Ege mimari tarzı evleriyle Çeşme

Ferhat KOÇ
İzmir’in gerek kent merkezinde, gerekse ilçelerindeki geniş tarihi ve kültürel birikimi, yerel halkı ve doğal güzellikleri; kenti Türkiye’nin en iyi tatil yerlerinden biri yapıyor.

Şehrin gerek coğrafi konumu, gerekse tarihi ve kültürel kaynaklarının çeşitliliği, onu turizm ve seyahat edilecek kentler arasına taşıyor. Alışılmış deniz kum güneş üçlüsünün en keyifli yaşanacağı kentlerden birisi olan İzmir, tarihi zenginlikleri ve doğal güzellikleri ile önemli tatil ve turizm kentleri arasında yerini almasına neden olmuştur.

Çeşme        

 

 
cesme1.jpgÇeşme Kalesi

İzmir’in ilçelerinin hemen hepsinin tarih ve kültür zenginliği bulunmaktadır. Çeşme ilçesi tarih,kültür ve turizm zenginliği açısından bölgede, son yılların en gözde ve popüler tatil beldesi Çeşme, binlerce yıllık bir tarihin muhteşem doğa güzellikleri ile örülü olduğu bir yer.

16’ncı yüzyıl başlarında Piri Reis’in haritasına işaretlenen kaleyi 1671’de gören Evliya Çelebi, ünlü eseri Seyahatname’de O günkü Çeşme’yi şöyle anlatıyor:

‘’914 senesinde bizzat Bayezidi Veli yapıdır.Deniz kenarında batısı deniz,doğusu sahra ve dağlar olan,kale içinde elli ev bulunan bir yerdir. Kale dörtgen şeklindedir.Üç tarafı hendektir. Batı tarafı deniz olduğundan hendeği yoktur.Kıbleye varoşa bakan tarafında bir demir kapı vardır.İç kalenin batıya bakan iç içe iki kapısı vardır. Bu iki kapının üzerinde Sultan Bayezd camii vardır. Daha önceleri Venedikliler gelip,kaleyi boş bulup demir kapılarla,caminin altın alemlarini alıp gitmişlerdir.Sonradan fermanla Ak Mehmed  Paşa kaleyi tamir ettirip,caminin alemini yeniden yaptırmış ve kapılarını ellişer kantar demirle yenilemiştir. Denize bakan iki tabya yapmış ve bunlara onar parça balyemez top koymuştur.’’

Ege mimarisi tarzında evleri ile Çeşme, deniz, güneş ve kumsal sevenler için uygun bir tatil yeri. Altın sarısı plajlara sahip olan Çeşme’nin en bilinen plajı Ilıca Plajıdır. Denizin içerisinde kaynayan termal suları dolayısı ile Ilıca adını almıştır.

Çeşme, sahilleri, kumsalları ve koyları ile olduğu kadar tarihi zenginlikleri ile de dikkat çekicidir. Tarihteki on iki İyon kolonisinden biri olan Çeşme, İzmir’in en batısında yer alan yarımadaya ismini vermiş. Çeşme kalesi ve Müzesi, Çeşme’nin en çok ziyaret edilen tarihi yerleri arasında yer alıyor.

cesme2.jpg

Çeşme’nin önemli Yapı taşları

 Çeşme Kalesi: Padişah II.Beyazıt tarafından inşa ettirilmiş olup, yapılış amacı bölgeyi ticaret ve savaş gemileri saldırılarına karşı korumak içindi. İçinde eski eserlerin bulunduğu bir müze de bulunan 500 yıllık Çeşme Kalesi,

500 Yıllık Yapı - Kervansaray: Günümüzde otel olarak da hizmet veren yapı, 1529’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan iki katlı bir eserdir.

İlçenin Adını Aldığı Çeşmeler: Çeşme’ye ismini veren yapıları da görmeden bu tatil yöresinden gitmemek lazım. İlçede 10’a yakın çeşme vardır. Bunlar; Ömer Ağa, Hamaloğlu, Hasan Ağa Ailesi, Kabadayı, Kandıra, Kaymakam Sadık Bey, Mehmet Kethuda, Memiş İbn-i Ahmet, Maraş, Mimar Mehmed ve Murabutzade Hüseyin Kaptan.

Termal Mucize: Kaplıcalar: Popüler bir deniz turizm cenneti olan olan Çeşme ayrıca açık bir termal havuz olarak da adlandırılan kumsallara sahiptir. Ilıca, Şifne ve Yıldızburnu termal sular açısından zengin olan Çeşmede yer alan kaplıcalardır.

Giritlilerden Bize Hatıra Erythrai Antik Kenti: Bu antik kent, Ildırı Köyü’nün üzerinde kuruludur. Çeşme’ye yaklaşık 30 kilometrelik bir mesafededir. Giritliler tarafından kurulmuş olan kent alanında Athena Tapınağı kalıntıları, kilise, tiyatro, agora ve antik mozaikleri görebilirsiniz.

cesme3.jpg

Tekne Turlarının Müdavimi Olduğu Durak Eşek Adası: Yerleşimin olmadığı. Adada çok sayıda eşek bulunmasından ötürü bu ismi almıştır.

Çeşme'nin en çok ziyaret edilen tarihi eseri II. Beyazıt'ın yaptırdığı kale bugün müze olarak kullanılmaktadır. Çeşme kalesi, 1508 yılında Osmanlı Padişahı II. Beyazıt tarafından, Aydın Valisi Mir Haydar aracılığıyla, Mimar Ahmet oğlu Mehmet'e yaptırılmıştır. Kalenin ilk inşaatı tam deniz kıyısına yapılmıştır. Ancak, sonraki yıllarda denizin doldurulması sonucu bugünkü konumunu almıştır.Kale ve liman, ticaret ve savaş gemilerini kötü hava şartlarına ve düşman saldırılarına karşı korumaktaydı. Kalenin güney kapısı, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşımaktadır. Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır.

ÇEŞME TARİHİ

ANTİK DÖNEM

Antik çağda Cyssus adıyla anılan Çeşme’nin bugünkü adını denizcilerin su temin ettikleri “çeşme”’lerden aldığı sanılmaktadır. Çünkü Çeşme’nin en önemli özellikleri içme suyu ve limanıdır. Son derece korunaklı bir limana sahip Erythrai’nin Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişki kurduğu ve ticaretini geliştirdiği bilinmektedir. Ülkemizin başlıca turizm merkezlerinden biri olan, uluslararası bir üne sahip Çeşme ve töresinde halk, antik çağda 12 Ion birliğinden olan Erythrai’nin (Ildırı) kalıntıları ile iç içe yaşamaktadır.

Çeşme, Lydia, Pers, Pergamon (Bergama) Krallığı, Roma ve Bizans egemenliklerini yaşamıştır. Çeşme Limanı’nın ön plana çıkmasındaki en önemli faktörlerden biri de Sakız Adası’ndan Anadolu kıyılarına en yakın ve güvenilir nokta olmasıdır. Bu nedenle liman, yüzyıllar boyunca ticari alışverişi canlı halde sürdürebilmiştir.

3. Yüzyılın son yarısı ile 14. Yüzyılın başlarında Batı Anadolu’nun ticari hayatına isim yazmış Cenevizler ’in etkisi görülmüştür. Aynı dönemde yöre bir ara Çaka Bey’in yönetimi ’ne girmişse de hâkimiyeti kısa sürmüştür.

TÜRK HÂKİMİYETİ DÖNEMİ

14.yy Başlarında Aydınoğullarının sürüklediği akın kısa zamanda etkili olup Çeşme Limanı bir deniz üssü durumuna getirilmiştir. Yörenin daha sonra İzmir Beyi Umur Bey’in yönetimine geçmesi Cenevizlileri tamamen yörenin ticaretten dışlamak istemeyen Umur Bey ticaretin kendi kontrolünde olması için onları kendi hâkimiyetinde kabul ettiği Sakız Adası’na göndermiş.. 1330'da Cenevizliler ‘in Sakız adasına yerleşmeleriyle konumu buraya en uygun olan Çeşme limanı bir kez daha önem kazanmış, böylece Cenevizliler ile ticaret doğal şartlarda sürdürülmüş. İlk kez 1. Beyazıt (yıldırım) tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fakat Ankara Savaşı'ndan sonra (1402), Timur tarafından yeniden Aydınoğulları'na verilir. 17.yy sonlarından itibaren Batı Anadolu ürünlerinin satıldığı küçük bir ticaret merkezi olan İzmir'in bir anda ticari üstünlüğü ele geçirmesiyle, Çeşme Limanı, İzmir Limanı'nın yanında giderek gerilemiş ve önemini yitirmiştir.

Yüzyıllarca Eyalet sistemiyle idare edilmiş olan Osmanlı Devleti'nde, 8 Kasım 1864'te Sultan Abdülaziz döneminde köklü değişiklikler yapılmış ve çıkarılan kanunlarla bu değişiklikler uygulanmaya başlamıştır. Buna göre Aydın ilinin İzmir sancağına bağlı bir kazası olan Çeşme, Kaymakamlık olmuştur. Diğer birçok Batı Anadolu liman şehrinde olduğu gibi Çeşme de, Rum nüfusu, Türk nüfusundan fazlaydı. Rumlar burada bağcılığı ve şarapçılığı geliştirmişler, çekirdeksiz siyah üzüm başta olmak üzere buğday ve diğer hububat ziraatı da yapmışlardır. Anason ve kök boya üretimi başlamıştır. Kurtuluş Savaşı’nda özellikle 9.Eylül.1922’ de İzmir’in, 16 Eylül 1922’ de, Çeşme’nin Yunan işgalinden kurtuluşu ile Rum nüfusu Yunanistan’a gitmiştir. 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması ile nüfus mübadelesi yapılmıştır.

ÇEŞME YÖRESİNDEKİ TARİHİ MEKANLAR

Çeşme’ de son yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalar, bölgede Neolitik Çağdan itibaren yerleşim olduğunu göstermiştir. Çeşme İlçesi, Sakarya Mahallesi Bozalan Mevkiinde Neolitik; Germiyan Yalısında Kalkolitik ve Miken Dönemi; Boyalık Mevkiinde Tunç Dönemi, Bağlararası Mevkiinde Tunç Dönemi, Eski Çeşme Köyünde Beylikler ve Osmanlı Dönemi, Ildırı Köyünde,  Reisdere Mahallesindeki buluntu veya kalıntıları Çeşme İlçesinin yaklaşık olarak sekiz bin yıldır yerleşime sahne olduğunu göstermiştir. 

Çeşme İlçesi, Ildırı Köyünde yer alan Erythrai antik kenti; M.Ö. birinci binde İonia Bölgesinin 12 önemli şehrinin bir araya gelmesi ile kurulan Panionion Birliğinin önde gelen üyesi olmuş, Atina şehir devletinin öncülüğünde kurulan Attik-Delos Deniz birliğine de her yıl önemli miktarda maddi katkıda bulunmuştur.

ÇEŞME’NİN ÖNEMLİ ÇEŞMELERİNDEN BİR KAÇI :

İzmir’in çeşme ilçesinin önemi çeşmeleridir. Tarihi çeşmelerinden ismini alan Çeşme ilçesinin zamanımıza kadar ayakta kalmayı başaran bu çeşmelerinden bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:

Maraş Çeşmesi..Mehmet Kethuda Çeşmesi..Ahmet Oğlu Hacı Memiş Ağa Çeşmesi.(Ömer Ağa)..Hamaloğlu veya Hafize Rabia hatun Çeşmesi…Şerf Ağazade Seyyidi Hasan Ağa Ailesi Hacı Salihe Çeşmesi…Kaymakam Sadık Bey Çeşmesi..

Antik Çağlardan Günümüze Uzanan Bir Belde: ALAÇATI

cesme4.jpg

Antikçağda “Agrilia” adı ile bilinen Alaçatı hakkındaki ilk bilgiler 1300’lü yıllarda karşımıza çıkar. Eski bir yerleşim olduğu için birçok millete ev sahipliği yapan belde 16.yüzyılda ticaret kapısı olan Çeşme limanına oldukça yakın konumuyla konaklama merkezi olarak kullanılmıştır. Resmi belgelerde de Yaya (piyade) ve Müsellem (süvari) köyü olarak geçen Alaçatı adını “Alacaat Aşireti”nden alıyor.

İzmir’e 70 kilometre mesafede bulunan Alaçatı, nasıl olmuş bilinmez ama tarihi dokusu talana uğramamış nadir yerlerden biri. Arnavut kaldırımı sokaklar, cumbalı taş binalar, şık restoranlar, sıradışı oteller, dostane bir atmosferle müşterilerini ağırlayan kafeler, yel değirmenleri ve kiliseden bozma bir caminin etrafındaki otantik meydan, kasabaya vardığınız anda sizi  bir hayal alemine misafir ediyor.

Akşam vaktinde Alaçatı’da iseniz etraftaki elektrik direkleri ve kablo benzeri çirkinlikler de ortadan kayboluyor, son birkaç yıldır oluşturulan tüm güzellikler, geçmişin görkemli mimarisinden aldıkları destekle ortaya çıkıyorlar. Binaların bir kısmı restore edilirken tarihi doku da muhafaza edilmiş, bir yanda Avrupai bir dükkan görüyorsunuz, hemen yanıbaşında da mahallenin kasabını. Kıraathanenin etrafını ise şirin kahveler çevirmiş. Farklı renklerdeki begonvillerin sardunya ve hanımelilerle flört ettiği sokaklarda, Rum ustaların yaptığı 150 yıllık binalar zamana meydan okurken insanda da hayranlık uyandırıyorlar.

cesme5.jpg

Bataklıktan Çiçek Bahçelerine

Çeşme’nin daha önemli bir merkez olması nedeniyle 1850’lere kadar güney kısmı bataklık halinde kalan Alaçatı sadrazamın emri ile iyileştirilme çalışmaları sonucunda yavaş yavaş daha yaşanılır hale gelmiştir.

Kiliseden camiye çevrilen İzmir Alaçatı Pazaryeri Camii'nde Müslümanlar namaz kılarken, turistler caminin perde ile kesilen kilise bölümünü ziyaret ediyor. 
Cuma namazında camiye sığmayan cemaat ise, kilise bölümüne geçerek burada da namaz kılabiliyor. 
İzmir’de turizmin parlayan yıldızlarından Alaçatı, hoşgörünün de en güzel örneklerinden birini sunuyor. 
Kiliseden camiye çevrilen İzmir Alaçatı’daki Pazaryeri Camii, hem Müslümanlara hem de Hıristiyanlara ev sahipliği yapıyor. Cami içindeki perde istendiği zaman otomatik olarak açılıyor. Cami cemaatinden yaşlı amca ile yaptığımız sohbette yapımına 1830’lu yıllarda başlanan ve 1874’te kilise olarak açılan ibadethanenin Cumhuriyetin ilanının ardından camiye dönüştürüldüğünü söyledi. Yapının beldede yaşayan Rum vatandaşlar için yapılan 3 kiliseden biri olduğunu kaydederek, o kiliselerden sadece camiye çevrilen bu yapının ayakta kaldığını söyledi. Şu anda Alaçatı’da yaşan Rum vatandaş bulunmuyormuş,zaman zaman Yunanistan’dan gelen ziyaretçiler Pazaryeri camisini ziyaret ederek topluca ibadetlerini de yapıyorlarmış

Türk ve Rum Kültürü Etkisi

Alaçatı’nın tarihi yerlerinin bir kısmı özellikle evler Rumlardan kalmadır. Yüzyıllardır bir arada yaşayan iki millet Türkler ve Rumlar Alaçatı’da da birlikte yaşamış ve bölgenin kültürünü şekillendirmişlerdir. 19. yüzyılda bölgede Çeşme, Köste, Çiftlik, Ovacık bölgeleri ile birlikte 45.000 kişi yaşamaktadır. Bunların 40 bini Rum, 5 bini ise Türk.

Alaçatı’nın kaderi Balkan Savaşıyla Değişiyor.

1912 Balkan Savaşı’yla Alaçatı’nın kaderi bir kez daha değişir. Balkanlardan göçen göçmenlerin bu bölgelere gelmesiyle Rumlar arasında panik başlar. 1919’da İzmir’in işgal edilmesiyle Türkler bu kez Batı Anadolu’nun iç bölgelerine doğru göç eder. Kurtuluş Savaşı sonunda ise bu nüfus tekrar Alaçatı’ya döner. Yani belde bugünlere gelene kadar Rumlarla Türkler arasında 3-4 kez el değiştirmiştir.

Alaçatı Kültürünün Şekillenişi;

Bu değişimlerden sonra Türk ve Rum nüfusun bir arada yaşaması ile hem mimari hem de kültürel gelişmeler ile birlikte bugünkü tarihi doku oluşmuştur. Alaçatı kültürü yemeklerden, müziklere, sosyal hayattan şehir yapısına kadar Alaçatı’ya ait her türlü özellik bu iki halkın kaynaşması ile meydana gelmiştir

Alaçatı’nın Tarihi Yerleri;

Alaçatı çalkantılı geçmişine rağmen bugün Ege’nin en popüler beldelerinden birisidir.

Alaçatı tarihinden izler taşıyan yerlerden bir kısmını şöyle sıralayabiliriz. Alaçatı meydanı…Alaçatı yel değirmenleri…Alaçatı meydanı…Hacı Memiş Ağa Cami... Dutlu kahve

cesme6.jpg

Alaçatı Meydan Camii

Alaçatı Çevresindeki güzelliklerden Çeşme, Ilıca, Şifne, Çiftlikköy, Dalyan gibi noktalara da yakın konumdadır.

Bu yazı toplam 3903 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim