Dr. Muhammed Enes Kala: Aliya İzzetbegoviç: İtidale Çağıran Bilge

Dr. Muhammed Enes Kala: Aliya İzzetbegoviç: İtidale Çağıran Bilge

Öyle bir insandan bahsediyoruz ki mücadelesinin merkezine Hakkın rızasıyla insan onuru ve haysiyetini koyuyor. İnandığı din olan İslam’ı tüm yaşamına mihver kılıyor. Öyle bir dine inanıyor ki o din, tüm yaşamını kuşatıyor da hiçbir durağan kalıba sığmıyor, inanan ruhları, insanlığın hayrı için mücadeleye çağırıyor. Öyle bir insandan söz açıyoruz ki, böylesi bir mücadeleyi hayat pusulası olarak görüyor ve bu davasından ölene kadar vazgeçmiyor. İslam ile şereflenen coğrafyaların ortak mirasını tevarüs ederek Bağdat, Delhi, Kurtuba ve İstanbul tecrübelerini Müslümanların teorik ve pratik tecrübeleri olarak kabul ediyor ve bu mirasa, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hülyasının ete kemiğe bürünen ufku diye saygı duyuyor. Böylesi bir bakiyenin Allah’ın halifesi olan insanı sinikliğe, içe kapalılığa ve barbarlığa değil, bilakis insanlığın onur ve haysiyetini yücelten cevvalliğe, mücadeleye, refaha ve felaha davet ettiğini haykırıyor.

Aliya İzzetbegoviç, kabukta dolaşan değil öze inip âb-ı hayattan kanmayı arzu eden bir eylem insanıdır. İslam’da ibadetlerin sadece şekil üzerine anlaşılmaması gerektiğini bu minval üzere ifade eder. Belki de ibadetlere yaklaşırken ibadetin “ibâd”a düşen kısmını es geçmemizin nedeni de Aliya’nın uyarısını dikkate almamaktır.  Hâlbuki bilmeliyiz ki ibadetin “ibâd”a düşen kısmı ortadan kalkarsa geriye ruhu göç etmiş “et” kalır, ruhun terk ettiği et kokar ve kokuşturur. Aliya’nın öze ilişkin haykırışında namaz, Müslümana zamanı ve mekânı işlemeyi kavratan, onlara disiplini, birlik ve beraberliği, Allah’ın dışında hiç kimseye boyun eğmemeyi öğreten, hatırlatan ilahi bir okuldu. Zekât ve oruç, toplumsal kalkınmayı sağlayan bir düzlem ve insanı insana yaklaştıran ruhi disiplindi, hac ise tüm Müslümanlara, kâinata ilişkin insanlığın faydasına olacak projeleri konuşma, tartışma ve istişare imkânı veren en büyük ve benzersiz toplantıydı. Şimdi ne yazık ki dönüp kendimize baktığımızda ibadetlerin ruhlarını bir tarafa bırakmış, onların sadece bedenleriyle iktifa etmeye çalışır şekilde kendimizi görüyoruz, ne var ki ruhsuz beden ölüdür, kokar ve kokutur.

İzzetbegoviç, küçük âlem olan insanın dengenin ve ahengin esrarlı raksını kendisinde saklayan bir cevher olduğuna inanan ve âlemin ilahi bir denge ve kıvamla kıyamda olduğunu düşünen bir mütefekkirdir. O halde onun aradığı, insanlığa huzuru, adaleti ve saadeti temin edecek bir denge ve telif noktasıdır. Bu noktayı Hz. Adem’den son insana kadar sunacak yegane güç İslam’dır, zira büyük mütefekkirimiz için yaşamda iyiye dönük ne varsa onun diğer adı İslam’dır. Tahrife uğramış Hristiyanlıkta teşbih ve asketik öte dünya inancı, Yahudilikte tenzih ve bu dünya saplantısı, din-i sahih İslam’da ise teşbih ve tenzihin esrarlı ve ahenkli telifi ile hem bu hem de öte dünyayı birlikte mâmur edebilme inancı işlenmiştir. O halde İslam, insana hem dünya hem de ukbâ saadetini birlikte teklif eden dinin adı olarak karşılık bulur, Aliya’nın aklında, vicdanında ve kalbinde… Burası İzzetbegoviç’in neden üçüncü yola işaret ederek itidale çağrı yaptığının bir gerekçesi olarak okunabilir.

Gönül coğrafyasında Doğu’ya ve beden coğrafyasında ise Batı’ya ait olan Aliya İzzetbegoviç ne tek başına Doğu’yu ne de tek başına Batı’yı yeterli görür, onlar birbirilerine rakip olsalar da bunları uzlaştırılabilecek bir zemin ve üçüncü bir itidal yolu her zaman söz konusudur. Doğu da Allah’ındır, Batı da… Çözüm ne Doğunun komünizminde ne de Batı’nın kapitalizmindedir. Çözüm, aynı anda hem akla, hem de vicdana seslenebilme gücüne sahip olan, insanı insan olarak görüp merkeze alan, insanı, ilmi ve dini parçalamayıp insanın şahsiyetinin var oluşuna zemin hazırlayan ilahi pusuladadır. Bunun adı ise insana hem dünya hem de ahiret saadeti müjdesini veren, insana haysiyet ve onurunu hatırlatan, yaşamın her noktasında itidal ve kıvam noktalarını işaret eden itidal dini İslam’dır. O halde İzzetbegoviç’in teklifi, ekonomi-politik zeminde kapitalizmin ve komünizmin insanlara vaat ettiği refahı, inanç düzleminde ise Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın vaat ettiği felahı ancak ve ancak kuşatıcı olan İslam dininin gerçekleştirebileceğine ilişkin bir meydan okumadır. Onun mücadele dolu yaşamı ise bu meydan okumanın er meydanındaki tarihi destanıdır.

İzzetbegoviç, Fransız devrimiyle müsemma olan ve hala o devrimle birlikte zikredilegelen adalet, eşitlik, özgürlük ve kardeşliğin ancak Allah'la gerçekleştirilebileceğini ileri sürer.  Adalet, eşitlik ve özgürlük Allah olmadan imkânsızdır. Söz konusu kavramların taşıyıcısı olan sözcükleri bayraklara yazmak pekâlâ mümkündür ancak onları beşeri düzlemde gerçekleştirmek özgürlüğün, hakkın ve adaletin kaynağı olan yüce Allah’ı kabul etmeden olanaksızdır.  Fransız devrimi özgürlük, eşitlik ve kardeşlik parolasıyla yola çıkmış, devrim sonrasında en büyük esareti, eşitsizliği ve zulmü insanlığa getirmiştir.  Rusya'daki komünist devrim ezilenlerin hakkı için gerçekleştirilmiş ancak devrim sonrası siyasi erki elinde bulunduran Stalin ve Lenin’in binlerce masum insanı katlettiğini dünya tarihi utanç sayfalarına yazmıştır. Huzura, barışa ve kurtuluşa götürmeyi insana vaat eden İslam dini ise düzlemini hak, adalet ve muhabbet üzere belirler.  Daha adil ve yaşanabilir dünyayı tüm insanlık için kurmakla, âlemi daha iyiye ulaşmak gayesiyle imar ve inşa etme vazifesini üstlenmek durumunda olan Müslüman için var olma yolu, önce iman etmek, sonra da iyi ameller yapmaktır. İnsanın imanla iç mimari yapısı, eylemlerle de dış mimari yapısı inşa edilir. Mütefekkirimiz, iyi amellere sevk eden imanın ise ancak “güneşi sağ, ayı da sol elime verseniz ben davamdan vazgeçmem” diyen Hz. Peygamberin şuuruyla gerçekleşen Muhammedî bir iman olması gerektiğini vurgular. Bu itibarla iman varsa imkân da vardır. Aliya’nın tüm yaşam hikâyesi bize böylesi bir imandan neşet eden ve ümmetin ortak ufku olan Bosna’yı kurtaran imkânlar silsilesini sunar.

Aliya İzzetbegoviç’in işaret ettiği, telife ve kıvama gebe bir başka itidal noktası da teslimiyet ile mücadelenin dikotomik görünen ama birbirinin mütemmim cüzleri olduğunun gösterildiği, insanı keşfe, imara ve inşaya sevk eden düzlemidir. İslam'ın bir teslimiyet yönü, bir de mücadele ve mücâhede yönü vardır.  İslam dini Allah'a, hakka, güzele ve iyiliğe karşı teslim olmayı isterken; kötülüğe, çirkinliğe, yanlışlığa kısacası batıla karşı mücadeleyle var olmayı emretmiştir. Yani İslam’ın murat ettiği ufukta yok olmak ve yok etmek değil, var olmak ve var kılmak söz konusudur. İslam, insan için uhrevi olan yanında dünyevî meyveleri ve kazanımları da ister, ibadet esnasında bağlanmış olan ellerin daha sonra hayatın mutluluk verici şeylerine de uzanmasına izin verir.  Bu çerçevede İzzetbegoviç, birbiriyle uzlaşması zor görünen üç kavramı, Allah ve insan merkezinde, itidal zemininde telif etmeye çalışır. Teslimiyet, mücadele ve özgürlük birbirine zıt olmayıp bilakis birbirini tamamlayan kavramlardır. Buna göre, kişi en yüce varlığa teslim olursa köle olmaz, köle olmazsa mücadele etmeye devam eder. Yani bahs-i diğerle, Allah’ın iradesine teslimiyet, insan iradelerine karşı bağımsızlık demektir. Allah’a itaat, insana karşı diz çökmeyi men eder. Böylece insan ile Allah ve insan ile insan arasında yeni bir münasebet inşa edilir. Hakka teslim olan, ona buna köle olmaz, benlere bende olmayansa özgürdür ve Hak için, insan için mücadele etmeye hak kazanır.  Burası onun tüm düşüncesinin hem başlangıç hem de varış noktasıdır.

Kelamı, onun itidale çağrı olarak gördüğü İslam’ın ilahı olan Allah’ın sıfatlarından birisi olan el-Adl’e vurgusuyla nihayete erdirelim. İtidal ile adaletin kökleri aynıdır, varlık, adalet üzere kaim ve daimdir. Bizler herkese lazım olan adalet için mücadeleye devam etmeliyiz, unutmamalıyız ki Aliya’nın mutedil söylemiyle “Düşmanlarımıza tek bir borcumuz var: Adalet!” Rahmet olsun itidale davet eden bilgemize, rahmet olsun Aliya’ya… 

Bu haber toplam 243 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim