• İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C

Divan edebiyatının 'güzeli'

Divan edebiyatının 'güzeli'
Divan şiiri denilince akla ilk gelen isimlerden Nedim’e kulak kesilmek gerekiyor. Söz konusu, güzeli “güzel” hükmüne sokan hasletleri ortaya koymak ki, bu özelliklere sahip olmayanlar “güzel” kabul edilmesin der Nedim.
İnsan bu… Acıkınca yemek diye sayıklar; susayınca kana kana su içmek ister; yorulup takati kesilince dinlenebilmek için yanar tutuşur. Dünyası, arzusu olur o andan itibaren. Fakat bir kez bu emellerine ulaşmamış olsun. Midesi toklukla genişlerken mükellef sofralara sırt çevirir; bedeni suyla ferahlarken su diye yeryüzüne seraplar kondurduğunu unutur. Bütün arzuları doyar, bütün ihtiyaçları diner ama bir şeyden asla bıkmaz. Ne kadarını görse, ne kadarına ulaşsa da bir doyum elde edemez. Hep, her zaman ve daha fazlasıyla çağırır güzelliği. Pamuk Prenses’in güzellikle zihnini bulandırmış üvey annesi, büyülü aynasının karşısına geçtiğinde görüntüsünden emindi. Ulaşabileceği bir zirve vardı ve o çetin yüksekliğe bayrağını tek başına dikmişti. Yeryüzünde eline su dökecek kimse yoktu ancak yine de içi rahat değildi. Şüphe rüzgârları estikçe kasvetli sarayında yapraklar hışırdar, pencereler zangırdardı.
 
İşte o vakit soluğu aynasının karşısında alırdı. Her ne kadar hâlinden eminse de sormaktan alıkoyamazdı kendisini; var mıydı kendisinden daha güzeli? Yoktu tabii ki. Senelerce yoktu. Tâ ki…
 
Üvey anne de masal, Pamuk Prenses de. Oysa ayna, kesince parmağımızdan akan kan, bakınca gözlerimizi kamaştıran güneş kadar gerçek. O, zaman ve mekânın sınırlarından kontrolsüzce geçip kıyamet gününe kadar istediği her yerde insanların karşısına dikilmeye ve akisleri bulandırmaya devam edecek. Hatta bununla da kalmayıp eski alışkanlıklarını sürdürerek güzelliğe susatacaktır kendisine bakanları. Hâlbuki ayna masum. Karşısına dikilip göz kırptığında göz kırpan, gülümseyince gülümseyen, saçını savurdukça savuran, kendilerinden tıpatıp bir suret daha talep edenler de. Suçlu aramak gerekirse belki de şairler şehrinin pazarında kulaklarımızı açarak dolaşmak gerekir biraz. Karşımıza Fuzûlî çıkınca dinlememek elde değil. Şöyle sesleniyor hayalindeki güzele:
 
Hüsnün oldukça füzûn ışk ehli artuk zâr olur
 
Hüsn ne mikdâr olursa ışk ol mikdâr olur
 
(Senin güzelliğin arttıkça aşk ehlinin inlemesi de fazlalaşır. Çünkü güzellik ne kadar olursa aşk da o kadar olur)
 
*
 
Pâdişahum zulm idüp âşık seni zâlim dimiş
 
Hûb olanlardan yaman gelmez bu bühtandur sana
 
(Ey padişahım, âşık sana zalim diyerek zulmetmiş. Güzel olanlardan kötülük gelmez, bu sana bir iftiradır)
 
*
 
Ey Fuzûlî hûb-rûlardan tegâfüldür yaman
 
Ger cefâ hem gelse anlardan bir ihsandur sana
 
(Ey Fuzuli, asıl kötü olan güzel yüzlülerin kayıtsızlığıdır. Onlardan cefa bile gelse bu senin için bir ihsandır)
 
Fuzûlî, böyle aşka gelince ve güzel demek için bir kadında bulunması gerektiğini düşündüğü özellikleri sıralayınca diğer şairler geri durur mu! Pazarın diğer ucundan sesini yükseltiyor Bakî:
Bu haber toplam 97 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim