Dr. Hayati Bice'nin Umre Notları

Dr. Hayati Bice'nin Umre Notları
İzlenimler - Gözlemler / 2010 Umre Notları18 Temmuz 2010 Pazar/Pazartesi gecesi başlayan bir yolculukla kutsal topraklara gitmek nasib oldu. 3 Ağustos 2010 Salı sabahı ülkemize döndük.
4857224963_5713192616İzlenimler - Gözlemler / 2010 Umre Notları
18 Temmuz 2010 Pazar/Pazartesi gecesi başlayan bir yolculukla kutsal topraklara gitmek nasib oldu. 3 Ağustos 2010 Salı sabahı ülkemize döndük. Ankara-Medine-Mekke-Cidde-Ankara hattında seyreden bir yolculuğumuz oldu. 2 haftalık Umre ziyaretimizin ilk haftası Medine-i Münevvere'de son haftası ise Mekke-i Mükerremede geçti.
İnşaallah bu umremizdeki gözlem ve izlenimlerimi kayda geçirmek niyetindeyim. İlk kez 1990 yılında görme lütfuna erdiğim mukaddes beldelerde aradan geçen 20 yıl içerisinde vukua gelen değişimler hakkında da bir kaç söz etmek istiyorum. Belge niteliğindeki bazı fotografları da burada paylaşmak yararlı olacaktır.
Vakt-i şerifler hayr ola; Hayrlar feth ola; şerler def ola...
Medine-i Münevvere'ye VARIŞ:
19 Temmuz 2010-04.00
Ankara'dan Anadolu-Jet biletiyle direkt uçuşla Medine-i Münevvere havaalanına inmek güzel bir başlangıç oldu. Eskiden Suud Havayolları dışında Medine-i Münevvere'ye (o da İstanbul bağlantılı olarak) uçuş yoktu. Geceyarısından sonra sabah üzeri Medine-i Münevvere'ye iniş için yaklaşırken Ravza-i Mutahhhara'yı (yoğun ışıklandırmanın etkisi ile) "nurlar içerisinde" görmek bütün kafileyi heyecanlandırdı. Hatta hıçkırıklara boğulan yolcular oldu. Salatü selamlar ile Medine-i Münevvere'ye ayak bastık.
Havaalanı kontrol noktalarından sorunsuz olarak geçip havaalanı dışına çıkınca gündüzün sıcağını adeta kusan bir sıcak bir asfalt-beton buğusu ile karşılaştık. Otele intikal ettiğimizde Mescid-i Nebevi'de sabah namazı kılınmıştı. 

Resim
Otel Odamızdan Mescid-i Nebevi görünümü.

Eşyaları otel bırakır bırakmaz birkaç yüz metre mesafedeki Mescid-i Nebevi'ye intikal edip Rasulullah (s.a.v.)'i selamlamağa koştuk.

Oğlum ile Babusselam'dan ilerleyerek hücre-i saadetin önünde Seyyidul-Kevneyn'i selamlar halde bulduk kendimizi. Ve kutlu ashabından Hz. Ebu Bekr-i Sıddık ile Hz. Ömer İbn Hattab'ı...

Resim
"Es-Salâtu vesselâmu aleyke ya Seyyîdül-evvelîne vel ahirîn..."

***

MESCİD-i NEBEVÎ

2002'den buyana geçen sürede Mescid-i Nebevi'de fazlaca bir fiziki değişiklik görmedim. Sadece ziyaretcileri yönlendirmek maksadı ile icad edilen brandadan barikatlarla oluşturulan kısıtlama izdihamı önlemekte faydalı olmuş ama bir karmaşaya yol açtığı da kesin. 

Son ziyaretlerimde Mescid-i Nebevi gece saat 23.00 gibi boşaltılıp 02.30 civarında kapıları yeniden açılıyordu. Bu defa gece boyu Mescdi'in kapılarının açık olduğunu gördüm. Bu özellikle Rasulullah'ın minberi ile kabr-i şerifi arasında "cennet bahcesi" tabir olunan kısımda (zemini yeşil desenli halılar ile kaplı) namaz kılmak isteyen erkek ziyaretciler için kolaylık sağlamış. 

***
Hanımların Mescid-i Nebevi'yi ziyaret saatleri arttılmakla beraber eşimin verdiği bilgiye göre ülkelere göre ziyaretciler bölünerek ziyarete alınsa bile izdiham nedeniyle hala ziyaretin zor olduğunu öğrendim. Bu arada Türk hanımlar arasına İranlıların da karışarak izdihamı arttırdıkları ve itiş-kakışa neden oldukları da iletildi.

***

Mescid-i Nebevi'de eksikliğini hissettiğim bir husus da epey zamandır ülkemizde de iyice tanınan (ezan okuyan saatlerde de o ezan vardır) "Medine Ezanı" okuyucusu olan Türkistan kökenli müezzin Esam Buhari'nin vefatı nedeniyle o içli ezanını (hele de sabah ezanını) dinleyememek oldu. 

1990'lardaki ziyaretlerimde yatsı ve sabah namazlarındaki duygulu ve fasih kıraatı ile "bu namaz -ve dolayısıyle bu kıraat- hiç bitmesin" dedirten imam İbrahim el-Ahdar'ın mihrabını kıraatıyla dolduran bir imam da yoktu. (İbrahim El-Ahdar'ın MP3 Kur'an Hatmi DVD'sini epeyce arayarak da olsa bulabildim. Daha önce Kur'an-ı Kerim Vakfı tarafından teyp kasetleri halinde hazırlanan hatim seti mevcuttu. Oralara yolu düşenlere İbrahim el-Ahdar'ın hatim DVD'sini temin etmelerini tavsiye ederim.)

***

Bir sabah namazını Rasulullah (s.a.v.)'in ayak ucunda namaz kılmak nasib oldu. Aslında Rasulullah (s.a.v.)'in Hz. Aişe dışındaki eşleri ile yaşadığı mekan olan bu kısım hakkında bırakın Türk ziyaretcilerin Diyanet görevlilerinin dahi bilgisi yok. Ehlulllahın Rasulullah'a teveccuh ve hatta rabıta için tercih ettikleri bu mekanda namaz kılmak isteyenler arasında buranın tarihi konumunu bilen Pakistan-Hind müslümanları gayret ediyorlar. Aynı mekanın giriş kısmında Hz. Ali (k.v.) ile Hz. Fatıma -r.anha-nın mütevazi evlerinin giriş kapısı da bulunduğundan Şia bu mekana yaklaşmak istediğinden İranlı ziyaretciler de burada yoğunlaşıyorlar. 
Resim
Hz. Ali (k.v.) ile Hz. Fatıma -r.anha-nın Rasulullah'ın hanesine bitişik olan odasının giriş kapısı

Bu kısımda Rasulullah (s.a.v.)'in ayak ucunu işaret eden kitabe ile duvarlardaki muhtemelen ta Abbasiler zamanında taş üzerine kazınmış hat levhalarının bazı kısımlarının "yağlı boya ile çirkin bir şekilde" kapatılmış olması da "vehhabi hoyratlığı"nın somut bir örneği olarak hala görülebiliyor. Oğlum sansürcü yağlıboyacıların özensizliğinin yol yol aşağılara sızmış fırça artıklarına dikkatimi çekti. 
Resim
Rasulullah (s.a.v.)'in ayak ucu

Gerçekten de ilginç bir sansür; bu sansürlenen kısımlarda neler yazılı olduğunu merak ettim doğrusu. Arkaik Arab yazısını okuyabilen bir himmet sahibi çıksa da öğrenebilsek nelerin sansürlendiğini. (Gönlüme gelen bu satırların Rasulullah'a övgüler içerdiği ve bunun vehhabilerce "şirki önleme adına" kapatıldığı...). Daha sonra Ravza-i Mutahhara'nın mescide ve ashab-ı suffa sekisine bakan duvarlarında da aynı sansürün daha yoğun olarak uygulandığını görüp fotoğrafladım.



***

Eski haliyle muhafaza edilen Ashab-ı suffa sekisinde eskiden genellikle ehl-i zikir; ehlullah (ve hatta ricalul-gaybden) kişileri görmek mümkündü. Bir keresinde Mescid-i Nebevi içerisinde icra edilen bir cehri zikir halkasına dahi şahid olmuştum orada. Ashab-ı suffa sekisinde oturmak bile insan bir huzur verir adeta "rahmani sekinet" bürürdü insanı. Bu defa belki de İranlıların özellikle oraya yönelmesi dolayısıyle o huzurun eseri dahi görülmüyordu. "Şerefu'l-mekan bil-mekîn" sırrının bir göstergesi oldu bu hal...

***
İlk kez 1990 yılında gördüğüm Mescid-i Nebevi'de sabah namazı sonrası oluşturulan Kur'an kıraatı halkası yine aynı yerde (Babusselam az ilerisinde Osmanlı yapımı kubbelerin yer aldığı kısmın ön tarafında) fakat farklı kişilerle devam ettiriliyordu. Muhtemelen halkanın müdavimlerinden bazıları dünyasını değiştirmiş olmalıydılar...

***
Osmanlı Tuğraları:

Resim
Babus-Selam (En üstteki yuvarlak görünen yerde Osmanlı Tuğrası vardır)

Resim
Bab-ı Cibril'deki Osmanlı tuğrası.

***

Mescid-i Nebevi mihrabı sırtındaki Kanunî Sultan Süleyman imzası:

Mescid-i Nebevi'de Osmanlı eseri nişanelerine de henüz dokunulmamış. Babusselam ve Bab-ı Cibril'deki Osmanlı tuğraları ile mescidde sonradan inşa edilen mihrabın ön kısmındaki "Sultan Süleyman Şah bin Sultan Selim Han bin Bayezid Han" imzalı Osmanlı imzalı kitabeler yerinde duruyordu. 

Resim
Şimdiye kadar hiçbir basılı kaynakta rastlamadığım bu muhteşem imza muhtemelen ilk kez sufiforum.com vasıtasıyla yayınlanmış oluyor. Mescid-i Nebevi'ye ziyaretiniz nasib olursa beyaz mermer üzerine nakşedilmiş bu ecdad yadigarını Babu's-Selam'dan Rasulullah (s.a.v.)'in hücresine doğru giden koridorun sol tarafında göreceksiniz.
Medine-i Münevvere Ziyaretgahları

Medine-i Münevvere'de Hz. Rasulullah'tan pek çok iz bulmak hâla mümkün. Ancak Mekke-i Mükerreme için aynı şeyi söylemek çok ama çok zor. Medine-i Münevvere'nin de giderek aynı şekilde bir tehdide maruz kalmasını -başka hiç bir iz bırakılmasa bile- tek başına Mescidi-i Nebevi engelleyecektir kıyamet gününe kadar inşaallah...

Cennetul-BAKÎ Kabristanı:
Resim

Resim
Hz. Osman Zinnureyn -rz- ın mahzun kabri.

Resim
Cennetul-BAKÎ Kabristanı'nda başta Hz. Fatımatuz-Zehra ve Hz. Hasan olmak üzere olmak üzere ehlibeyt; başta Hz. Aişe olmak üzere Hz. Rasulullah'ın eşlerinden pekçoğu; bazı Uhud şehidleri ile birlikte binlerce sahabi, başta Cafer-i Sadık ve İmam Şamil olmak üzere silsile-i Nakşbendiyye-i aliyyeden birçok evliyaullah medfundur. Son asrın evliyasından Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi Hz. de buradadır. Ancak hiçbir mezarın kime ait olduğunun anlaşılmaması için ellerinden geleni yapan Suud müftileri bunu başarmış görünüyor. 

UHUD Dağı Şehidliği:

Resim

HENDEK Savaşı Alanı:
Resim

KUBA Mescidi:
Resim

CUM'A Mescidi:
Resim

KIBLETEYN Mescidi:
Resim

Mescid-i ĞAMAME:
Resim
Osmanlı eseri olan ve "Bulut Mescidi" adını taşıyan bu mescidin çok ilginç bir yapım öyküsü vardır.

***
Medine-i Münevvere Ziyaretgahları 3D Görünümlerini buradan izleyebilirsiniz:

http://www.imedia.ae/projects/Saudia/Index_M.html
UHUD DERSLERİ

UHUD Dağı Şehidliği hakkında bir kaç satır yazmadan geçemiyorum:

Medine-i Münevvere'de Hz. Rasulullah (s.a.v)'in izlerinden en ibret verici olan mekanlardan bir tanesi Uhud Savaşı esnasında yaralanan Hz. Rasulullah (s.a.v)'in sığındığı kayalık olsa gerektir. Bazı yerlerde "mağara" diye bahsedilen mekan bilinen türde bir mağara olmayıp kayalık dağ yamacında iki kaya arasındaki dar bir oluktan ibarettir. Gruptaki bazı arkadaşlarımızın kulaktan dolma bilgilerle "hâla Peygamberimizin kokusu varmış orada" söylentisi ile ziyaret konusunda heveslendiği bu tarihi mekanı bir gece yarısı ziyarete gittik. (Gündüz saatlerinde ziyarete izin verilmediği söylendi.) 

Resim

100 metre kadar yukarıda ve oldukça dik bir yamacta olan kaya yarığına ulaşmak oldukça zahmetli olmasına rağmen bütün grup bahsedilen mekana ulaşabildi. Hz. Rasulullah (s.a.v)'in Uhud savaşında birçok güzide ashabının şehadetine tanıklık ettikten sonra ve bir dişi kırılacak kadar şiddetli bir darbe ile yüzünden yaralı olarak sığındığı bir mekanda olmak gönüller için çok ama çok ağır bir yüktü.

Aynı anda en fazla 3-4 kişinin sığınabileceği mekanda gerçekten de bir koku vardı: Fakat bu koku tahmin ettiğim gibi "Peygamberimizin kayalara damlayan terlerinin gül kokusu" değil; 10 tanesi 5 milyona satılan ucuz Pakistan hacı esanslarının ağır kokusu idi. Pakistanlı müslümanların dini bir vecd ile duvarlara sürdükleri bu koku zaman zaman esen rüzgarın tesiri ile etrafa yayılınca "iyiniyetli-saf müslümanlar" arasında bahsettiğim "ucuz söylenti"ye yol açmıştı. 

(Daha önceki yıllardaki bir ziyaretimde Hıra mağarasında Pakistanlı ziyaretcilerin bu "koku üretme gayretkeşliği"ne şahid olmuştum. Bu defa da oğlum ile Kabe Kapısı önünde dua ederken bir Pakistanlının Kabe duvarını "güzel kokularla bezeme" gayretini gördük. Oğlum muzip muzip gülerek "İşte şimdi anladım 1400 yıldır silinmeyen güzel kokunun sırrını" derken müslümanların "yapay kutsallaştırma" diye adlandırılabilecek bir hastalığına işaret ediyordu.)

Aslında Uhud'da yaralı bir halde mağaraya sığınan Hz. Rasulullah (s.a.v)'in ve etrafındaki ashabın halini tefekkür edip bu ağır imtihanın nedenlerini sorgulamak ve İslam'ın yayılması için Hz. Rasulullah (s.a.v)'in çektiği cefanın; katlandığı işkencelerin ızdırabını hissetmek gerekirken hemen hepsi "okumuş çocuklar" olan grubumuzdaki insanların "1400 yıldır kesilmeyen bir güzel koku koklamak" gibi daha kolay bir yola sapmaları da ayrı bir tefekkür konusu olmalı.

***

Nitekim Ali İmran suresindeki bir çok ayetin münhasıran Uhud yenilgisi ve ashabın maruz kaldığı imtihan konusundan bahsediyor olması Rabb-i Zül_CELÂL'in muradının da bu yenilginin sebep ve sonuçları hakkında düşünülmesi gerektiğini göstermektedir.

Resim
Okçular tepesinden Uhud savaşı alanına bakış...

Uhud savaşının kaybında en önemli neden olan Okçular tepesine konuşlanan okçu müslüman birliğinin savaş bitmeden "ganimet hırsı ile" mevzilerini terketmiş olmalarını anlatan grubumuzun rehberinin anlattıklarını Okçular tepesinden başta Hz. Hamza olmak üzere Uhud şehidlerinin yattığı alana bakarken insanın hüzünlenmemesi mümkün değildi. Uhud savaşı alanını bir maket şeklinde göstererek temsili bir sunumun yapılmaması bu tefekkür boyutunun eksik kalmasında en önemli bir eksiklik olarak kaydedilmelidir.

Bu eksikliğin sonucu Uhud ziyaretinden geride kalan nedir ziyaretçilerin geneli için :
"İşte bu dağ Peygamberimizin "Uhud bizi sever ben de Uhud'u" dediği Uhud dağıdır. Bu dağın önündeki alandaki şu görünen tarlada da amcası Hz. Hamza ile 70 kadar şehid sahabe defnedilmiştir."

İşte sadece bu... Tefekkür; ibret, ders çıkartmak nerede ?... Şehidliğin önüne -hurmasından tesbihine, eşarbından entarisine- tezgah açmış satıcıların bağırtıları ve etrafdaki toz-duman arasında bu tefekküre dalıp; ibret alan ve hatta günümüzdeki müslümanlar için dersler çıkartan "hacı" bulursanız getirin onu alnından öpelim.

Budur maalesef alem-i İslam'ın hal-i pür melâli...

Dilerim birgün Uhud'a yolunuz düşerse; hele de Hz. Rasulullah (s.a.v)'in mahzun ve yorgun bir halde sığınmak zorunda bırakıldığı kaya gediğine ulaşabilirseniz hatırlarsınız bu satırları...
MEKKE'DE UMRE VE SEVR DAĞI İZLENİMLERİ

Medine-i Münevvere'deki bir haftalık misafirliğimiz sonrası umremizi yapmak üzere Mekke-i Mükerreme'ye intikal ettik.

Sabah namazı farzı kılınırken Kabe-i Muazzama'ya vasıl olduk. Namaz sonrası umremizi tamamlamak nasib oldu. Tavaf sonrası Say yaparken gripal infeksiyon geçirmekte olan küçük kızım biraz bitkinleşti fakat elhamdulillah sayini de tamamlayabildi.

***

Say mekanında Safa tepesinden kalan kayalık alan camekan içine alınarak umre-hac yapanlar için ulaşılmaz hale getirilmiş. Merve kayalıkları ise şeffaf bir plastikle kapatılmış olarak da olsa açıkta duruyor. Bütün bunların hac sırasındaki izdihamı önlemeğe yönelik olduğu ifade ediliyor fakat maalesef giderek herşeyin doğallığından uzaklaştırıldığı görülüyor. 

SEVR DAĞI ve "LATAHZEN" MAKAMI

Bu ziyaretimizde benim için en önemli ziyaret nedir derseniz "Sevr Mağarası"nda Hz. Rasulullah ile Hz.Sıddîk'a sırdaşlık eden Sevr dağına çıkışımız diyebilirim. Önce grup olarak Sevr Dağı eteklerine bir ziyaretimiz oldu. Fakat uzaktan bir bakış ile yetinemedik. 
Resim
Sevr zirvesinin uzaktan görünümü

Grup yöneticimiz Hoca'nın da şevklendirmesi ile 15-20 kişilik bir grup olarak bir geceyarısı Sevr Dağına tırmanıp sabah namazını orada kılma kasdı ile yola çıktık. Sevr dağının çıkışa müsait olan tarafına vardığımızda bizi koca koca levhalara yazılmış; "şirkten koruma maksatlı" 4 dilde yazılar karşıladı. Ahzab suresinin alakasız bir ayeti Arabca, İngilizce, Türkçe ve sanırım Malayca levhalara yazılmıştı ve Sevr Dağına tırmanma niyeti ile buraya gelenleri "şirke düşme kaygısı" ile caydırmaya yönelik beyhude bir işgüzarlık eseri olarak kayda girdi.

Resim
Sevr Dağı Tırmanışının başladığı yer.

***

Sevr Dağına ve zirvesindeki 2 mağaraya çıkış yolu tamamen kayalıklar ile kaplı yer yer biraz tanzim edilerek merdiven haline getirilmiş sarp bir patikadan oluşuyor. 
Resim
Sevr mağarası patika yolu.

Tırmanma normal şartlarda 1,5 saat kadar sürer. Fakat insanın özellikle sıcak mevsimde mutlaka birkaç kez durup dinlenme ihtiyacı hissetmesi tırmanma süresini 2 saate kadar çıkarıyor. Ağustos başarında sıcak iklimin tesiri geceyarısı bile hissediliyordu. Öyle ki zirveye varıldığında istisnasız herkes tepeden tırnağa sırılsıklam terlemiş halde idi.

Hicret sırasında müşriklere izini kaybettirmek için bu dağa sığınan 51 yaşındaki Hz. Rasulullah ile 49 yaşındaki Hz.Sıddîk da bu tırmanışı sıcak bir mevsimde Eylül başlarında bir geceyarısında yapmışlardı. Bir de hayati tehlike sözkonusu iken bu tırmanışın nasıl olacağını varın siz anlayın.

Tarihi kaynaklar 51 yaşındaki Hz. Rasulullah ile 49 yaşındaki Hz.Sıddîk'ın 9 Eylul 622 gecesi bu tırmanışı yaptıklarını ve 3 tam gün Sevr dağında kaldıktan sonra 13 Eylül 622 gününün ilk saatlerinde yine bir gece Sevr'dan Medine-i Münevvere'ye mütevceccih olarak yola çıkmışlardır. 

Sevr zirvesine vardığımızda ilk gördüğümüz mağaramsı kayalık oyuğu mağaradan çok iki ucu da açık bir dehliz gibi duruyordu. Biraz daha arkadaki mağaranın da iki ucu olmasına rağmen 
meşhur rivayette girişi önüne örümcek ağı gerilen ve çıkışına da güvercinlerin yuva yapıp yumurta bıraktıkları mekan burası idi.

Resim
Hz. Rasulullah'ın Hz.Sıddîk-ı Ekber'e "La Tahzen..." buyurduğu Sevr Mağarası içerisi. 

Resim
Gördük ki Sevr dağında ve zirvesinde bugün de güvercinler konaklamaktadır.

***

Hz. Rasulullah ile Hz.Sıddîk 3 gün geçirdikleri Sevr tepesinde her iki mekanda da bulunmuşlardı. Tevbe suresinin 40. ayetinde zikredilen "La Tahzen İnnallahe meana" sırrı ise "iki kişiden birincisi ile ikincisi arasında" zirvede daha arkada yer alan ancak iki kişinin sığabileceği kadar dar ve kuytuluğu ile gizlenmeğe uygun olan mağarada yaşanmıştı. Nakşbendiyye silsilesinin en önemli manevi süluk usulü olan hafi zikr de ilk kez bu mağarada Hz. Rasulullah tarafından Hz. Sıddîk-ı Ekber'e talim edilmişti. Bu yönü ile o mağarada geçirdiğimiz birkaç dakikada çok etkilendik.

Gruptan herkesin mağarayı ziyaret etmek arzusu, bazılarının mağara içerisinde de fotograf alma isteği ziyaret dakikalarımızı kısıtlasa da silsile-i Nakşbendiyye'nin ilk halkasının Hz. Rasulullah ile Hz.Sıddîk arasında kurulduğu bu mekanda yaşadığımız anları unutmak mümkün değil...

Grup yöneticimiz Hoca'dan özellikle sayıları 10 kadar olan genç ve çocuklarımız için Sevr mağarasında yaşananların en iyi anlaşılabileceği yerde; en anlamlı bu mekanda anlatmasını rica ettim. Allah razı Hoca da oldukça ayrıntılı olarak Sevr mağarasında yaşananları dile getirdi. Herhalde çocuklarımız için de bu tırmanış ve Sevr Mağarası silinmez ve unutulmaz bir şekilde kalblerine ve zihinlerine kazınmış olmalı. 

Resim
Küçük kızım Sevr Mağarası önünde...


Sevr zirvesinde cemaat ile kıldığımız sabah namazı sonrasında tan ağarmasını ve gün doğumunu Sevr zirvesinden izledik.

Dönüş yolunda karşılaştığımız yeni ziyaretçilere rastladıkça herkes zirveye ne kadar kaldığını soruyordu. Şevklerini kırmamak için "az kaldı ha gayret" diyerek inişimizi tamamlayıp otelimize döndüğümüzde yorgunluktan kıpırdayacak halimiz kalmamıştı. Üzerimizdeki herşey de tepeden tırnağa terden sırılsıklamdı.

***

Daha sonra Sevr Dağına gidişimiz ve Hz. Rasulullah ile Hz.Sıddîk'ın yaşadıkları hakkında tefekkür ederken şu duygu ilham olundu: Keşke "azıcık cezbe sahibi" birkaç derviş ile umre yapabilse de Sevr Dağına tırmanıp 3 gece kalınarak o Sevr zirvesindeki iki mağarada zikir; hatm-i hacegan ile ihya edilebilse... Hele de bu Sevr konukluğu 9-13 Eylül günlerinde yaşanabilse ne feyzli bir yolculuk olurdu.

Bu aslında bir sünnetin de ihyası olarak değerlendirilebilir ki önemini anlatmak dahi şu forum okurları için abestir.

***

Resim
Sevr zirvesindeki ön bölümdeki mağaramsı oyuğun girişi

Buralardaki yazılar Pakistanlı ziyaretciler tarafından yazılmakta; zaman zaman Suud Vahhabi zihniyetince karalanmaktadır. Sevr'e çıkış yolu boyunca kayalık patikayı kendince tesviye eden Pakistan-Bangaldeş müslümanlarından insanlara rastladık. Ellerinde bir kürek önlerindeki kutuya atılacak sadakaları gözlemekteydiler... Çıkış yolunun orta yerlerinde ilkel bir dinlenme tesisi(!) de yapılmış aynı kişilerce. Mekan ilkel olsa da -normalin iki katı fiatına satılan- soğuk suları ilaç gibi geldi dili damağına yapışmış yolculara...

Resim
Sevr zirvesindeki ön bölümdeki mağaramsı oyuğun çıkışı
ŞEAİRALLAH - ZEMZEM

Medine-i Münevvere'deki otelimizde Konya Selçuk İlahiyat Fakültesi öğrencilerinden bir grup ile beraber umreye gelen Prof. Dr. Orhan Çeker ile karşılaştık. Prof. Dr. Orhan Çeker, otelin seminer salonunda Kabe ve hicaz tarihi, Zemzem, Hacc ve Umre'deki şeairallah ile ilgili güzel bir konferans verdi. 

Kabe tarihi hakkında verdiği bilgiler (hiç değilse benim için) son derecede faydalı oldu; pek çok bilmediğimiz hususu öğrenmiş oldum. Hz. Hatice (r.anha)'nın Rasulullah ile birlikte yaşadığı evin Merve tepesine bitişik olduğu; Rasulullah'ın doğduğu -bugün kütüphane yapılarak "ziyarete kapatılan"- mekanın kapı girişinin hemen sağındaki oda olduğu; Hacerü'lEsved'in yeryüzündeki ilk durağı olan Ebu Kubeys dağının Kral'ın Sarayı yapılırken 3/4'ünün hafriyat ile kaldırıldığı bu hususlardan birkaçı idi.

Resim
Rasulullah'ın -bugün kütüphane yapılarak "ziyarete kapatılan"- Kabe'nin kuzey-doğu tarafındaki kapılarından çıkıldığında hemen görülecek kadar yakın durumdaki evi.

Prof. Dr. Orhan Çeker'in Zemzem ile ilgili verdiği bilgiler de önemli idi. Artık Zemzem kuyusundan çekilen suyun bir tunel şeklindeki dinlendirme havuzuna alınıp mineralleri çökertildiği için minerallerinin azaltılması sonucu eski tadını yitirdiğini bunun da hacılar arasındaki "zemzeme şebeke suyu karıştırılıyor" iddiasının kaynağı olduğu bilgisi dikkat çekici idi. Mineral yoğunluğu nedeni ile zemzem suyunun eskiden haiz olduğu doyuruculuğun bugün için sözkonusu olmadığını hatta bugün tersine zemzemin insanı acıktırdığını söylemesi ise -kanaatime göre- tıbben izaha muhtaç bir husus idi. 

Bugün depolanma tuneline alına suyun yüksek voltajlı elektrik ile muamele edilerek mikroplardan arındırıldığı konusundaki bilgimi Prof. Dr. Orhan Çeker'in de teyid etmesi Zemzem suyuna mikrop karışamayacağı iddiasının asılsız olduğunu da gösterdi. Konu sağlık konusuna intikal edince kendisine yönelttiğim sorunun cevabı ise havada kaldı: Türk umreci ve hacılar arasında Zemzemin "mübarek oluşu nedeniyle" vücudda idrara dönüşmediği ve hatta sadece zemzem içen bir kişinin böbreklerinin susuzluk nedeniyle iflas ettiği gibi tartışmaya açık bazı söylentilerin aslının olup olmadığını sordum. Prof. Dr. Orhan Çeker bu konuda belki de yeterli bilgisi olmadığı için tatminkar bir cevap alamadım.

Prof. Dr. Orhan Çeker'in verdiği bilgiye göre ilahiyat öğrencilerinden oluşan gruplarını bilinen ziyaret yerleri dışında İslam tarihi açısından önemli olan mekanlara da götürüp vakıaları yerinden inceleyeceklerini bildirdi ki ilahiyat eğitimi alanların İslam tarihi hakkında bilgilendirilmeleri açısından çok önemli bir husus olarak kabul edilmelidir.

***
TARİHİ BELGELER

Resim
Rasulullah'ın evinin temel kalıntıları.

Resim
Rasulullah'ın Hz. Hatice r.anha ile birlikte yaşadığı evinin zemin planı.
(Hz. Fatımatuz-Zehra bu mekanda dünyaya gelmiştir.)

Bu haber toplam 4444 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim