Deniz Adnan Çoban'dan: Hoca Alaeddin Yavaşça

Deniz Adnan Çoban'dan: Hoca Alaeddin Yavaşça
Meşk zincirinin son halkası Dr. Adnan Çoban 1994 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Korosunu çalıştırırken, tıp bayramında Alaeddin Yavaşça’nın eserlerini programa koydum.

Ama benim gözlerim o kadar kalabalığın arasında yalnızca hocamı arıyordu. Bir yandan “hoca herhalde bu kadar işinin arasından fırsat bulup da gelemez” diye hüzünleniyor, bir yandan da “kim bilir belki de gelir” diye ümitleniyordum. Artık gelmez diye düşündüğüm bir anda hocam salona giriverdi. İnanın o an, hayatımda en mutlu olduğum anlardan biridir. Hocanın gelmesi büyük sükse olmuştu koromuz için. Eserleri başarıyla seslendirmiş ve hocanın da övgülerine mazhar olmuştuk.

Bir geleneğin sarsılmaz üstadı

Allah bize milletçe çok büyük nimetler ihsan eylemiştir. Bunlardan bir tanesi de Türk Musikisidir. Yüzyıllar öncesinden gelen bir birikimin ürünü eski musikimiz. Kalpten kalbe, gönülden gönüle döküle döküle gelmiştir bu güne. İşte o büyük gönüllerden biri de Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça’dır.

Türk musikisinde meşk geleneğinin sarsılmaz bir yeri vardır. Meşk, bir musiki eserinin bir üstat veya bestekâr tarafından tedricen çalınıp okunmak suretiyle bir talebeye öğretildiği sistemin adıdır. Notanın ve ses kayıtlarının henüz olmadığı bir dönemde musikimizin sonraki nesillere ulaştırılmasında bu gelenek büyük rol oynamıştır. Ayrıca, bir bestenin bazılarının nota işaretleri ile ifade edilmesi mümkün olmayan incelikleri ve tavır-üslup kazanmak da meşk sayesinde mümkündür. Talebe hocasının dizinin dibinde eserleri meşk eder. Hoca söyler o tekrar eder ve eseri önce hıfz eder sonra idrak. Ama bir merhale vardır ki her sanatkâra nasib olmaz. O da nağmelerin gönüle ve kalbe sirayetidir. Dr. Alaeddin yavaşça işte böyle bir sanatkârdır. Bu özelliği ile de yüzyıllardır süren meşk geleneğinin son halkası olmuştur. Hatta birçok pınardan beslenen bir deryadır Alaeddin Hoca.

Kimler yok ki bu deryayı besleyen. Eski devirlerden Tanburi İsak, Dede efendi, Zekai Dede. Biraz daha yakın dönemde yine bir tabip olan, büyük bestekâr ve müzikolog Dr. Suphi Ezgi, 20. y.y. Türk Musikisine damgasını vurmuş Hafız sadettin Kaynak, şarkı icrasını adeta yeni baştan yaratmış Münir Nurettin Selçuk, bestelerini layıkıyla icra etmenin büyük ustalık gerektirdiği ve hocamızı manevi olarak da beslemiş olan Zeki Arif Ataergin.O bir musikisi abidesi gibidir. İcrasında tarih, şiir, estetik, ruh ve her şeyden daha mühimi gönül telini titreten bir yakıcılık vardır. Eserleri her icrasında adeta yeniden besteler.

Ölümsüz şarkıların bestekârı

Alaeddin hoca günümüzde en çok dinlenen bestekârların başında geliyor. “Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok”, “Boğaziçi şen gönüller yatağı”, “Ağlar gezerim sahili”, “Kız sen ne güzelsin sana gençler tapacaklar”, “Sevgi deli gönülden gönüle bir akıştır” onun dillerden düşmeyen bestelerinden sadece birkaçı. Hocamıza Türk musikisine verdiği hizmetlerden ötürü müzik dalında 2008 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü layık görülmüştür. Ona hangi ödül verilse azdır. Ömrünüze bereket hocam.

10 Haziran 2011 Star

Bu haber toplam 441 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim