• İstanbul 17 °C
  • Ankara 13 °C

Edebiyat ve Hukuk Arasındaki Tuhaf İlişki

Edebiyat ve Hukuk Arasındaki Tuhaf İlişki
Tecrübelerimiz, onları dışa vurana kadar kimsenin umurunda değildir. Bir köşede sessizce acı çekmek hepimize çok zor gelir. Bunları içgüdüsel bir şekilde dışa vurmak isteriz.

Dışa vurarak hem bir kendini gerçekleştirme eylemi yapmış oluruz hem de nasıl olsa bir kere tecrübe edilmiş bir şey üzerinden diğer insanlar için bir yol haritası çıkartırız. Bu eylem neticesinde tecrübelerimizle ilgilenenler yasa koyucu olduğunda kanun, bir şair ya da yazar olduğunda ise edebi bir eser ortaya çıkar. Elbette bu deneyimler yoruma açıktır. Bu sebeple de aynı olayları farklı değerlendiren yasalar ve ya edebi eserler söz konusu olabilir. Fakat hangisi olursa olsun, “olması gerekeni” bulma arayışı göze çarpan ilk şeydir.

Bir kere hukuk düzdür. Edebiyat ise dolambaçlı yolları görmek ister. Bir davada taraflardan biri niyetini ispat etmek için somut deliller kullanmak zorundadır. Ya da kanun koyucu karşısındakinin iç dünyasını bilemeyeceği için bir takım hareketlere karineler getirir. Örneğin sükûtun ikrardan olması gibi. Hukuk belirsizlik kabul etmez. Edebiyat ise tam tersidir. Belirsizliklerden beslenir. Bunun dile yansımalarının her iki alanda da yarattığı farklılıkları rahatlıkla görebiliriz. Hukuk metinleri açık metinlerdir. Dil, hukukta tamamen işlevseldir. Bir davada, dava çok uzayıp da dosyaya başka bir hâkimin bakma ihtiyacı doğabilir. Belki ilerleyen zamanlarda davaya yeni kişiler katılacak, taraflar değişebilecektir. Bu durumda dosyayı okuyan herkesin dosyadaki metinleri anlaması gerekir. Aynı şey kanun metinleri için de geçerlidir. Fakat gariptir ki kanun metinleri o kadar anlaşılabilir yazılmaya gayret edilmesine rağmen amaçsal yorum, tarihsel yorum, sistematik yorum vs. gibi altı yedi tane yorum metodu ortaya çıkmışken, edebi metinlerde de yazar o kadar kapalı yazmasına rağmen anlaşılmayı beklemektedir. Sanırım bir yasa koyucuyu, yazarı ya da şairi bu meselenin üstesinden gelebiliyor olması onu başarılı kılan şeylerden biri olsa gerek.

Edebiyat ve hukukun aynı kaynaktan çıkmasına rağmen farklılaştıran şeylerden bir tanesi edebiyatın karşılaştığı bir olayda maddi gerçeğe ulaşma amacını aramıyor olması. Çünkü edebiyat maddi gerçeği aramaz, yaratır. Edebiyat, tanığa güvenir. Tanık da edebiyata güvenir. İçini döker. Bir kitaba başkahraman olmak sizi hapislerde çürütmez. Çünkü sizin tanık olarak anlattıklarınız, edebi eserde artık bir kurguya dönüşmüştür. Artık siz yoksunuzdur, kitabın başkahramanı vardır. Gerçi olmayacak şey değil ama hukuk, hayali karakterleri mahkûm edemez. Uygulanmadığı zaman cebirle uygulatılacak bir kararı etkileyecek herhangi bir davada yapacağınız tanıklık ise elbette çok daha farklı olacaktır. Yazar ya da şair kendi gerçeklerini kurgulayabilir fakat hâkim, muhakeme işlemiyle maddi gerçeği ortaya çıkartmak zorundadır. Verilecek bir ifade, sizi mahkûm edebilir ya da ipten kurtarabilir. Bu yüzden hâkimin önüne aynı olayla ilgili çok farklı kurgular gelecektir ve hâkim bu kurguları değerlendirerek maddi gerçeğe en yakın kurguyu oluşturacaktır. Hâkimin değerlendirmesindeki temel ölçüt ise hukuka uygun elde edilmiş delillerdir. Hâkimin yazar gibi boşlukları hayal gücüyle yaratarak doldurma lüksü yoktur.

Garibime giden konulardan bir tanesi edebiyatçıların hukukun hep kamusal boyutuyla ilgileniyor olmalarıydı. En büyük yazarlar bile hep bir toplumsal uzlaşı metni olan ve özgürlük otorite dengesini kuran anayasanın hukukuyla ya da yine kamu hukukuna giren suç ve ceza meseleleriyle ilgileniyorlardı. Diğer özel hukuka ilişkin meseleler sadece çorbada çeşni oluyor, hiç irdelenmiyordu. Aslında düşünüldüğünde birçok insan evlenir ya da boşanır, onlara bir şeyler miras kalır ya da borçlanır, eğer ödemezse de evine barkına haciz gelir. Kamu hukukuna giren meselelerle yolumuz çok nadir kesişir. Hal böyleyken bakkaldan ekmek almamız bile bir özel hukuk sözleşmesi içeriyor aslında. Özel hukukla daha çok içli dışlı olunmasına rağmen hep kamu hukuku meselelerinin irdelenmesi bana bilgisayarın bozuk olduğunu düşünen bir adamın saatlerce tamir için uğraşmasını ama fişi takmayı unuttuğunu bir türlü aklına getiremeyişini çağrıştırıyor. Çünkü yazarlar zaten eleştirmek için bütün bu kamusal meselelere eğilirler fakat her ne kadar bireysel olsa da aslında herkeste olan hukuki problemlerin ne kadar kamusal olduğunu kaçırırlar.

Devamı: http://www.izdiham.com/edebiyat-hukuk-arasindaki-tuhaf-iliski/

Bu haber toplam 442 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim