• İstanbul 22 °C
  • Ankara 24 °C

Dilâra Coşkun'dan: Ankara: Bir meçhul mü?

Dilâra Coşkun'dan: Ankara: Bir meçhul mü?
Bu kitap bir Ankara hazinesi!

Ankara: Memur şehri! Soğuk yüzlü, ciddi ve dünyayı kurtarıyormuş edasında yaşayan memurların şehri.

Ankara dediğinizde hanginiz buna benzer sözleri işitmedi ya da hemen arkasından kendisi bunları söylemedi?

Başkent olmasının dışında bir vasfı olmadığı iddia edilen, tanınmayan, tanıtılmayan bir şehir Ankara…

Bu durumda, bu şehri ancak bir Ankaralının, gerçek bir Ankaralının anlatabileceği sarahate kavuşmuş oluyor. Ankara’da doğan, ömrünün büyük bir kısmını Ankara’da geçiren, şehrin dününü de bugününü de görmüş, tarihine vakıf, işte tam bu nedenlerle de kitabına “Ömrüm Ankara” ismini seçen bir Ankaralıya, yani D. Mehmet Doğan’a düşmüş oluyor bu anlatma görevi…

O, ömrünü nasıl ki Türkçe’ye verdiyse, nasıl ki Mehmet Âkif’e verdiyse ve bugün büyük oranda farkında olunmayan bir biçimde nasıl ki Mehmet Âkif’in gündemden düşmeden; siyasetçisinden, bürokrasisine her dilde ve her gönülde yer almasında onun ve kuruluş olarak Yazarlar Birliği’nin katkıları büyükse, işte yine aynı şekilde Ankara’nın aslı ile gündeme gelmesine de ömrünü vermiş. Yıllarca çeşitli gazetelerde köşe yazıları yazmış, Ankara’yı anlatmış, Ankara yönetiminde söz sahibi olanların yanlış politikalarını eleştirmiş, yol göstermiş…

Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın 27 Aralık’ta gelmiş olması dolayısıyla resmi kutlamalar yapılırken, Mehmet Doğan ve arkadaşları, Taceddin Dergâhı’nda sessiz sedasız bir şekilde Mehmet Âkif’i ölüm yıl dönümü vesilesi ile hatırlatmaya devam etmişler.

Sefer Göltekin, “Bursa’da Yaşamak” kitabında, Bursalıların Osman Gazi’yi, Murat Hüdavendigar’ı andıklarını anlatırken “Anmaların anlamaya uzanan bir yol olduğunu biliyor bu şehir” diyordu. Ankaralıların bu anmalar ile anlama yolunda ne kadar yol kat ettiklerini bilebilmek elbet biraz zor ama bu yolda gösterilen çabalar göz ardı edilemeyecek derecede.

Evet, Ankaralılar Ankara’yı ne kadar tanıyorlar, ne kadar koruyorlar? Ankara’da, Ankara’yı tarihi ile birlikte yarına taşımak adına neler yapılıyor?

Öncelikle şuradan başlamak gerekiyor sanırım:

Son yıllarda belediyelerin fizikî ve sosyal belediyecilik kavramlarının ötesine geçerek, yani bunları aşarak kültürel belediyecilik kavramı çerçevesinde hareket etmeye başladıkları görülüyor. Belediyeler o şehrin maddî ve manevî tüm kimlik öğelerini korumak, kaybolmaya yüz tutan-unutulanlarını gün yüzüne çıkarmak, onlarla yaşamak ve yarına taşımak adına birçok çalışmalar yapıyorlar. Bu işleri çok iyi yapan belediyeler var. Belediye olarak bu çalışmalara para ve zaman harcamanın ne gibi bir anlamı olabileceğini iyi kavramış belediyeler bunlar. O şehirde yaşayanların, şehrin tabii bir parçası olması; şehri önce tanıması, sonra sevmesi ve sonuç olarak da koruması için o şehrin sadece fizikî ve sosyal olarak kalkınmasının yetmeyeceğini anlamış durumda olanlar…

Peki, Ankara’da neler yapılıyor bu anlamda? Bu soru bir soru değil mi yoksa?

O vakit anlamış oluyoruz, Ankaralının Ankara’yı tanımıyor oluşundaki sebeplerden birisini…

Bir şehrin içinde yaşayanlar aslında o şehre en uzak olanlar kimselerdir bazen. Zira her gün adımlanan sokaklar, mahalleler görmeyen bir gözün es geçmesiyle yaşanıyor. İşte bu gibi durumlarda yerel yönetimlerin hem koruma hem de benimsetme adına yapacakları her türlü çalışma önem kazanmış oluyor.

Ankara daha farklı bir koruma ve tanıtılma imkânına sahip olsa idi hem şehir sakinleri hem de şehir dışındaki insanlarca daha iyi bilinmez miydi diye sormak hakkımız değil mi?

Ankara’yı tanımak adına kitabın sayfaları arasına karışalım o halde:

 

“Ankara’nın ruhu: Ahilik”

Ahiliğin eskiden Ankara Vilayeti sınırları içindeki Kırşehir’de doğduğu, kurucusunun Ahi Evren olduğu bilinir ama Doğan’ın değimiyle ahiliğin en fazla nüfuz ettiği yer Ankaradır… At Pazarı ve Koyun Pazarı ise ahiliğin Ankara’daki en fazla görünür olduğu yerler…

Ankara’nın iktisadî yapısında ise Tiftik Keçisinden üretilen “sof”un ayrı bir önemi varmış.. Bu keçi İngilizler 19. Yüzyılda Afrika’da yetiştirmeyi başarana kadar Ankara’nın tekelinde olan bir hayvan ve tabii “sof” da yine Ankara’nın tekelinde olan bir kumaş imiş.

İktisadî yapılanmanın dışında ahiler şehri de mamur etmişler. Mesela Ahi Şerafeddin Camiî- Arslanhane Camiî bunlardan birisi olarak- Ankara’nın en büyük camisi olarak- hâlâ varlığını sürdürüyor. Doğan bu cami için, “Bütün şehirlerin büyük camilerini ya padişahlar yaptırmıştır, sultanlar yapmıştır; ya da beyler, paşalar yaptırmıştır. Ankara’nın en büyük camiini ne hikmetse işte bu Ahi reislerinden Ahi Şerafeddin yaptırmıştır. Aslanhane Camii eski Ankara’nın en büyük camisidir. Gerçek anlamda “ulu camii”dir. Ankara gerçekten farklı bir tarih yaşamış. Tarihin bir döneminde de Ahiler şehrin hâkimi olmuş. Ve onlar her işle uğraştıkları gibi, bu şehrin en büyük camisini de yapmışlar.” diyor.

Ahi Elvan Camiî, Yeşil Ahi Camiî, Ahi Tuğra Mescidi, Ahi Yakup Camiî gibi yapılar da yine Ahiliğin Ankara’yı nasıl mamur ettiğinin delili olarak sunuluyor. 

 

Ankara: İstanbul’un ”hemser”i

“İstanbul’u esas olarak Ankara fethetti”

Evet, bu cümle Doğan’a ait… Kimseyi şaşırtmasın! Aslında bilinen bir gerçeğin daha sarih bir cümle ile ifadesi bu.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinde Akşemsettin Hazretlerinin katkısını bilmeyen yok. İstanbul’un mânevî fatihi Akşemsettin, Hacı Bayram-ı Veli’nin müridi idi ve Fatih Sultan Mehmet’i fethe hazırlamıştı. İstanbul fethedileceği zaman ise Hacı Bayram-ı Veli’nin 20 bin kadar dervişi orduya katılmıştı. Tüm bunlar İstanbul’un fethinde Ankara’nın öncü durumunu ortaya koyuyor olmalı!

 

Hacı Bayram-ı Veli

Ankara ifade ettiğimiz gibi bilinmeyen bir şehir. Bu bilinmezliğinde cumhuriyet döneminde bilhassa üstünün kapatılmasının da tesiri büyük.

Ama Ankara’da kimsenin reddedemeyeceği bir değer bulunuyor.

Bu değer Ankara’yı Ankara yapan değerlerin başında geliyor: Hacı Bayram-ı Veli…

Ve Ankaralı şükür ki onu hiçbir zaman yitirmedi. Düğün, bayram, sünnet, ölüm gibi başlarına gelen hadiselerde ziyarette bulundukları bir şahsiyet olarak bugüne kadar taşıdı.

Onun, şehir yapılırken şehrin mâneviyatının da oluştuğuna işaret olan sözleri, bugün ona olan ilginin o günden bir ifadesi miydi acaba diye düşünmeden edemiyor insan:

Nagehan ol şara vardım

O şarı yapılır gördüm

Ben dahi bile yapıldım

Taş ü toprak arasında

 

Ankara: Bir meçhul değil!

Ankara’yı bir Ankaralıdan okumak için, Roma’dan Selçukluya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar geçirdiği evreleri izlemek için, şehrin bugününe dair izlenimlerden haberdar olmak için Ömrüm Ankara’yı, Ankara kitapları arasında müstesna bir yer teşkil edeceği belli olan bu eseri, kütüphanelerimizde titizlikle muhafaza etmeliyiz.

Ankara’yı bir tarafın tümden baştan yaratma çabaları ile bir tarafın tümden reddetme savaşı içinde bir meçhul olmaktan çıkarmalıyız. Bunun için bu kitap bir Ankara hazinesi…  

 

D. Mehmet Doğan, Ömrüm Ankara- Bir Ankara Şehrengizi, Yazar Yayınları, Aralık 2014 

Bu haber toplam 1368 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim