• İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

En büyük ideali İslam Birliği'ydi

En büyük ideali İslam Birliği'ydi
FATMA GÜLŞEN KOÇAK / PAZARTESİ SOHBETLERİ - Merhum Başbakanımız Milli Görüş Hareketinin efsane lideri Necmeddin Erbakan’ın 40 yıla yakın yanında bulunmuş gazeteci yazar Ferhat Koç ile konuştuk...

 

- Merhum Erbakan Hoca ile tanışıklığınız nasıl başladı?

Üniversite yıllarımda oldu. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne başladığım yıl Erbakan Hoca da TOBB’da Genel Sekreter olarak çalışıyor ve aynı zamanda Özel Ankara Yükseliş Üniversitesi Makine Fakültesi’nde derse giriyordu. Biz de Talebe Cemiyeti olarak kendisini İlahiyat Fakültesine konferans vermeye davet ettik. Davetimizi kabul ederek geldiler. ‘’İslam’da İlim’’ konusunda güzel bir sohbette bulundular. Kendisiyle yakından tanışma fırsatı buldum. O günden sonra da kendisinin yakınında bulunmaya gayret ettim. 

MASONLARIN TOBB OYUNU

TOBB genel kurulunda başkanlığa adaylığını koymuştu. Kongrede bizler de hazır bulunarak kendisine yardımcı olmaya çalıştık. Büyük gürültüler ve kavgalar sonucunda Hocamız TOBB başkanlığını kazandı. Ama rakibi masonların desteklediği ve onlardan bir kişi olduğu için Hocamızı çeşitli entrika ve baskılarla başkanlıktan indirdiler bu süre zarfında biz her gün Hocamızın yanında destek için bulunduk. Konferansla başlayan birlikteliğimiz vefatına kadar devam etti.

- Hocanın sizi en çok etkileyen yanı neydi?

En önemli yanı samimiyeti ve kararlılığıdır. Kiminle konuşursa onu ikna ederdi bu tavrıyla. Samimi bir Müslümandı. Söylediğini yapan, inançlarından taviz vermeyen bir kişiliğe sahipti. Asla pazarlık yapmayan, daima doğru olanı yapmaya çalışan, aksi ispat edilmedikçe doğru olduğuna inandığı şeyin gerçekleşmesi için dur durak bilmeden çalışan birisi olması beni çok etkilemiştir. Sohbetlerimizde bizlere sık sık şunu hatırlatırdı: ‘’Biz Elhamdülillah inançlı insanlarız. Biz inanıyoruz ki Allah bize yardım eder. Allah bize yardım ettiği zaman ancak biz galip geliriz. Kimse bize galip gelemez. İman varsa imkân da vardır.” Talebeliğinden akademiye, iş ve siyaset hayatından vefatına kadar bu böyle olmuştur. 

BÜTÜN DERDİ İSLÂM’DI

- Hocanın ideali neydi?

İdealleri sınırsızdı. O ideallerini gerçekleştirmek için siyaseti tercih eden bir ilim adamıydı. Ama siyasette de kolay kabul gördüğünü, el üstünde tutulduğunu söyleyemeyiz. “Efendim siz ilim adamısınız niçin üniversitelerde ders vermek yerine siyaseti tercih ettiniz” diyenlere şu cevabı verirdi: “Bir üniversitede profesör olabilirsiniz. Nobel ödülleri de alabilirsiniz. Ama ülkenizin insanı bugün olduğu gibi açsa, sefalet ve zorluk içindeyse; dünyada 300 bin çocuk yoksulluk içinde açlıktan ölüyorsa sizin Nobel ödülleri ne işe yarar? Bundan dolayı, bize böyle hayırlı bir hizmet nasip ettiği için Cenab-ı Hakk’a hep şükretmişizdir. Asıl faydalı olan 70 milyon milletimize ve bütün insanlığa hizmet edebilmektir. Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım.”

Erbakan Hocanın en büyük ideali İslam Birliğinin gerçekleştiğini görmekti. Bunun için ülke içerisinde ve dışında düzenlenen toplantılara katılarak bu konuda düşüncelerini ve görüşlerini anlatırdı. Projelerin hayata geçirilmesinde aktif rol alırdı. İslam coğrafyasındaki olaylara her zaman ümmet şuuruyla bakardı. İslam coğrafyasındaki karışıklıkları bu çerçevede değerlendirir, çözüm yollarını da bu çerçevede değerlendirirdi. Afganistan Savaşı, Bosna Savaşı, İran-Irak Savaşı, Körfez Savaşında tavrı hep İslam Birliğinden yana olmuştur. 

RUS ELÇİNİN HAYRANLIĞI

- Hoca ile unutamadığınız bir hatıranızı anlatır mısınız?

Benim için Hocamla birlikte olduğum her günün ayrı bir önemi ve hatırası bulunmaktadır. Afganistan, İran, Irak, Suudi Arabistan, Libya, Bosna-Hersek başta olmak üzere Türkiye’de yaşadığım çok güzel anılarım bulunmaktadır. Sovyetler Birliği, Afgan Cihadında önemli prestij ve yönetim kaybına uğramış sonuçta dağılma, ayrılma başlamıştı. Bu dönemde Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi Çernişev’le İran resepsiyonunda karşılaştık. Çernişev, “Erbakan Hoca ile tanışmak istiyorum, bana 15 dakikalık bir randevu alır mısın?” dedi. Randevuyu  ayarladıktan sonra. 15 dakikalık görüşme isteği 45 dakikada tamamlandı. Sovyet Büyükelçiliğinde 15 gün sonra bir araya gelindi. 

Elçilikteki görüşme her oturumu 4 saat olmak üzere 3 seansta tamamlandı. Erbakan’dan çok etkilenen Çernişev, onu Moskovaya davet etti. Lakin o tarihte Yeltsin tankın üzerine çıkarak Rusya’nın talihini değiştirdiği için davet gerçekleşemedi.

SADDAM’A ‘SAVAŞMA’ DEDİ 

- İslam ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklarda ne yapardı?

Irak, Kuveyt topraklarına girdiği zaman da Saddam’la görüşmeye giderek bundan vazgeçmesini ve ABD ile savaşa girmemesini söylemişti. Yine aynı tarihlerde Trablus’daki İslam’a Davet Cemiyeti’nin toplantısına 43 İslam ülkesinden katılım vardı. Toplantıya katılan Erbakan Hocam burada da Körfez Savaşının yanlışlığını 2 saat anlattı. Taha Yasin Ramazan’a da savaşın sakıncalarını anlattı. Ancak dinlemediler. Ve Ramazan daha sonra “Üstad Erbakan’ı dinlemeyerek hata ettik” diyecekti. 

BASIN “GÜÇTÜR” DERDİ

- Basının önemi konusunda ne derdi?

 Erbakan Hoca basının önemini bilen bir liderdi. Siyasi mücadelenin medya olmadan başarılı olamayacağını da bilenlerdendi. Siyasi hayata atılınca ilk yaptığı işlerden birisi bir gazete çıkarmak oldu. 12 Ocak 1973 yılında Milli Gazete yayın hayatına başladı. Milli Gazete’den sonra Yeni Devir ikinci gazete olarak basın hayatında yerini aldı. Gazetenin çıkışıyla, matbaanın kuruluşu ile bizzat ilgilenmiştir. 12 Eylül hapishane safhasından sonra Milli Gazete’den kendisini ziyarete gittiğimizde, sohbet sırasında basının önemine işaret etmiş, basının bir güç olarak kabul edilmesine işaret ettikten sonra bir anektodu da anlatmıştı: “Başbakan yardımcısıyım, Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak ziyaretime geldi. Trakya’da kurmakta oldukları tesisle ilgili bilgi verdikten sonra, ‘Hoca, biz gazeteciliği, gazetecilik olarak yapmıyoruz. Diğer işlerimizin sağlıklı engelsiz yürümesi için yapıyoruz’ dedi. Görüyorsunuz basını kendi menfaatlerinin tesisi için nasıl kullanıyorlar.”

“Hayra motor, şerre fren olma” düsturu

- Hoca'nın vefatında neler hissettiniz?

Erbakan Hocanın vefatından sonra duygularımı anlatmak mümkün değil... Bir kere bir Müslüman olarak vazifelerini en iyi şekilde yapmaya çalıştığına inanıyorum. İnanıyorum ki; arkasından gelen dava arkadaşları onun taşıdığı bayrağı daha da yükseklere taşıyacaklardır. Onun ‘hayra motor, şerre fren olma’ düsturunu yaşatacaklardır. O bir feyiz kaynağı idi, büyük bir önderdi, çok değerli bir insandı. İnsanlık şerefini en güzel şekilde temsil etmiştir. Yaradılış gayemizin tercümanı oldu. Biz onu İmanı Kamil, Ameli Salih, Güzel Ahlaklı bir şahsiyet olarak tanıdık. Yüce Rabbim ondan razı olsun Rahmeti ile muamele eylesin. Aziz hatırasını saygı ile yâd ediyoruz.  

EN ÇOK FİLİSTİN’E ÜZÜLÜRDÜ

- Erbakan Hoca en çok neye üzülürdü?

Bunu anlamanız mümkün değildir. Hocam üzüntüsünü belli etmez ama sevincini yüzünden derhal anlardınız. Hoca çok şey isteyen ama aza kanaat eden bir kişiydi. En çok üzüldüğü konulardan birisi de Filistin konusuydu. Bu konuda üzüntüsünü zaman zaman dışa vurduğuna şahit olmuşumdur. Dünya milletlerinin özellikle Müslümanların lakayıt tavırları karşısında şu unutulmuz ifadeyi kullanmıştır: ‘’8 milyonluk İsrail için, 1.5 milyar alemi Müslüman Ebabil bekliyorsa; Ebabiller gelse İsrail’i değil bizi taşlar!” İman varsa imkân da vardır!

- Erbakan Hoca nesilleri yetiştirdi. Gençleri eğitimi nasıldı?

Öncelikle şunu ifade edeyim Hocanın lügatinde genç ihtiyar ayrımı yoktu. Meydanlara çıkan dava için çalışan herkes ona göre gençti. Bunun için de benim Eğitim Sekreterliğini yürüttüğüm MSP döneminde eğitimlere gençleri, genç delikanlılarla (yaşlılarla) birlikte çağırırdık. Tabii ki gençlere özel nasihatleri de olurdu. Gençlere öncelikle İslam’ı öğrenmeleri ve yaşamaları yönünde tavsiyeler de bulunur. “İman varsa imkan da vardır” der. Hiçbir şeyin imkansız olmadığını olamayacağını söylerdi. Gençleri barışın teminatı olarak görürdü. Gençlerin sağlam bir inanca sahip olması gerektiğini ifade ederdi. 

KAVGACI GENÇ İSTEMEZDİ

12 Eylül öncesinin çok karışık dönemine gençleri kavgadan, sokak hareketlerinden uzak tutmayı eğitimler ile başarmıştır. Bunda da en önemli silahı sabırdır. Erbakan Hoca o dönemde Türkiye’yi bir İran. bir Cezayir olmaktan korumuştur. Cezayir İslami Kurtuluş Cephesi liderlerinden Abbas Medeni 90’ların ortalarında Türkiye’ye geldiğinde. “Allah Erbakan Hoca’dan razı olsun. Çünkü kitlesini olaylara karıştırmama ferasetini gösterdi. Biz yapamadık o yaptı. Biz çok şey kaybettik” demişti.

Bu haber toplam 655 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim