Edebiyat Festivali'nin 5. Gününde Halit Refiğ Konuşuldu

Edebiyat Festivali'nin 5. Gününde Halit Refiğ Konuşuldu
9. İstanbul Edebiyat Festivali'nin beşinci günü de dolu dolu geçti. Film müziklerinin konuşulduğu birinci oturumun ardından İhsan Kabil Özel Oturumu gerçekleşti.

Gülper Refiğ'in de konuşmacı olarak katıldığı ve Halit Refiğ sinemasının konuşulduğu üçüncü oturum, geç saatlere kadar yoğun bir izleyici kitlesi ile devam etti.

 

Herkes Varoluşunun Peşinde

Fatma Gülşen Koçak'ın oturum yöneticisi olduğu "Film Müzikleri" oturumunda Alpay Ünyaylar film müziklerinin senaryo ve yönetmenle birebir çalışarak ortaya çıkabileceğini söylediği konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Herkes varlığının peşinde müzik de olsa film de olsa her şey varlık çemberinin içinde oluşturan duygulardır. Biz varlığı seccademizin üzerinde yaşarken dışarıdaki varlığı itiyoruz. Oysa gerek Almanlar gerek Japonlar çok iyi film müzikleri çıkarıyorlar. Bizde sanki sahtelik var. Metafizikten uzağız. Kâra baktığımız sürece de zaten varlıkla bağlantı kuramayız. Dünyaya geliş sebebimizle ilgili olarak ne öğrendik, ne yaptık diye bakınca geriye hiç bir şey kalmıyor. Son yıllarda o karteli biz delmeye başladık. Özümüze yönelik işler yapmaya başladık. Ama bu da yine ticari çıkar ve duygu sömürüsü noktasına gidiyor. İlla bir kazanç karşılığı yapıyoruz bunu. Tabiî ki herkes kazanç peşinde, ya para ya isim yapacak. Sektördeki varlığını koruyacak. Ama yaptığı işle kendi özünü ortaya koyan var mı?"

 

İhsan Kabil Yalnız Bir Adamdır

Günün ikinci oturumu "Sinema Yazarlığında Bir Ömür: İhsan Kabil Özel Oturumu"ydu. Gökçen Göksal'ın oturum yöneticiliği yaptığı programda, İhsan Kabil, sinema yazarlığından festival düzenlemesine, sinemaya verdiği desteğe kadar pek çok açıdan değerlendirildi. İhsan Kabil'i gençlik dönemlerinden beri tanıyan yakın dostu Burçak Evren şöyle konuştu:

"İhsan Kabil, nezaketiyle kim olursa olsun anlaşabilen bir insan. İhsan Kabil'den bir teklif geldiği zaman hiç sorgulamam. Onunla birlikte çok etkinliğe katıldık, dersler verdik. Hiçbir zaman değişmedi. Çok derin bir sinema bilgisine sahip. Onu Kültür Bakanlığında görmek isterdim. Fazlasıyla hak ediyor. Her kesimle iletişimi o kadar güçlüdür ki, onun olduğu yerde hiç tereddüt etmezsiniz. Zaten İhsan'ın karakteri, kişiliği, mütevazılığı ile kendini öne çıkarmayan bir karakter..."

 

İhsan Kabil'i Ufuk Açıcı Birisi Olarak Görüyorum

Bünyamin Yılmaz, İhsan Kabil'in değerinin çok fazla bilinmediğini ve yeterince ondan faydalanılmadığını vurguladığı konuşmasına şöyle devam etti:

"Edebiyatın sinemayla buluşmasını gerçekleştiren bu festivalde, İhsan Kabil'in etkisini gördük. Biz değerlerimizi bir kenara çekildiğinde hatırlıyoruz. Bizimle birlikte çalışıyor. Uzakta değil. Bugün burada olmamız bence anlamlı. Burçak Evren'le düşünsel olarak ne kadar uzak olursa olsun uzun süren dostluğu da çok önemli. Biz biraz keşiflerimizi içe dönük yapıyoruz. Dışa açılmamız lazım. Festivallerin bir matematiği var. O matematiğin dışına çıkmamız lazım. Bunu İhsan Kabil yapabilir. Edebiyat Mevsimi'nin bu 6 günlük etkisi bunu ortaya koyuyor. İhsan Kabil'i ben ufuk açıcı biri olarak görüyorum. Çok hızlı bir dünyada yaşıyoruz ve tekrara düşüyoruz. Bizde her kesim kendini tekrar ediyor. Biraz da dışarıyla ilişki kurmamız lazım. Dünyayla teması ümmet üzerinden kuruyoruz ama İslam dünyasında sinemayla ilgili ne oluyor haberdar değiliz. Sinema dünyasında da bildiğimiz ezberlerin dışına çıkmak için İhsan Kabil'e ihtiyacımız var."

 

Mihenk Taşıdır

Abdülhamit Güler İhsan Kabil'le ilgili bir anekdot anlattıktan sonra sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim camiada eleştirmek meselesi kritik bir durumdur. Eleştirmek dendiğinde 'bir dakika' dersin. İhsan Kabil'de bu yaşanmaz. İhsan Hoca bildim bileli aynı naifliktedir. Hatta kızdığı adamı bile öyle kibar eleştiriyor ki yapıcı eleştiri yapıyor. İhsan Hoca hepimiz için bir mihenk taşı oldu. On yıla yakın zamandır camiamızda sinemayla ilgili projeler şöyle olur: Kim olacak? İhsan Kabil. Önce ihsan Kabil adı yazılır. O mihenk taşıdır.

İhsan Kabil ise yaptığı teşekkür konuşmasında şöyle dedi:

"Hepimizin bu dünyaya getirilme sebebi var. Bu anlamda herkesin varoluşunun bir anlamı var. Ben kendimin de mükemmel olmamaklığımdan ötürü, duruşumu muhafaza ettim ama eleştiri ve yorum getirmede o mesafeyi korudum.  Çünkü insan olmak böyle bir şey. En önemli şey, insan dediğimiz eşrefi mahlûkat olmaya aday kişiyi daha doğru anlayabilmek ve anlamlandırabilmektir. Herkese şükranlarımı sunuyorum. Bütün insanların saygın olduğunu ve o insani ilişkiyi hak ettiğini düşünüyorum."

 

Halit Refiğ Kendi Vicdanının Tarafındaydı

Zeynep Bayraktutan'ın yöneticiliğinde başlayan "Halit Refiğ Özel Oturumu"nda Gülperi Refiğ, eşi Halit Refiğ'i parayı sevmeyen, mütevazı yaşayan biri olarak tanımladıktan sonra, onun sinemaya ilgisinin sebeplerini anlattı:

"Gılgamış veya İlyada destanlarında, anlatılan hikâyelerde hep iki tema vardır. Bugüne kadar bu kurgu hiç değişmeden geldi. Ezenler-ezilenler,  zalimler-mazlumlar... Hiç değişmiyor. Vicdanlı insanlar bunu eserlere döküyorlar. Buna bir çare, bir cevap, bir antitez, bir cevap, bir çağrı geliyor. Anadolu ve İslam'ın sesi bu. Şöyle bir ses geliyor: En büyük mutluluk, en büyük vuslat Allaha kavuşmak, en büyük aşk Allah aşkı. Anadolu tasavvufu birçok edebiyat eserine kaynaklık etmiştir. Bu büyük bir fikir bu büyük bir çağrı. Tasavvur edemeyeceğiniz kadar Batı edebiyatını etkilemiştir. Bu arada 50'lilere kadar edebiyatımızda bu dünya görüşümüzü devam ettirenler olduğu gibi, bizim köylü cahil ve barbar olduğumuzu öne çıkaran bir edebiyat çıkıyor ve müthiş bir moda hâlinde sinemaya yansıyor. Halit Refiğ'i sinema hayatına yönelten süreç böylece başlıyor. Vicdanlı bir aydın ve yurtseverken sinemaya giriyor. Kendi kültürünün büyüklüğünün farkında. Okuyor bir de bakıyor ki, böyle bir sinema ve böyle bir edebiyat. O engin tarihî kültür birikimini ve olan biteni görüyor. Kendi toplumuna olan biteni ve gerçekleri anlatması lazım. Çok barışçıl, hiçbir ihtirası olmayan, insan seven bir aydın olarak bir kavgaya başlıyor. Bu gerçekleri topluma anlatması lazım. Bunun için de sinema çok etkili bir sanat dalı."

 

Entelektüel Bir Sinemacıydı

Coşkun Çokyiğit ise Halit Refiğ'in sinemasını ve derin köklerini değerlendirdiği konuşmasında şöyle dedi:

"Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'ya ait olan ne kadar şey varsa dışlayarak muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak gibi bir iddiayla geliyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman Orta Asyacılık tezi çıktı. 'Bütün dünyadaki medeniyeti biz yarattık' dendi. Fakat bu romantik ve ispatlanması zor iddia yerini Batıcılık tezine bıraktı. Dinî olanı, ulusal olandan koparıp dinî hayattan atmaya çalıştılar. Halit Refiğ ve Kemal Tahir bunu fark ettiler. Bir entelektüel sinemacıydı Halit Refiğ. Bir sanatçının tüm kültür meselelerini ortaya koyup bir film yapması mümkün değil bu ortamda."

Konuşmaların ardından, izleyicilerden gelen soruların cevaplanmasıyla program sona erdi. 

ihsan-kabil-oturumu-3.jpg

Bu haber toplam 312 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim