• İstanbul 24 °C
  • Ankara 27 °C

Dumlu Baba’dan Fırat’a, Fırat’tan Munzur’a

Eyyüp AZLAL

-Tunceli Valimiz Tuncay Sonel Bey’e ithaftır…

Fakir’in Şehir ve Nehir medeniyeti üzerine neşrettiği kitabının üzerinden on yıl geçmişti. Yayınevi arayıp haber vermeseydi belki onca yılın geçtiğini bilmeyecektik. Fırat, nehir medeniyeti, Fiten hadisler, su kaynakları, su savaşları, nehir efsaneleri, tarihte nehir kenarında kurulan devletler, nehir kanunları kitapta yer almıştı.

O vakitler eserin hayat bulmasında üç şahsiyetin maddi ve manevi katkısını unutmak mümkün değil. Dönemin Birecik Kaymakamı Tuncay Sonel Bey, şimdi Tunceli Valisi. Dönemin Birecik Belediye başkanı Abdülkadir Yüksel Bey, Gaziantep Milletvekili iken rahmet-i rahmana kavuştu. Ve Kıymetli Hocamız merhum Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş… Özellikle Nevzat Yalçıntaş Hocamızın bazen Birecik’te Fırat kenarında rahmetli annesinin Fırat hatıralarını anlatırdı. Bazen de İstanbul’daki evinde Fırat kenarında görkemli bir şehir olan Deyrozzor kadılığını yapan büyük dedesinin Fırat ile ilgili hatıralarını paylaşırdı. Nevzat Hoca özellikle Suriye iç savaşında ve özellikle de Deyrozzor’da yapılan katliamlar karşısında çok üzülmüştü. Ecdad Osmanlı’dan zorla koparılan topraklarda kan ve gözyaşının durmadığını söylüyordu. Osmanlı eliyle adalet dağıtan dedesinin torunu olarak neden üzülmesin ki. İslam beldeleri önce kâfir postallarıyla kirlendi. Sonra ümmet içerisine atılan nifak tohumlarıyla zehirlendi. Ağla çeşmim ağla… Hocamızın anlattığı bu olaylardan bizim de gözlerimizde nem gönlümüzde elem eksilmezdi.

Bizi, merhum Yalçıntaş Hoca’nın sohbetine dâhil eden dönemin kaymakamı ve belediye başkanı, Uluslararası ölçekte “Birecik Kelaynak ve Çevre Festivali” gibi önemli bir projeye de imza atıyorlardı. Bu zatların himmetleriyle Fırat nehri sahilinde kültür dünyamıza yeni sahifeler ekleniyordu. Bu çalışma ile özelikle nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Kelaynak kuşlarının korunması ile ilgili kamuoyu oluşuyordu.

İmdi kitaba gelirsek…

Kitapta yeni düzenlemeler ve eklemelerin olacağını ve bunun için biraz zaman süreceğini yayınevine bildirmiştim. Böyle bir bilgi külliyatı kitapta alıp başını gitmişti. Konya’dan değerli yazar dostum Ahmet Köseoğlu’nun isimlendirmesiyle “Nehir İlmihali” dense yeridir bu kitap için. Fakat kitapta eleştiri konusu olan bölümler de vardı. Daha doğrusu neden kitaba alınmayan bölümler söz konusuydu. Şimdi bu bölümleri derleme ve düzenleme gayretine girmek zor olacak gibi.

Kitabın ana omurgasını çizen Fırat’ın kaynağı neresidir sorusuna cevap verememiştik. Bu nedenle kitabı inceleyen dostlarımdan Erzurum Tarih Derneği başkanı Dr. Ali Kurt Bey, muhakkak Erzurum’a gelmemi ve şehrin kırk kilometre kuzeyinde bulunan Dumlu Baba dağına çıkmamı istemişti. Burası coğrafi olarak Fırat’ın kuzeyde en son noktasıydı.

Dr. Ali Kurt Hocamızdan dinlediklerimizi defterimize yazmıştık. İkinci baskıya girecek bölümden bir parça… “Yaklaşık 50 yıl önce bölgede yaşayan Hristiyan Ermeniler her Pazar günü gelip pınarın başında ayin yapıyorlarmış. Onların inanışlarına göre bu su, cennetten gelir. Çünkü Fırat için İncil’de öyle yazılıyor. Bölgedeki bazı Müslüman din âlimleri de Cuma günleri bu pınarın başına gelip dua ediyorlardı. Fakat burayla ilgili en fazla bilgimiz Erzurum halkının Cuma günleri kamyonlarla bu pınarın başına gelip Yasin-i şerif okumalarıydı. Yazın Dumlu Baba pınarının serinliği kendini çok fazla hissettirirdi. Hatta yöre halkı bazen pınara ayaklarını koyup öylece Yasin-i şerif okumaları yaparmış. Bunun nedeni ise şu idi. Sudan ayaklarımızı çıkarmadan okunan Yasin-i Şerif sayesinde cennete gidilecekmiş.”

Yasin-i şerif okumaları güzel. Fakat ritüel değişik. İşte burada Hristiyanlıkta var olan bilgi bir şekilde İslam kültürüne girmişti. Anadolu tasavvufu dedikleri bu olmalı herhalde… Erzurum’da Dumlu Baba’nın Horosan’dan gelen bir eren olduğunu da öğrenmiştik. Yani Horosan erenlerinden… Dumlu Baba Suyu ya da Dumlu Suyu Erzurum ovasından Karasu adını almıştı. Ama oradaki halk bu suya Fırat diyordu.

Burada yaptığımız çalışmalardan sonra kitaba yapılan ikinci eleştiriye cevap bulmak için Tunceli ve Munzur Çayına yönelmek ve oradaki efsaneleri derlemek istiyorduk. Arkadaşların uyarısı ve bölgenin hassasiyetinden dolayı Munzur kaynağına ve çayına gitmekten vazgeçtik. Bu nedenle Efsane Nehir Fırat için Munzur Çayı ve kaynağı bir kayıp harita olarak kayda geçmişti.

Munzur Çayı ve gözeleri, Fırat’ı besleyen gizli ama önemli bir kaynaktır. Nehir medeniyetine kaynaklık ettiği gibi Fırat’ın diğer kollarında söylenegelmiş efsaneler burada da var. Ama burada biraz değişmiştir. Mesela bunlardan biri Ana Hita’dır. Zerdüştlükte “Anahita”, Hristiyan (Ermeni) mitolojisinde ise “Anahit” olarak adlandırılan, yaşamın yahut ilahi anlamda “aşkın kaynağı” olan Tanrıçanın, Munzur Gözelerinin bulunduğu yeri mekân tuttuğu söylenir. Ana Hita, doğurganlık, bilgelik ve yaşamın sürdürülebilirliğini temsil eden bir Tanrıça, Sümer’de ve Asur’da İştar – İnanna tanrıçaları olarak da bilinir. Bu Tanrıça, yaşamın oluşumundaki gizli sırlara vakıf olan yaratma bilgeliğinin sahibidir. Yeryüzünün oluşumundaki isimlerin belirmesini sağlayan ve onu dünyaya, insanlığa yaygınlaştıran, sabitleştiren ve süreklileştiren de O imiş.

Fırat’ın aşağı kollarında mesela Urfa-Harran civarından derlenen efsanelerin bir diğer benzeri de Munzur Çayından derlenmiş. Bunlardan biri Munzur’un Hz. İbrahim’e çobanlık yaptığına dair efsane… Munzur, bir ağa iken daha sonra Hz. İbrahim’in sürülerine çobanlık yapması yeni baskıya yetişir gibi. Edebiyatın malzemesi gereği bu halk inanışlarını sosyolojik ve psikolojik açıdan değerlendirmek gerekiyor.

Evet, Fırat Nehri Dumlu Baba Suyu olmadan anlatılamaz, Munzur Çayı olmadan anlatılamaz. Fakat eleştirilerin bir cevabını daha bulmuş değilim. Fırat’ın ilk kaynağı Murat nehri mi, Ağrı Dağı mı, Dumlu Baba mı yoksa Munzur mu. Şimdilik bunların hepsi desek zor geliyor.

Bu yazı toplam 1147 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim