lügatit-Türk’ü yazmasaydı…Dedem Korkud soy soylamasa, boy boylamasa idi…

Yesevî’nin, Nevaî’nin, Fuzulî’nin, Bakî’nin, Mahtumkulu’nun, Abay’ın, Tukay’ın dili olur muydu? Manas binlerce onbinlerce mısra ile insanlık maceramızı anlatabilir miydi, İsmail Gaspıralı “dilde, fikirde, işde birlik” der miydi? Cengiz Aytmatov “Bir asırlık bir gün”ü yazabilir miydi?

Nesimi, “Hem sedefim hem inciyim” diyor.

Azerbaycan’ın yaşayan şairi Rüstem Behrudi’nin Üsküp’te, büyük şairimiz Yahya Kemal’in şehrinde, iki yıl önce Türkçenin 7. Uluslararası şiir şöleninde okuduğu şiirden şu mısralar hatırımda kaldı:

O hansı milletdir talihi sırdı
Yüz adla bölündü, yene de birdi

Meni huzuruna bu dert getirdi,
Selâm dar ağacı, aleykesselam

Hem azeriyim, hem türkmenim, özbeğim, kazağım, tatarım, kırgızım… velhasıl Türküm…

Bu toprakların şairi Ramiz Rövşen, gerçekten talihsizdi, geçmiş iki şölenimize davet edildiği halde katılması mümkün olmadı. Şimdi burada şu mısraları da ihtiva eden şiirini okur mu bilmem?

Ya bir geniş yolu tut get
Ya düş ensiz çığırına

Yine Nesimi dili ile söylüyorum:

Çünkü yardan ayrı düştüm bu cihanı neylerem
Yüzbin cefa kılsan bana, ben senden yüz döndürmezem

Biz Azerbaycan’ın istiklâli için gerekirse, canımızı, kanımızı veririz. Bu lâftan öte bir söz. Çünkü sınanmış.

1918’de, Yani 1. Dünya Harbi’nin talihinin bizim için tamamen tersine döndüğü o felaketli zamanda, Mondros mütarekesinin hemen öncesinde, Azerbaycan’da kardeşlerimizin Ermeni ve bolşevik zulmü altında soykırıma maruz kaldığı zamanda, Irak cephesinden çekilen askerler nüve teşkil etmek üzere Kafkas İslâm Ordusu teşkil edilmiş ve bu Türk yurdunun istihlası için bütün Osmanlı coğrafyasından ve bilhassa bugünkü Türkiye’nin bütün vilayetlerinden şehidler verilmiştir.

Bir nevi Osmanlı Devleti’nin sonu demek olan Mondros mütarekesi Bakü’nün kurtuluşundan yaklaşık bir ay sonra imzalanırken, yeni bir devletin başlangıcı bu topraklarda yapılmıştır.

Azerbaycanın istiklali için can verenler arasında benim vilayetim olan Ankara’nın çocukları da ön sıralarda gelmektedir.

Ben Ankaralıyım, daha da yakınlaştırayım, şahsileştireyim, Kalecikliyim. Davut oğlu Mustafa, 1312/1897 doğumlu. Benim öz toprağımdan, doğduğum, Ankara’nın ilçesi Kalecik’ten gelip Azerbaycan’ın istiklâli için savaşmış ve 21 yaşında bu topraklar için canını vermiş.

Davut oğlu Mustafa Kalecik’ten Azerbaycan’a bu ülkenin istiklâli için geldi. O Mustafa ile bu Mehmet’in muhtemelen kökleri bir, yani akraba. Şimdi ben ondan 90 sene sonra, müstakil Azerbaycan’da ebedî bir istiklâl bayrağı olan şiirimizin şölenini yapmak için dünyanın dört bucağından gelen kardeş şairlerle birlikteyim. Bundan büyük mutluluk, bahtiyarlık olur mu?

Büyük şairimiz Mehmed Âkif 1. Dünya harbinin Çanakkale cephesinde savaşan ve şehid olan askerler için destani edebiyatımızın en büyük şaheseri olan bir şiir yazdı. O şiiri bir milli marş gibi Türkiye’de herkes bilir. Emin olun ki, bu yüksek sesli şiir sadece Çanakkale’de çarpışan askerler için yazılmamıştır. Hiç şüphe yok ki, Bakü’nün istihlası için kanını döken askerler için de yazılmıştır:

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökden ecdad inerek o öpse o pak alnı değer.

Kim bu ecdad? İlle büyük hükümdarlar, devlet adamları veya şanlı kumandanlar mı? Mesela Fuzuli atamız da o pak alınları öpmüş olmalıdır. Dilimizin bu coğrafyalarda var olabilmesini sağlayan askerlerin alnından kim öpmez? Kim Mehmed Akif’le birlikte şu mısraları tekrarlamaz:

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın

Bakü’nün istihlası için, Azerbaycan’ın istiklâli için çarpışan ve şehid olan askerlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Sözlerimi bu rahmet niyazı ile bitiriyorum.

Bizim bugün burada bir araya gelmemize vesile olan bütün geçmiş şairlerimize binlerce rahmet.
Bu haber toplam 1012 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim