‘Diriliş Başkanı’ ile ‘Kâinat İmamlığı’nın Alakasızlığı Üzerine

Musa Kazım ARICAN

29.11.2016 tarihinde Yenişafak’ta yayımlanan yazımızın bir kısmından hareketle 01.12.2016 tarihli Hürriyet Gazetesindeki köşesinde Ahmet Hakan Bey bir eleştiri yapmış. Gerçekten, Sayın Hakan, entelektüel bir köşe yazarımızdır. Kalemi ve edebiyatı güçlüdür.

Eleştiri güzeldir. Gereklidir. Eleştiriye muhtacız. Bu anlamda Sayın Hakan gibi birinin eleştirileri için kendilerine müteşekkirim.

Bilge lider Aliya İzzetbegoviç diyor ya ‘Ben olsam Müslüman Doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur’. Bir felsefe talibi ve yolcusu olarak bu ifadelere yürekten inanıyor, gereğini ve gerçekleşmesini şiddetle temenni ediyorum.

Doğrusu bu coğrafyada en çok ihtiyaç duyduğumuz şey eleştiri, sorgulama ve tartışmadır. Ama gerçek anlamıyla ve gerçek içerikleriyle eleştiri, sorgulama ve tartışma…

Ne var ki çoğu zaman eleştirilerimiz ithama, sorgulamamız yargılamaya, tartışmamız kavgaya dönüşebilmektedir…

Esasen eleştiri, tutarsız ve yanlış bulduğumuz noktaları dile getirmektir. Bunun da bir nezaketi vardır. Düşünce geleneğimizde Gazali filozofları eleştirirken eserine Tehafütü’l Felâsife yani filozofların tutarsızlığı adını vermiştir. Tutarsızlık bir mantık kavramıdır. Daha sonra gelen İbn Rüşd de, Gazali’yi, Tehafütü’t Tehafüt yani tutarsızlığın tutarsızlığı isimli eseriyle eleştirmiştir. Tabi amacım bunların içeriğine girmek değil ama eleştirinin de bir nezaketi olduğunu ifade etmek istiyorum. Düşünce geleneklerinde bunu görebilmekteyiz. Kant’ın kritisizmi yani eleştiri geleneği de bu bağlamda felsefeye yeni bir soluk getirmiştir.

Sayın Hakan ilgili yazımdan bir kesit alarak büyük hükümler çıkarmış hatta ağır ithamlarda bulunmuş. Saygı duyuyorum. Yanlış yazmış olabiliriz. Şaşar beşeriz. Maksadı aşan ifadeler kullanmış olabiliriz. Hata yaptığımızda hatadan dönmek erdemdir. Bu anlamda makul eleştiri, eleştirilene katkıdır. Doğrusu ülkemizin deneyimli entelektüel ve aydın bir köşe yazarı olarak Sayın Hakan’ın yazının bütününü dikkate alarak ve rakik bir yazar olarak daha makul eleştiriler yapmasını beklerdim.

Tabii ki her yazının kusuru olacaktır. Yazıda katılmadığınız, tutarlı bulmadığınız, yanlış bulduğunuz, irrasyonel gördüğünüz yerler olabilir. Bazı ifadeleri hamasi, temelsiz bulabilirsiniz. Bu ve benzeri eleştirilerin hepsi olabilir.

Yazarın hiç niyetinde olmayan, hatta fikriyatında dahi olmayan bir ilinti kurmak ‘niyet okumak’ ya da ‘itham etmekten’ başka acaba ne ile ifade edilebilir? Zira yazımızdaki sadece ‘Başkan, aynı zamanda, tüm insanlığı ve mahlûkatı yaşatmak isteyen, insana can veren, ruh üfleyen ve yeni bir diriliş muştulayan Diriliş Başkanı olacaktır’ kısmını alarak;

Sayın Hakan diyor ki;‘Sadece dört şey söylemekle yetineceğim:

BİR: İnsanlığı ve mahlûkatı yaşatmak hadi neyse de can vermek ve ruh üflemek Allah’a mahsustur. Bu profesörün derhal “hâşâ, sümme hâşâ” demesi gerekir’.

Ne kadar güzel! Bizi güzel bir işe davet etmiş. Evet, ben de, hâşâ sümme hâşâ diyorum. Biliyoruz ki en büyük günahlardan biri Allah’a şirk koşmaktır. Allah bizi böyle bir hataya düşmekten muhafaza etsin. Sayın Hakan’ın bu hassasiyeti ve uyarısı için kendilerine minnettarım. Bilmelidirler ki bu hususta ben de kendileri kadar hassasım. Hatırlatmak isterim ki ‘yaratmak’ kelimesi de bir şey yaratmak, bir eser yaratmak anlamlarında da kullanılıyor. Bu durumda yaratma kelimesini kullanan herkes mi hâşâ sümme hâşâ diyecek…

‘Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş, bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltmiş gibidir...’ Maide/32.

Gelelim ‘Yaşatmak’, ‘Can Vermek’ ‘Ruh üflemek kelime, terim ve deyimlerinin içeriğine. Sayın Hakan da bilir ki bizim dilimizde metaforik ve sembolik anlatımlar önemlidir. Hatta bir cümlenin kullanım bağlamına göre anlamı da değişir. Bu derece zengin bir dile sahibiz. Söz gelişi ‘Allah Kerimdir’ ifadesi kullanım bağlamına göre üç dört anlama gelebilir.

Kültürümüzde ağaç ya da bitki dikildiğinde hemen su verilir. Bu suya ‘can suyu’ denir.  ‘Yaşatmak’ ‘Can vermek’ ve ‘Ruh üflemek’ de metaforik bir ifadedir. Arapça ‘Nefaha’ ruh üflemektir. Bu da yine Arapça ‘Hayy’ kelimesiyle ilişkilidir. Kısaca canlılık kazandırmak anlamında bir deyimdir. Daha detaylı olarak tüm bu deyimlerle moral vermek, motivasyon kazandırmak, ümit aşılamak, yeni bir heyecan kazandırmak, yeni bir dinamizm vermek ve yeni şeyler öğretmek kastedilir. Hatta aklıselim ile ahlaki güzellikler kazandırmaktır. Tüm bu terim ve deyimlerle dile getirilmek istenen topluma iyilikler ve güzellikler anlamında öncülük ve önderlik etmektir. Yine düşünce geleneğimizde ‘hayat bulmak’ ifadesi vardır. Size gelenin sizde hayat bulması da bu bağlamda dile getirilir. Demek oluyor ki her dilin deyimsel kullanımları vardır. Bazen kelimeler ve terimler kontekse göre anlamsal farklılık gösterebilir. Yine kelimelerin ve terimlerin, gerçek ve zahiri anlamları dışında metaforik ve sembolik anlamda da kullanıldığı olmaktadır…

‘Yaşatmak’, ‘Can vermek’, ‘Ruh üflemek’ deyim olarak kullanılmaktadır. En basit sözlüklere bakılsa görülecektir. Hemen hemen hepsi aynı anlamlara gelmektedir. Canlanmaya yol açmak, güçlendirmek gibi anlamlara gelmektedir. Üstelik dilimizdeki bazı kelime, terim ve deyimler fetö gibi ezoterik ve batıni yapılar tarafından da kullanılmış olabilir. Bunlar kimsenin tekelinde değildir. Zaman zaman bu kelimeler yanlış bağlamlarda da kullanılmış olabilir. Ama bu metindeki bağlamın ne olduğu esasen erbabınca anlaşılmaktadır diye düşünüyorum.

Yine Sayın Hakan diyor ki; ‘İKİ: Bu profesör, bize demokratik başkanlık sisteminin “başkan”ı yerine FETÖ’cülerin “kâinat imamı” dedikleri şeyi mi tarif ediyor? Bu işte bir FETÖ’cülük mü var yoksa?’.

Öncelikle belirtmeliyim ki söz konusu yazıdaki Başkanlık halkını kendisi üzerinde genel başkan olarak gören bir sistemdir. Halk iradesini, Milli İradeyi bu kadar yükselten ve yücelten bir anlayış nasıl olurda demokrasi dışı görülebilir?

Öyle anlaşılıyor ki Sayın Hakan, bizim ifadelerimizdeki ‘Diriliş Başkanı’ ile FETÖ’cülerin ‘kâinat imamı’nın mı kastedildiğini sorguluyor? Hatta bu işte bir FETÖ’cülük olup olmadığını irdeliyor. Başkan üzerinde, Halkı Genel Başkan olarak gören bir FETÖ’cülük, sanırım daha icat olmamıştır!

Sayın Hakan’ın anti FETÖ’cü hassasiyeti sevindirici ama ilgili yazıdan nasıl bir FETÖ’cülük çıkarılıyor anlamak mümkün değil! İşin doğrusu bizim hiç aklımıza gelmemişti Diriliş Başkanı ile kâinat imamı’nın alakalı olabileceği. Aslında arama motorlarında ya da sosyal medyadan kısa bir araştırma yapılmış olsaydı, yazdıklarımızla ve yaptığımız söyleşilerimizle FETÖ’cülüğe ne denli karşı olduğumuz görülecektir. Nitekim http://www.gazetehabervaktim.com/fetonun-gizli-dunyasi-15835h.htm linkine bakıldığında, verdiğimiz mülakatta FETÖ terör örgütüne ilişkin düşüncelerimiz görülecektir.

Bu vesile ile kısaca izah edelim. Esasen ilgili yazı hassasiyetle ve ciddiyetle okunmuş olsaydı, görülecekti ki Diriliş Başkanı halkına karşı sorumlu kişidir. Daha önce de ifade edildiği gibi halk iradesini her şeyin üzerinde gören en demokrat kişidir. Hatta kendisi üzerinde, Halk Genel Başkan konumundadır. Halkının sorunlarını çözmeye çalışan ve kendini ağır sorumluluk altında gören kimsedir. Halkına hesap verebilen ve denetlenebilen birisidir.

FETÖ’cülerin ‘kâinat imamlığı’nın tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Sayın Hakan eğer bu alakayı kuruyorsa ki FETÖ’cülerin kâinat imamlığını çok iyi biliyor demektir, bunu izah ederse kendisi ile ister yazılı olarak isterse bir programda medeni bir şekilde tartışabiliriz.  Bazı hususların daha iyi açıklığa kavuşabilmesi için bu önerimin ciddiye alınmasını beklerim.

Şu kadarını ifade etmek isterim ki kamuoyunda yazılanlardan okuduğumuz kadarıyla FETÖ’cülerin kâinat imamı lâyüsel’dir. Yani sorgulanamaz. Masumdur. Hata dahi yapmaz. Neredeyse insanüstü bir varlıktır. Gizemseldir. Mitik, ezoterik ve batınî bir sürü safsata ile vasıflandırılmaktadır.  

Bu yazıda teolojik bir tartışmaya girmek istemem, ancak arzu edilirse, bu bağlamda, başka platformlarda, bu tartışmayı sağlıklı bir şekilde yapabiliriz. Şu kadarını ifade etmeliyim ki, kâinat imamlığı, hiç de İslam Düşünce geleneğiyle ilişkili değildir. Kanaatim odur ki kabbalistik ve judeo-christian öğeler taşır. Teokratik boyutu vardır. Hâşâ fetönün bizzat Allah’la görüştüğü; ‘Alemi Hz. Peygamber hürmetine yarattığı ve kendisinin hatırına sürdürdüğü’ gibi zırvalar ileri sürdüğü dile getirilir.

Allah aşkına, yazımızdaki Diriliş Başkanı’nın ne alakası var bununla! Her şeyden önce Diriliş Başkanı teokratik değildir. O da Allah’ın naçiz bir kuludur ama insanlara motivasyon verebilen, sorunları çözebilme kabiliyetine sahip dinamik bir kişidir. Üstelik bu yazıdaki ifadeler, Başkan nasıl olmalı? sorusu çerçevesinde idealize edilen anlamsal yüklemlemelerdir.

Felsefe geleneği siyasal yönetimler ve yöneticiler üzerine birçok ütopyalar, ideal modellerle doludur. Tomasso Campanalla’nın Güneş Ülkesi, Thomas More’un Ütopyası, Farabi’nin Medinetü’l Fâzıla’sı vb. eserler bu kabildendir. Esasen filozofların o gün için ütopya gördükleri hususlar daha sonraki dönemlerde sıradan hadiseler haline gelmiştir.

İnsanlar ideallerle ve idealleri için yaşar. Biz de ideal yönetimler hayal ediyoruz. Bizimde ideal yönetim ve ideal Başkan düşüncemiz olamaz mı? Bu nedenle biz de, ideal olanı yazmaya çalışıyoruz. Bugün için kendi kültür ve geleneğimiz bağlamında ideal bir Başkan nasıl olmalı sorusu ekseninde bir yaklaşım sunmaya çalışıyoruz. Başkan nasıl bir donanıma sahip olmalı? Nasıl bir ruh halinde bulunmalı? soruları çerçevesinde idealize edilmiş bir öneri ya da deneme olarak görülebilir bunlar. Bugün için ütopik olabilir ama niçin gerçek olmasın? Bizler en ideal olanı düşünüp arzu etmeliyiz ki bir gün bunlar gerçek olsun, diye düşünüyorum.

Sayın Hakan yine şöyle diyor; ‘ÜÇ: Eğer başkanlık sistemi savunusunda çıta buralara vardırılırsa... Bu durum, başkanlığı savunarak göze girmek isteyenler açısından bir haksızlığa yol açmış olmuyor mu?’

Sayın Hakan haklısınız, size katılıyorum. Bu denemeyi yazmadaki temel etkenlerden birisi de biraz ezber bozmaktır. Yeni şeyler söylemek ama daha ideal ve daha yüce olan şeyler…

Kanaatim odur ki 15 Temmuz gibi dünyanın şu ana kadar görmüş olduğu en hunhar ve en cani FETÖ’cü darbe girişimine karşı kahramanca ve asil bir şekilde karşı duran ve böylesi bir darbeyi bertaraf edebilen bu Aziz Millet, idealize ettiğimiz bir Başkan modeline de layık olsa gerektir. Bu Necip Millet böyle bir Başkan liyakatine sahip kişiliklere ve evlatlara sahiptir olduğu gibi böyle bir Başkan seçebilme kabiliyet ve istidadına da sahiptir diye düşünüyorum.

Diğer taraftan Diriliş Başkanı ile düşüncelerin esasen esin kaynağı, Üstad Sezai Karakoç’un ruh pintiliğinden kurtulmayı sağlayacak dirayete sahip kişiler... Her insan esasen kendisini ruh pintiliğinden kurtaracak diriliş anlayışına sahip olmalıdır. Ona bakarsak teolojik anlamda yegâne diriltici Yüce Yaratıcıdır. Oysa burada yeni farkındalıklar oluşturma kabiliyet ve potansiyeline sahip bir Başkan idealize edilmektedir. Halkına demorileze anlarında moral verebilen, sıkıntı ve zorluk anlarında motive edebilen kişi olarak tasavvur edilmektedir Diriliş Başkanı.

Son olarak Sayın Hakan diyor ki; ‘DÖRT: Hadi diyelim ki yanlışlıkla Tayyip Erdoğan değil de mesela İlker Başbuğ gibi bir isim başkan seçildi. Bu profesör, yine de “ruh üfleyen, can veren” falan diyecek mi?’.

Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki ilgili yazıda söz konusu edilen Başkan öznelleştirilmemiştir. Sayın Hakan nasıl hemen bunu günlük politikaya indirgemiş anlaşılır gibi değil. Bu kişinin kim olacağı, adının Ahmet ya da Mehmet olması önemli değil. Erdemli, Hikmetli bir Başkan olmasıdır önemli olan! Burada ideal Başkanın nasıl bir donanım ve vasıflara sahip olması gerektiğinin ilkeleri üzerinde durulmuştur. Değerler üzerinden bir değerlendirilme yapılmıştır. Amacımız da budur. Artık bu ülkede ilkeler, prensipler, değerler ve sistemler üzerinden hareket etmeliyiz. Buna uyan kimse ve halk kimi tercih ediyorsa kabulümüzdür. Bundan daha ileri demokrasi olur mu Allah aşkına!

Sayı Hakan müsterih olsun, bu donanıma sahip olduktan sonra söz konusu  Başkan’ın Recep Tayyip Erdoğan veya İlker Başbuğ olmasının hiçbir sakıncası yoktur.

Son olarak ilgili yazı güncel başkanlık tartışmalarına  ‘İdeal Başkan’ önerisi şeklindeki bir denemedir. Aslında başlık tam da ‘Başkanlık Ama Nasıl?’ Şeklindedir.

İlgili yazıdaki sadece iki üç satırlık bir paragraftan hareketle, güncel başkanlık tartışmasını manipüle etmenin de pek yakışık almadığını düşünüyorum. Üstelik bunu dünyanın en hain terör örgütlerinden birisinin teolojik konusu olan kâinat imamlığı gibi zırva bir anlayışla ilişkilendirmenin hiç de insaflıca olmadığına inanıyorum.

Umarım, Başkanlık tartışmalarına, ülkemizin en hassas olduğu FETÖ’cülük yaftası ve yakıştırması üzerinden balta vurulmak istenmiyordur? Başkanlık sistemine itiraz etmek için, bu yazı üzerinden, bir bahane aranmadığına da inanmak istiyorum. Ayrıca, ülke olarak, artık, manipüle edilmek istenen kişilere, fikirlere, o günün geçerli akçesi olan ithamlarla ‘ergenekoncu’, ’28 Şubatçı’, ‘irticacı’, ‘ulusalcı’, ‘gerici’ vs. vs. vs. yaftaları ve yakıştırmaları yapmayı bırakmalıyız. Açıkçası, ahlaklı, namuslu, ilkeli, erdemli, liyakatli olan kendi vatan evlatlarımızı, yerli ve milli düşünceleri heba etmemeliyiz diye düşünüyorum.

Unutulmamalıdır ki ilgili yazı, samimi ve içten bir şekilde bu konuya farklı bir yaklaşım sunmak için kaleme alınmıştır. Ahlaki değerleri önceleyen bir deneme niteliğindedir. Ötesi yoktur…

Sayın Hakan’a,  her ne kadar bazı kelimeler, terim ve deyimlerden hareketle teolojik bir eleştiride, itirazda hatta kimi zaman ithamda bulunmuş olsa da konuya dikkat çekmeleri ve önemsemeleri dolayısıyla yürekten teşekkür ediyorum. Kendilerini bu noktadaki duyarlılıkları için tebrik ediyorum. Sağ olsunlar bu hassasiyetleri de bir farkındalık oluşturacaktır. Umarım daha güzel tartışmalara kapı açar. Kendi ifadelerinde olduğu gibi Başkanlık tartışmalarında çıta daha yükseğe çıkarılır. Hatta çıkarılmalıdır da. Bu asil ve aziz millet buna fazlasıyla layıktır..

Bu yazı toplam 535 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim