• İstanbul 19 °C
  • Ankara 20 °C

Dilâra Coşkun: "Bir İmkânsız Ölüm Denemesi"

Dilâra Coşkun: "Bir İmkânsız Ölüm Denemesi"
"Bir İmkansız Ölüm Denemesi"ndeki dikkat çeken nokta ise dili kullanım şeklinde değil dili gösteriş şeklinde olmuş.

Remzi Şimşek, 2014 yılında yayınladığı "Borges mi Ben mi" hikâye kitabı ile ilk kitap için yüksek olduğu kesinlik arz eden bir noktadan giriş yapmıştı. Bu yüksekliğini roman türünde de muhafaza etmiş görünüyor; 2015'in son ayında İz Yayıncılık'tan çıkan "Bir İmkânsız Ölüm Denemesi" ile.

Şimşek, hikâye kitabında dil'i kullanım biçimiyle dikkati çekmişti; felsefi, sanatlı, "oyun"lu, "yalan"lı, gerçek ve hayalî bir dil. Okurunu en çok sorduğu sorular ve dil üzerinden kendine çeken kitabında ağdalı bir dile de bulaşmamıştı ama. Anlattıkları fazlasıyla deneme olma riskini taşıyor olsa da hikâye ile denemenin sınırlarını şaşırma tuzağına da düşmemişti.

"Bir İmkansız Ölüm Denemesi"ndeki dikkat çeken nokta ise dili kullanım şeklinde değil dili gösteriş şeklinde olmuş. Kitap, konuşma dili yoğunluklu bir kitap ve ilk kitaba göre gayet sade dilli. Fakat bu sadelik okurun dikkatini zorlayan bir yazım serbestliği ile (konuşmalar arası sadece nokta olması, başlarda kimin kim olduğunun ve kimin hangi sözü söylediğinin anlaşılmaması, konuşmalar arasına giren anlatıcının zihni gibi) beraber bulunuyor ve bu dağınık ve "kuralsız" anlatım belki de ancak sade bir dil ile kaldırılabiliyor.

Sahaf Âlim, mekanik saat ustası Cemal, demirci Celal ve gurme Kudret, Âlim'in milenyuma girerken İstiklal Caddesi'nde bayılması ile bağlantılı olması muhtemel olarak mesleklerini ifa edemez hale geliyorlar. Âlim harflerin dağınık ve bulanık görünmesiyle okuyamaz oluyor, saat ustası kıymetli bir köstekli saatin tamirini gerçekleştiremiyor. Demirci bıçağın kıvamını, sonradan halkın yemek yiyebileceği mekanlardan haberler yapan gurme Kudret ise pilavın kıvamını tutturamamaya başlıyor. Yaklaşık sekiz sene sonra ise, titizlik, aşk ve "mükemmele ulaşma gayreti"nin sonucunda her biri yitirdikleri yeteneklerini yeniden ediniyorlar.

Tüm bu hikâye roman içindeki hikâyede geçiyor. Roman içindeki hikâyeyi yazan, yani başından geçenleri tutan ise sahaf Âlim. Ondan habersiz şekilde bir arkadaşı tarafından yayınlanan kitap üzerine söyleşi yapmak isteyen gazetecinin, Âlim'in reddi üzerine hikâyedeki diğer üç meslek sahibi ile söyleşisi, romanın bir diğer bölümü. Bu söyleşi ile roman kendisini tamamlıyor, eksik kalan yerleri kendisi dolduruyor, akılda kalan sorulara cevabı kendisi arıyor. Söyleşiyi gerçekleştiren gazeteci, Cemal'i suya, Âlim'i toprağa, Celal'i ateş'e, Kudret'i ise havaya benzettiğini ifade ediyor. Bu ifade hem meslekleri hem kişilikleri için uygun bir benzetme oluyor.

"Her işin başı su" diyerek bitiyor roman. Bu ise saat ustasının saati tamiri ile diğer meslek sahiplerinin de mesleklerini yapabiliyor oluşuna yorumlanabilir gibi. Bir köstekli saatin, saate bir aksesuardan öte anlam atfedilmeyen bir zamanın ortasında tamiri, her "usta"nın elinin emeğini, gözünün nurunu nihayete erdirmesi ve bir "sır"ra ermesine sebep oluyor belliki. Sahaf Âlim, çıkardığı yangından sonra yanan kitaplardan arda kalanların arasından Kur'an-ı Kerim'i alıp okuyabiliyordu. Saat ustası Cemal ise söyleşide bunun (yakmanın) başka bir sır olduğunu ifade ediyordu. 

Romanın çarpıcı yanları, hem bu hikâyesinde hem de kendi yazdığını kendi açıklayan, dağıttığını toparlayan, havada kalanı oturtan yanında. Kendisi hakkında "söyleşi"ye bile yer bırakmayan yanı ise bu yazıyı da silip atar mı yoksa?

 

Dilâra Coşkun 

Bu haber toplam 1977 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim