Demavend Dağında ağır bir destan

Eyyüp AZLAL

Nasıl anlatılır bu ağır destan...

Kalbine ateş düşer gibi kar düşer Demavend dağına. Tahran’ın kuzeyinde Elbroz sıra dağlarının en büyüğü ve sönmüş bir volkandır Demavend Dağı. Bu dağın zirvesinde Feridun ve Dahhak ve Feridun’a yardım eden Demirci Kava’nın destanına şahit olmuş bütün dünya. Bu dağın zirvesine çıkmadan bu destanı anlamak zor gelir.

Yaslandım çaresizce patika yollarına Demavend Dağının. Yeşil bir dağ patikasından çıkabileceğim yere kadar çıkıyorum. Kafamı yukarıya kaldırdığımda yukarıları bir Nuh Tufanı gibi kaplayan sisleri ve yavaş yavaş yağan karı alnıma düşen taneciklerden hissediyorum.

 Zirve’den göç etme vakti başlıyor köylülerin. Reina köyüne kış gelince köylüler de Demavend dağından aşağılara doğru iniyor. Asıl köyleri aşağıda. Yayla’dan erken iniyorlar. Köylerine  yetişememe  telaşı sarmış köylüleri.

Demavend Dağına patika yolda bakadurdum. Köylülerin en arkasında kalan yaşlı bir adama selam veriyorum. Ey ihtiyar nedir bu hengameniz? Adı Namjo olan bu pir-i faninin  Horosan rüzgarına kapılmış saçları,  İsfahan diyarından mı gelmiş edasını  merak ediyorum. Ne Süleyman’ın  esiri ne Selim’in kulu. Kimse bilmez bizi bir şah-ı kerimin kulu dercesine buranın mukimi yani yerlisi olduğunu söylüyor.  Binlerce yıldır yazları dağın yaylasına, kışları da kışlağına inerlermiş. Reina köyünün bu en yaşlısına “Pir-i Fani” diye sesleniyoruz. Deyişimize tebessüm ediyor.

Pir-i Namjo’ya Dahhak’ı sordum. Hani şu Feridun’un babasını öldüren ve beynini omuzunda çıkan yılanlara süren. O yılanları daha sonra çocukların beyinleriyle susturan hükümdar. Geçmişin kara yüzlü adamı Dahhak’ı sorma bana, diye kükredi pir-i Namjo. Dahhak ki kar fırtınası gibi, ölüm cehennemi, hayır hayır  ölü bedenler üzerine yatmış yaşlı bir ejderhadır o. Onu sormayın bana, sormayın ne olur. 

Peki ya Feridun’u sorsam ya da onu iktidara taşıyan Demirci Kava’yı. Sığınağını bulmuş yersiz ve  yurtsuz insanlar gibi rahatladı Pir-i Namjo.  Ah tanımlamalar! Terk edemedik eski kahramanları. Kimisi iyi kimisi kötü. Günümüze kadar devam eden insan tanımlamaları böyle geçiyor.

Yaşlı adam yani Pir-i Namjo’ya diyorum ki böyle sevineceğini bilseydim. Daha erken söylerdim isimlerini Feridun ile Demirci Kava’nın. Neden sevgini, mutluluğunu talan edelim. Biraz suskunluk ve geride kaldığını gören yakınlarının “Çe ra ne miyayi” neden gelmiyorsun.?”

“Şoma boro. Men miyam... Siz gidin ben geliyorum.”

                Biraz suskunluk. Ve gözyaşlarına katık ederek   anlatmaya başadı destanı.

“Feridun,  Demirci Kava’nın  Dahhak’ı öldürmesinde sonra tahta çıkmış olan Pişdâdiyân sülalesinden altıncı hükümdarıdır. Feridun Cemşîd’in soyundan gelen Abtîn’in  oğlu.  Zalim Dahhak saltanatı için tehdit olarak gördüğü Abtîn’i öldürtmüş ve beynini de omuzlarında yaşayan yılanlara yedirmiştir.  Ferdidun’un annesinin adı da Ferânek’tir.  Feridun, dünyaya geldiğinde Permâye adındaki bir inek de dünyaya gelmiş;   omzundaki yılanları çocuk beyinleri ile susturup besleyen zalim Dahhâk, Feridun’u da yakalatıp öldürmek istemiştir. 

Ferîdun’un annesi Ferenak, Permâye adındaki ineğin bakıcısına giderek Ferîdun’u ineğin sütüyle beslemesi için onun yanına bırakır. Üç yıl sonra Dahhâk bunu da öğrenir. Bu defa Feridun’un annesi çocuğunu geri alarak Demavend  dağına götürür, orada dindar bir kişiye teslim eder.

                Demavend dağında dindar bir adamın himayesinde büyüyen Feridun on altı yaşına girince annesi ona babasının nasıl öldürüldüğünü anlatır. Bunun üzerine Feridun babasının intikamını almak için hazırlanmaya başlar. O esnada Kava da Dahhâk’a karşı ayaklanmış Zalim Dahhak’ı öldürdükten sonra Ferîdun’un yanına gelip onu padişah olarak ilân etmiştir. Bu nedenle Feridun bir ölçüde Dahhak’ın öldürülmesini planlayan bir kişi olarak da karşımıza çıkmaktadır.

                Şehname ’ye göre Demirci Gave’nin Dahhak’ı demirci örsü ile öldürmesini de Feridun planlamış, Gave, Dahhak’ı öldürünce Cem’in soyundan geldiği için Dahhak’ın yerine tahta çıkmıştır. 

                Pir-i Namjo, benden bu kadar dercesine “Hüda hafız” vedasıyla yanımızdan ayrılıyor.

Bu tabi iyilerin anlattığı iyi kahramanların hikayesi. Mihrican bayramını da anlattı ihtyar amca. Feridun’un Dahhak’ı yendiği gün. Mihrican günü. Eylül’de. Nevruz gibi. Nevruz da Mart ayında. Neden Nevruz’u söyledim? Bilindiği gibi Nevruz’un bayram günü olarak ilan edilmesi Cem’in tahta çıktığı gün olarak da anlatılmaktadır. Bu yüzden.

Bu destanın defterini usulca kapatıp Demavend dağına Hayali’nin şu beytiyle veda ediyoruz.

Kem habâbım bâdenin vermez Feridun tâcıma

Gûşe-i kûy-ı harâbât içre bir efgâr mest             

 Hayâlî

 Mealen şöyledir şiir:

Ben harabat köşesinde öyle bir efkârdayım ki, Feridun’un tacına dahi ihtiyacım yoktur.  

Bu yazı toplam 17 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim