Erbay Kücet: Mescid-i Aksa’dan Özür Dileniyorum

Erbay Kücet: Mescid-i Aksa’dan Özür Dileniyorum
Nuri Pakdil’in “Kalbimin yarısı Mekke’dir, yarısı Medine’dir, üzerinde ince bir tül Kudüs vardır” diye ifade ettiği Kudüs’e çok geç ulaştığım için özür dilenerek yazıma başlıyorum.

Okumayla değil gezerek bir yerin anlaşılacağını bilenlerden olduğumuzdan Kudüs’e gitmeden önce gittiğim diğer ülkelerde olduğu gibi ön hazırlığımı yapmıştım. Bu satırlar okunduğunda İsrail işgalcilerinin Mescid-i Aksa’nın kapılarına koydukları metal dedektörleri söktükleri televizyon haberi olarak geçiyordu.  İslâm’ın kutsal mekânları olarak kabul ettiği Mekke, Medine ve Kudüs şehirlerinin kutsallıklarının kendiliğinden bir kutsallık değil ‘el-Kuddüs’(Hayata aktif ve aktüel müdahale eden) olan Allah’ın kelâmının inişi dolayısıyla ‘verilen’ bir kutsallık olduğunun altını çiziyorum. 14 Temmuz 2017 tarihinde Kudüs'te yaşanan bir olayı gerekçe göstererek Mescid-i Aksa’yı üç gün süreyle ibadete kapatıp ardından Müslümanların Mescid-i Aksa’nın kapı girişlerine, metal detektörler konulması dahil, yeni kısıtlamalar getirmeye çalışıldığı günlerde gerçekleşen ziyaretimizde Mescid-i Aksa’ya termal kameraların önünden geçmemek için direnen Filistinli Müslümanlarla birlikte olduk. Terörist bir devlete karşı seccadesine koyduğu apak alnıyla savaşmak bir halkın dramı olduğu kadar bizim içinde en yaman imtihandır. Ellerinde ve bellerinde ağır silahlarla donanmış, namaz kılanların arasında dolaşan işgalci İsrail polisi ve askerinin çocuk-yaşlı; kadın-erkek demeden kardeşlerimize alçakça saldırmalarına şahit olunca her adımında atalarımızı rahmetle andığımız Kudüs’ü bilmenin ve öğrenmenin yolunun o beldenin görülmesiyle olabileceğini düşündüm. Yolculuk öncesinde hazırladığım notlarıma bir göz atarak yırtıp çöpe atıverdim.  O dakikadan sonra Kudüs’ün bir gezi yazısına sığmayacak bilgilerini hafızama kaydetmek istedim ama onu da beceremedim.  Kudüs topraklarına basar basmaz buraya ait olduğumu iliklerime kadar hissettiğimi 37 yıldır benimle birlikte olan yol arkadaşıma ifade ettiğimde aynı duyguları paylaştığımızı belirtti. Şarkı sözünde olduğu gibi ‘Anlatamam görmen lazım’ diyerek kadim şehrin neresinden anlatmaya başlayacağımı, nasıl bir üslup ile yazacağımı kestiremedim, ama gördüklerimi, yaşadıklarımı, duyduklarımı hatta okuduklarımı paylaşmak istedim.

 

Yere İndirilen Şehir

Sezai Karakoç’un ‘gökyüzünde kurulmuş, yeryüzüne konulmuş şehir’ diye ifade ettiği Kudüs’ün İslam’ın Mekke ve Medine gibi kutlu bir beldesi olduğunu, dinlerin, medeniyetlerin, insanlığın, peygamberlerin şehri olduğunu, Peygamber Efendimizin Miraç yolculuğunda Burak'a binip Mekke'den Kudüs'e, Kudüs'ten arş-ı âlâya yolculuk yaptığını, Medine'den önce, Kudüs'e hicreti gerçekleştirdiğini hatırlayalım. Kudüs’ü Filistin’siz, Filistin’i de Kudüs’süz tasavvur edemeyiz.

İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu, adalet yurdu, inananlar şehri, barış şehri, doğruluk şehri, Allah'ın şehri, orduların rabbinin şehri, mukaddes şehir gibi isimlerle anılan, medeniyetlerden kendisinde parça taşıyan kadim şehre teşehhüt miktarı uğradık ve Mescid-i Aksa’nın avlusuna Filistinli kardeşlerimizden destur alarak bir akşam namazında izinle girebildik. O akşam mahsun Kubbetüssahra’nın içini göremedik ama avlusunda yatsı namazlarımızı da eda ederek göz yaşlarımızla otelimize döndük.

Ebedi hoşgörüyü tatmış. İslam’ın insanlığa sunduğu güzelliklerden dini ırkı ne olursa olsun doyasıya yaşamış Mescid-i Aksa’da Müslümanların ayak bastığı nefes aldığı her yer Yahudiler tarafından dünyada görülmemiş adı konulmamış korkutucu bir zulmü yaşıyor.  Mabedleri bombalanan, secdede şehit edilen, bir gece yarısı evleri üzerine yıkılan, çocuklarının yanında hakarete uğrayan anneler, annelerinin gözleri önünde kurşuna dizilen çocuklar, duvar duvar boğulan hapishaneye çevrilen hayatları görünce neye üzüleceğinizi bilemiyorsunuz. İnanın işgalcilerin kinlerini gözlerinde görüyorsunuz.  Onların nefretle dolu bakışlarında kendilerinden olmayan hiç kimseye hayat hakkı tanımamak gibi ırkçı bir kibirleri olduğunu yanlarından geçerken görmemek için bakışlarınızı kaçırmak zorunda kalıyorsunuz. Yeryüzünde yaşayan bütün insanlığa kalbini açacak kadar kudsiyete sahip bu şehri terör devletinin başkenti yapma hevesiyle ötekilere hayat hakkı tanımama planlarını gözlemlemek için müneccim olmaya gerek yok. Şayet bu gözlemlerim olmasaydı çarşılarıyla, kaleleriyle, kiliseleriyle, havralarıyla,  kapılarıyla ve bütün renkleriyle keyifli bir gezi yazısı kaleme alabilirdim.  Ama orada bulunurken yaşadıklarımız ve şahitliklerimiz kalbimizi yangın yerine çevirdiğinden, Filistinlilerin mümin ve mütevekkil tavırlarını görünce kendimi toparladım. Orada bulunduğumuz süre içinde onların zalimlere direnen tebessümlerini de görünce güçlü olduğumuzu gördüm.

Mimari ve sanat tarihi açısından en eski ve değerli eserler Kudüs’tedir.  Mescid-i Aksa surlar içerisinde var olan her şeyin adıdır. 144 dönümlük yüzölçümüyle Kıble Camii, Kubbetüssahra, Eski Aksa, Mervan Mescidi, tüm kubbeli yapılar, teraslar, çeşmeler, meydanlar, yollar ve ağaçların da olduğu 200 tarihi eseri bünyesinde barındırır.

Meciduddin el Hanbeli burası hakkında şöyle der; “Buranın en güzel yanı bir insanın herhangi bir yerinde oturduğunda orayı en güzel ve en husurlu yer olarak görmesidir.”Bu nedenledir ki; “Allah, bu mekâna cemaliyle, Mekke’ye ise celaliyle bakmıştır” denilmektedir.

Mescid-i Aksa insana huzur, mutluluk ve göz zevki bahşeder. O yeryüzünün ilk kıblesi ve ikinci camisidir. Peygamber efendimizin (s.a.v) ifadesi ile buraya ibadet için yolculuk yapılır. “ ibadet için şu üç mescide yolculuk yapılır: Mescid-i Haram, Mescidim (Mescid-i Nebi) ve Mescid-i Aksa. (Ebu Hureyre r.a)

Kudüs Ah Kudüs!..

Eski Kudüs sur içinde hangi Filistinliyle konuşsanız onun masumiyet hikâyesinin içinde kaybolup gidersiniz.  Bu acıların çağımızda yaşanıyor olmasına bir türlü anlam veremiyorsunuz. 50 yaşın altındaki Müslümanların Mescidi Aksa’ya girmesini yasaklamalarına ulu mabedin emanetine sahip çıkmak için dağlar tepeler yırtıcı teller kalın duvarlar aşan kahramanlarla aynı çağda yaşıyor olmanın mutluluğunu da onlarla namaz vakitlerinde sokakta yaşamanın mutluluğu yayılınca ferahlıyorsunuz. 

Bir turist gibi geldiğiniz topraklarda Türkiye’ye karşı duyulan olağanüstü muhabbet ve güvenin karşısında eriyip gidiyorsunuz. Bütün Müslümanların sorumlu olduğu  Mescid-i Aksa bugün Filistlin’li mazlumların omzuna yüklenmiş durumda. Yahudileştirme projesine direnen yiğitler kutlu mabede saldıracak kadar gözü dönmüş kural tanımaz devlete karşı yürekleriyle, imanlarıyla direnmektedir.

 

Kudüs için ne yapılsa azdır. Ilk kıblemiz olduğu içindir ki, Kudüs, Mekke ve Medine’nin üçüzüdür. Yazımı merhum Mehmet Akif İnan’ın şiirinden bir bölüm alıntıyla noktalamak istiyorum:

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Götür müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu.

 

Bu haber toplam 229 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim