Dini İslam- İdeolojisi İslamcılık

Rüstem BUDAK

“Din ideolojiye dönüşmez ise biter.”

      Ali Şeriati

İslamcılık son iki yüzyılda İslam'ı kabul eden, yaşayan insanların siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal alandaki mücadelelerine yapılan tanımlama. İslam’ı merkez alan ve bu çizgiden hareket eden ideolojik bir duruş... Bu tanımlama Türkiye'de de kendine yer bulmuş ve kabul edilmiştir. İslam’ın müslümanlar nezdinde farklı farklı yorumları yapılmaktadır. İslamcılık İslam’ın bu çağdaki yorumlarından, duruşlarından, tavırlarından ve tasavvurlarından biridir.

Bu çerçevede İslamcılık nedir? şeklindeki bir soruya cevabımız şu olacaktır:

İslamcılık; İslam’ın bu çağdaki ibda, ihya, inşa ve aşma çizgisindeki yorum çabasıdır. Bu yorum tarihsel süreklilik ve yenilik içinde zorunlu bir sonuçtur. Dinin tüm zaman ve mekânları kuşatan yorumlama çabalarının sonuçlarındandır. Önce düşünsel sonra siyasal alanda oluşan gerileme ile ortaya çıkan sürece ilişkin bir itiraz, isyan çabasını içinde barındırır.

İslamcılık; Hz. Âdem’den bu yana gelene tevhid çizgisinin bu çağdaki var oluş çabalarından biridir. Bu mücadele kesintisiz devam etmektedir, edecektir. Bu çizginin müntesipleri bu davayı bugün için hassaten adı kapitalizm, sosyalizm, nihilizm, ateizm, liberalizm gibi birçok farklı isimle adlandırılan ama özünde aynı anlayışı barındıran ideolojilerin insanlığı ifsad etmedeki girişimine karşı bir mücadeleyi içerir.

İslamcılık; müslümanların içerden gelenekçilik- muhafazakârlık- atalar dini yaklaşımına, dışardan ise hassaten Batı’dan gelen İslam’a ve müslümanlara yönelik işgal, ilhak ve imha mücadelesine karşı özellikle son iki yüz yıldaki direniş çizgisidir. İç çürümüşlük, sapma, çözülme, katılaşma, zedelenmeyi, islamohobik süreci ıslah çabası ile birlikte dışardan askeri, ekonomik, manipülasyon, kültürel, oryantalist, islamofobik süreçlere karşı bir tavır olarak vardır.

İslamcılık, İslam’ın hayatın ve zamanın tüm alanlarına yönelik bir hüküm ve fıkıh mücadelesidir. Müslümanlar tarihsel süreç içerisinde İslam’ı yorumlamada büyük krizler yaşadılar. Bu krizlerden en büyüğü İslam’ın hâkimiyet sahasıdır. Özellikle son yüzyıllarda siyaset ve ekonomik süreçlerin dışında İslam’ı konumlandırma çabası bulunmaktadır. Oysaki İslam hayatın her alan, özne, nesne, alan, saha, bölüm ayırt etmeksizin bütünü kuşatan, saran, sarmalayan bir ruh ve pratik önermesini içinde barındırır.

İslamcılık, İslami yenilenme çizgisi dâhilinde birey, toplum, devlet ve medeniyet çizgisini İslami olarak dizayn etme gayretidir. Yerli ve yabancı birçok kesimin arzuladığı salt bireyci İslam anlayışının ötesinde tüm hayatı kuşatan bir ideolojik tasarımdır, islamcılık.

İslamcılık, İslam- müslüman dışı âlemdeki insanlık tecrübesini görmezden gelmez. Doğu- batı, kuzey- güney, gelişmiş- az gelişmiş ayrımları yapmaz. İnsanlığın topyekûn tecrübesini gözetler, tanır, araştırır, eleştirir, red eder, kabul eder. Bunu yaparken temel miyarı tevhidi kullanır.

İslamcılık, Türkiye’deki osmanlıcılık, milliyetçilik, batıcılık ideolojileri ve bunların türevleri ile diğer müslüman halkı olan ülkelerdeki benzer akımlardan beridir. Bu ülkede birçok kurtuluş ideolojisi ortaya çıkmıştır. Ancak gerçek anlamda Türkiye ve İnsanlık için anlam ifade eden ideoloji; İslamcılıktır.

İslamcılık; Sünni saltanat ideolojisi ve Şii imamet mitolojisi etrafındaki müslümanların içindeki akıl tutulmasından uzaktır. Müslümanların tarihi bu iki düşünce ve pratiğin kuşatması altındadır. Bunun açılması ancak şura temelli demokratik bir zeminin bireysel, toplumsal, siyasal alanda tahkim edilmesi ile mümkündür. Demokrasi İslamcıların sahiplendikleri ve pratize etmeye çalıştıkları insanlık birikimidir. Emperyalizm müslümanların demokratik zeminde yeni bir toplumsalllık ve siyasallık oluşturmasını engellemek için her türlü engelleme, baskı ve kumpaslar ile mücadelesini sürdürmektedir. Müslüman dünyada demokratik sistemler kurulmadıkça krizler çözülmeyecektir.

Afganistan- Irak- Suriye- Mısır- Libya- Yemen- Suudi Arabistan- Pakistan ve diğerleri...

Müslüman dünya demokratik yönetim sistemini oturtmadıkça krizlerden kurtulmayacaktır.

İslami Demokratik Sistem talebi, Batılıların projesi değil Müslüman hakların talebi olarak gerçekleştirilmelidir. Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım kitabıında şunu söyler: “Karl Popper, son tahlilde sadece iki devlet şekli bulunduğunu söylerken haklıydı: Biri yönetimin oyla götürülmesinin mümkün olduğu devlet, diğeri ise bunun mümkün olmadığı devlet. Demokrasinin ana kriteri bundan ibarettir. Kelimeler ve isimler hakkında tartışmanın anlamı yoktur. Eğer otoriteler, hem nazari hem de ameli olarak görevden alınmaları imkansız olacak şekilde tesis edilmişlerse bu diktatörlüktür, tiranlıktır. Başlangıçta böyle olmasa bile zamanla o hale gelecektir. Görevden alma imkanı, bizi en çok meşgul eden iktidar partisi, sağ, sol, işçiler, kapitalistler ve saireden daha önemlidir. Değiştirilebilecek olan her yönetim, halkının memnuniyetini sağlamak üzere hareket etme noktasında son derece güdülenmiş durumda olur. Bunun tersi de geçerlidir. Eğer görevden alınamıyorsa en iyi yönetim bile, iyi kalmak üzere güdülenmiş olmadığı için bozulur.”

İslamcılık; anti-emperyalist karakteri ile yerel ve küresel emperyalistleri tehdit eden ve bunların hâkimiyet çabasını kıracak yegâne düşünce ve eylem çizgisidir. Emperyalistler dünyadaki kurdukları sistemi tehdit eden dinin İslam, ideolojinin İslamcılık olduğunu çok iyi biliyorlar. Bundan dolayı bu tehditi önce baskı, sonra uyum çabaları ile kontrol etmeye çalışmakatadırlar.

İslamcılık, kapitalizm veya sosyalizm gibi küresel emperyalizme aparat olan solcu veya sağcı aklın eklemlenme çabalarına karşıdır.

Bugün bazı kişi ve kurumları İslamcılık ile ilişkilendirip, bunlar üzerinde müslümanların ve insanlığın yegâne kurtuluş ve diriliş çizgisi olan İslamcılığı anlamaya çalışmak, bunlar üzerinden mahkûm etmek, hiç anlamadığı halde anlıyormuş gibi yapmak, sığ aklının heyulasında değerlendirmek beyhudedir.

Evet, din olarak İslam ve ideoloji olarak İslamcılık bizi tevhid, adalet, özgürlük, ahlak ve emek temelinde yeniden diriltecek çizgidir.

Ne yazık ki Türkiye’de İslamcılığın ne, İslamcıların kim olduğunu bilmeyen, kulaktan dolma ezberlerle konuşan, bunun yanında açık düşmanlık yapanlar yanında eski islamcı olarak geçinenlerin manipülasyonlarıyla yanlış tanımlanmaya devam ediliyor. Bugünlerde
Türkiye'de devlet veya sivil alanda yapılan ve söylenen ne kadar kötülük, ne kadar zulüm, ne kadar boşluk, ne kadar çelişki varsa hepsinde İslamcılar suçlanıyor. Türkiye'deki en yalan, en sahte, en illüzyon, en ucuz, en yapay, en iftira, sözlerden biri; yapılan kötülükleri ve
kötülük yapanları İslamcılar diyerek  suçlamaktır. Bugün Türkiye'deki kazanımlarda İslamcıların söyledikleri ve yaptıklarının çok büyük katkısı vardır. Bir şeyler olacaksa; yine en büyük ümit ve çıkış İslamcılardır.

Türkiye’de kimlerin İslamcı olduğu, kimlerin olmadığı hususu ile ilgili farklı okumalar ve iddialar vardır. Herkes bu tanımlamanın içinde olmak zorunda değil. Batı için her müslüman İslamcılık potasına girerken müslümanlar kendi aralarında bu kapsamayı kabul etmezler. Kendilerine İslamcı denilen bir kişi ve kurum İslamcılığı kabul etmeyecekler, hatta çoğunluğu lanetleyecekler. İçlerinden kin besleyenleri bile var. Hangi kesimin İslamcılık ile olan mesafesini, ne olduğunu yayın organlarını okuyanlar bilirler. Ama kendini bu şekilde tanımlayanlara da sen böyle tanımlayamazsın diyemeyiz. İslamcı olmayan Müslümanlar da vardır. İslamcılık; bu çağdaki müslümanların çıkış- değişim- yenilenme iradesi ve algısıdır. İslamcılık, bu çağda akım-mezhep- yol- tasarım- tasavvur olarak oluşturulmuştur. İslamcı olduğunu iddia etmeyene İslamcı dememeliyiz. Genel anlamda her müslüman İslamcı olmayabilir, ama her İslamcı müslümandır.

İslam dünyasındaki krizin devamını İslamcılara bağlayan iç ve dış güçlü bir propaganda vardır. İslamcıları tümüyle bunların müsebbibi saymak haksızlık olur. Yaşanan kaosu çözmek istediler- istiyorlar. İslamcılığın son ikiyüzyıllık mücadelesini geçmişte olduğu gibi terör- şiddet eksenli bir mücadele olarak tasvir eden ve günümüzde tamamıyla ezber şekilde El- Kaide/IŞİD tasavvuru ile değerlendiren bir ifade çabası vardır. Yüzlerce grup ve yapılanma var. Birinin yaptığını hepsine mal edemeyiz. İslamcılık, İslam dünyasının dirilişinde önemli rolü vardır ve olmaya devam edecektir.

İslamcılığın kriz alanlarından biri nihai hedefi insanlığın hidayeti, adaletin ikamesi, tevhidin temele oturtulması değil, devletin- otoritenin- iktidarın ele geçirilmesidir. Dipten gelene dalganın temsilcisi olmayı bırakıp siyasallığa mahkûm anlayış belli bir süre sonra tıkanacaktır. Dert, hadef, gaye aslına rücu etmedikçe Müslümanlar ülkenin umudu değil sürekli kaos üreten yapının parçası olmaktan öteye geçemeyecekler.

Müslümanların yeni yol arayışı varsa başka islami kaygılarla kurulmuş yapılarla yoksa yeni yapılanmalarla olmalıdır. İslamcılar eklemlemeden bir mücadele çizgisinin müntesibidirler. Hâkim ideolojilerin rüzgârına kapılmadan ve kendi duruşunu bozmadan bu tecrübelerdeki hakikatleri yedeğine alarak yoluna devam etmelidir.

Türkiye'de İslamcılık düşüncesinin oluşumunda emekleri ve etkileri olan aydınların İslamcılık noktasındaki eleştirileri dikkate alınmıyor.  Şimdiye kadar değer ve öncülük atfedilen insanlar bugünlerde serd ettikleri fikirlerden dolayı sadece "ihtiyarlık haline verelim" yaklaşımıyla veya "artık aşılmalı" düşüncesiyle görmezlikten geliniyor. Gerçekte artık bu kuşak soğuk savaş dönemi kuşağı olduğundan süreçlerin farklılığına binaen doğru okuyamıyorlar mı? Yoksa akışa kapılmış, iktidar olmanın dayanılmaz hafifliği içinde kariyer ve konfor hesabı yapanları rahatsız ettiklerinden görmezden mi geliniyor?
İslamcılığın en temel sorun- sorularından biri de şudur: İslam kimin eliyle hâkim olacak- yayılacak? Devlet eliyle mi? Toplum- insan eliyle mi? Türkiye toplum- devlet aklı İslam'ın öncelikle devlet eliyle hâkim olabileceğini düşünür. Oysaki İlahi Sünnetullah ise, insan- aile- toplum ile hâkim olacağını iddia eder. Yönetim... Eğitim... Hukuk... Yargı... İş hayatı... Ekonomi... Toplumsal Barış... Bütün unsurlar toplumun- insanın talepleri ile şekillenir. Türkiye'de dini- ahlaki- insani- vicdani hedefler toplumsal planda kendi pratiğini ortaya koyamıyor. Yozlaşma- kaos- cinnet hali devam ediyor. Müslüman insan- toplumlar devleti dönüştürebilirler. Devleti yönetenlerin Müslüman olması bu algı- anlayış ve pratiğin bu topraklarda uygulanacağı anlamına gelmez.

Müslümanların bu topraklardaki yeni bin yılı başladı. 2002 ile zamanın ruhu değişti. İslam eksenli olmayan parti ve örgütlerin bu topraklardaki hâkimiyet umudu çöktü. Müslümanlar içinden yeni muhalefet tarzları çıkabilir. Bu zenginleştirecektir. Kâfirler- Gâvurlar, müslümanlar içinden ayarttıkları- aldattıkları dostları ile Müslümanlara saldıracaklardır. Müslümanlar farklı ideolojiler- dinlere mensup insanları koruyacaklardır.

Türkiye ve dünyanın diriliş ve direniş damarı İslamcılık’tır. İslamcılık yenilenerek, dönüşerek yoluna devam edecektir. Bundan başka bir alternatif bulunmamaktadır. İslamcıların tarihsel sorumluluğu büyüktür. Şimdi ve daima bu sorumluluğa sahip çıkma vaktidir.

Bu yazı toplam 613 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim