• İstanbul 21 °C
  • Ankara 21 °C

Dr. Muhammed Enes Kala: Oruç Ağacı

Dr. Muhammed Enes Kala: Oruç Ağacı
Tutma ve tutulma kelimelerinin esrarına tutunarak ilerlemeyi tercih etmek, bir bakıma yolda olmaya işaret eder.

Yolu katetmekse kendinde olmaya ve kendini bilmeye… Ancak kişinin kendiliğini keşfedebileceği içe dönüş ve bakış imkanı da her zaman ele geçmez. Hayatın olabildiğince bayağı ve çoğu zaman destursuz hızı ile beraberinde getirdiği hazzı, insanı öncelikle kendisinden koparan fırtınaları yaşama çağırmaktadır.

Örtünmek ve korunmak sadece elbiselerle olmaz, anlamı yitiren insan da çırılçıplak ve savunmasız kalabilir. Kendisini bilmeyen, tanımayan ve taşıyamayan insan, anlamdan el etek çekmeye başlar. Manayı bir kez kaybeden kişi de yaşam meşgalelerinin sivri, keskin dişlileri arasında ufalanmaya, buz gibi dünyada yapayalnız kafeslenmiş ve sonunu bekleyen bir kurban olmaya doğru evrilir. Tutulan ve tutan oruç, bu anlamda kişiyi tutar, insanı zinde, ayakta ve anlamda tutar, zira o, insana bir an için durup nefes alma, kana kana kendisini seyreyleme imkanını ve kendisine güvenenin güvencinde yaşama azmi vermeyi ister aslında.

Herkes beslendiği yeri önemser ve göstermek ister. Metafizik ile fiziğin en esrarlı terkibi olan insan da iki ucu telif etme konumundaki canlıya göndermede bulunur. Emir alemi ve halk alemi, numen saha ile fenomen saha arasında olması gereken telif ve kıvamı gösterebilen yegane varlık bu anlamda insandır. Fiziki sahada eyleme ve söyleme imkanına sahip olan kişi, metafizik sahada inanma ve umut etme olanağını tecrübe eder. Şu var ki ne inanma ve umut etme, söyleme ve eylemeden tecrit edilebilir ne de eylem ve söylem, inanç ve umuttan soyutlanabilir.

Bu bütünlük o kadar kat’îdir ki, mevcudata baştan sona hâkim olan tevhid buraya da hâkimdir. Zira varlık, tevhid ilkesi mucibince kaim ve daimdir. Aynı bütünlüğü mikro âlem olan insan varlığında da keşfetmek kabildir. Fizik/halk ve metafizik/emir âleminin esrarlı ve anlamlı telifine gidebilen bir varlık olarak insan da kendi özünde varlık bütünlüğünü barındırır. Zira ancak idrak, vicdan ve his yetileriyle beraber beşer denilen varlık insan haline gelebilir. Telifi ve kıvamı da beşer değil insan olan yakalayabilir. O halde beşerlikten insanlığa doğru olan anlam yolculuğu fizik ve metafizik dengesini kurmayı, bu da insanın varlık bütünlüğünü oluşturan yetileri aynı anda işlevsel kılmayı gerektirir. 

            Tuttuğunu tutan, ikram edene lütufta bulunan, incitmeyeni incelten oruç da belki insana kendini tanıtacak, kişiye, varlığını yeniden her daim taze şekillerde keşfettirecek ve dahi kıvam ve telife vardıracak yetilerinin tevhid ekseninde işlevsel kılmaya sevk edecek zenginlikleri sunabilir. Oruçla, his vicdana, vicdan idrake yol bulabilir ve kişiyi kendisiyle, yekdiğeriyle, âlemle ve Rabbiyle buluşturabilen seyrüseferi başlayabilir.

Sıradan günlük yaşam pratiklerinde yetilerinin moment noktaları kayan, yavaş yavaş kendisinden, yekdiğerinden, çevresinden ve yaratıcısından uzaklaşmaya başlayan insan kaygan zeminde ilahi bir müdahale eşliğinde tutulmaya muhtaçtır. Oruç, her zaman aynı vakitte insanı tutmak ve ona kendisini açmak için taptaze gelir. İnsana kendisini hatırlatmak, bildirmek, buldurmaktır onun amacı. İnsan, kocaman bir varlıktır ancak bu büyüklüğünü bazen idrak edemeyecek kadar da küçük ve zavallı. O halde kendisini bulmalı, bilmeli, tanımalı ve tevhidin mevcudat sahasında tezahürü olan kozmik düzendeki doldurması gereken yeri doldurmayı başarabilmelidir. Bunun için başlangıç noktası da kendisidir, zira Vücud ve mevcut onda gizlidir, tevhid ona saklanmıştır ve mana onunla yol alır.  

Böylesi bir nazar, bizi, orucun en aşağı seviyesinin açlık ve susuzluk olduğunu görmeye götürür. Burası oruç ağacının köküdür ve insanın beşer tarafının orucudur. Ama insan beşerden fazladır, olmalıdır. Bu merhale başarıyla geçilmeyi bekler, aksi halde maksut buraya indirgenecektir. Dahasını isteyen insan için bir üst merhale kapısı ona davette bulunur ve icabetini bekler, kişi artık eylem ve söylemine oruç tutturmayı bilmelidir. Eylem ve söylem, doğruyu, iyiyi ve güzeli hedeflemeli ve yakalamalıdır. İnsan bu merhalenin de son olmadığını eylem ve söylemi dayayacağı zeminin farkını fark edince idrak eder. O halde yeni bir kapı daha açılmalı ve onu daha yukarılara davet etmelidir. İdrakin, düşüncenin ve inancın da orucu olmalıdır ve vardır. İnançtan, umuttan ve düşünceden daha başka insanın özgürlüğünü doyasıya yaşadığı bir yer var mıdır ki? İşte bu merhale insanı kozmik düzenle birleştiren, bütünleştiren ve hemhal kıldıran yerdi. Kalbi, zikir ve fikirle meşgul olan insan, çirkini, yanlışı ve kötüyü söyler ve eyler mi? Kötüyü, yanlışı ve çirkini söylemeyen, eylemeyen insan sükûtuyla ne susar ne de acıkır, zira artık o midesiyle değil aklı ve kalbiyle beslenmeyi öğrenmiştir. Sükûtunda sükûna erişilen şairin ilhamına tutunarak ifade edelim: Artık oruç da ona acıkmaya ve susamaya başlar, yeni takvim yılında yine yeniden tuttuğunu ilahi sofradan nimetlerle donatmaya gelir. Ona ilahi ruhun esrarını sunar ve edeple geri döner.      

Oruç, ilahi sofradan nimetler getirdi, bu nimetleri tadan için oruç ilahi bir devrimdir ki artık insan midesiyle acıkmaz, aklıyla ve gönlüyle acıkır. Buradaki maksut, oruç ağacının kökünden beslenerek meyveye durmasıdır. Oruç da kişinin gönlünde meyveye durmak için gelir ve kişiye ihtiyacı olanı sunarak ona veda eder, tabi akletmesini, vecdetmesini ve hissetmesini bilen gönüllere. İşte kavuşmayı ümit ettiğimiz o bayram da o bayramdır ki idrakin, vicdanın ve hissin aynı anda iftar ettiği ve sonunda tutup tutulana iftihar ettirdiği sofrada başlar…

Bu haber toplam 689 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim