‘Erdoğan tek başına savaşıyor’

‘Erdoğan tek başına savaşıyor’
Terör Uzmanı ve Stratejist Abdullah Ağar, bölgemizde yaşanan fitne fesadı, şiddeti değerlendirdi.

Müslüman coğrafyası üzerinden Batı’nın oyunları her geçen yeni şekiller alarak devam ediyor. İstedikleri gibi yoğurma adına ellerindeki bütün kirli argümanları kullanıyorlar. Bu sebeple anlık gelişmelere dar bir pencereden değil geniş bir perspektiften bakmayı öğrenmemiz gerekiyor. Mesela İran’daki gelişmeler karşısında zihnimizdeki İran algısıyla olaya yaklaşmaktansa Batı burada neyi amaçlıyor olabilir diye düşünmek gerekiyor. Çünkü İran’ı vururken bir anda Türkiye’yi zora sokacak çok denklemli bir sapkın strateji geliştirebiliyor küresel oyun kurucular. Yine ellerindeki en büyük silah terör örgütleri. İstedikleri gibi kullanıp istedikleri gibi silahlandırıp istedikleri yerde fitne çıkarabiliyorlar. Ülke olarak sayısız örgüt ile mücadele veriyoruz. Bize en büyük zararı onlar üzerinden veriyorlar. Bütün kirli örgütler küresel güçlerin taşeronu durumunda. Bu sebeple patlayan her bombanın ardında kimin hangi emeli olduğunu okuyabilecek bir olgunluğa erişti milletimiz. Buna rağmen daha dikkatli uyanık olmalıyız. Birlik ve beraberlik içinde hareket etme vazifesini kuşanmamız gerekiyor... Değerli okuyucularımız, bu hafta çevremizdeki ateş hattına binaen Terör Uzmanı Stratejist Abdullah Ağar ile İran’daki gelişmeleri ve terör örgütlerinin kirli planlarını konuştuk. Terörsüz, savaşsız, fitnesiz günler görebilmek ümidiyle hepinize hayırlı haftalar diliyorum...

ERDOĞAN’IN YÜKÜ AĞIR

- Cumhurbaşkanımızın uluslararası arenada Türkiye adına verdiği mücadeleyi nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın Erdoğan, bizim evlatlarımızı bizden çalıp bize karşı silah olarak kullansalar da gerek PKK’nın, gerek DEAŞ’ın, gerek FETÖ’nün, gerekse da yasadışı silahlı solun Batı’nın vekalet savaşçısını olduğunu görüp ona göre bir mücadele anlayışı üretmeye çalışıyor. Bu açıkçası çok zor. Erdoğan üzerindeki sorumluluk ve yük çok ağır. Çok da yorulduğunu görüyorum. Belli açılardan baktığım zaman tek başına mücadele yürütmeye çalıştığına dair fikirlerim var. Yalnız kaldığına dair izlenimlerim var. Erdoğan yalnız savaşıyor. Ama bir tarafıyla da vatan için, millet için, devlet için, insan için mücadele veriyor. Allah muvaffak etsin.

İRAN ÜZERİNDEN ÇİN’E MESAJ

- Gündemde olan İran’daki olayları nasıl değerlendiriyorsunuz, Amerika İran üzerinden neyi kurguluyor?

Özellikle 2011 sonrası süreçte İsrail ve Amerika’nın kendi üzerinde üretmiş olduğu baskıyı bir şekilde Irak’ı, Suriye’yi, Yemen’i, Bahreyn’i birer cephe ülkesine çevirerek domine etmişti ve onları dengelemişti. Burada İran’ın istikrarsızlaştırılması bir diğer tarafıyla Çin’in bu coğrafyada etkin olmasına engel olacak temel projelerden bir tanesidir. Sadece İran değil tabi ki, oradaki o kuşak. O coğrafyadan gelecek ekonomik akımlar başta olmak üzere siyasi akımların önünü kesmeye çalışan bir yaklaşım sergiliyor dünya jeopolitiğinde. Bir başka görüşü de bildireceğim. Şu ana kadar kapitalizmin çarklarını Sünni eksen üzerinden yağladı. Bundan sonraki süreçte Şii eksen üzerinden yağlanmasıyla ilgili bir projenin devreye girebilmiş olabileceğini burada göz ardı etmemek gerekir. 

İRAN NERDE HATA YAPIYOR?

- İran özeleştirisini yapmalı mı? 

Bana sorarsanız İran bir mücadele devleti. 1979 yılında Şii devrimini yaptığından beri bir mücadele ve savaş hükümeti olarak faaliyet gösteriyor. Aslında toplumu da buna göre dizayn etti. Toplumu da fedakarlığa formatlamış olan bir ülke. İran 1979 devriminden beri yaşamış olduğu fotoğraflara bakıldığında çok güçlü bir ülke olduğunu ispat etmiş durumda. Hem mezhebi, hem meşrebi anlamda fay hatları var. Buna rağmen gerek yurt içinde gerekse yurtdışında bir şekilde var olmayı ve etki üretmeyi başarabilmiş bir ülkedir.

- İran nerelerde hata yapıyor?

Öncelikle mezhebi bir eksenden hareket ediyor olması İslam dünyasının kutuplaştırılmasındaki en önemli faktörlerden bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Özgürlükçü toplum, refah toplumu ve var olan milli gelirini adil olarak dağıtamaması İran’a karşı yöneltilebilecek temel eleştiri olarak kendisini gösteriyor. Bunu çeşitlendirebilirsiniz.

- İran-Türkiye ilişkisi nasıl?

İyi değil. Kastettiğim hiçbir zaman istenilen seviyede olmadı. Türkiye arasındaki ilişkiler gerçek anlamda stratejik bir işbirliği üretmedi. Her zaman rekabet üretti. Aslında birbirleri ile dost ve kardeş olması gereken iki ülke ama çeşitli saiklerle gerek kendi iç dinamikleri ile gerekse mezhebi dinamikleri ile hem de dışarının manipülasyonları nedeniyle aynı eksende bir ortak akıl üretemediler. Diğer tarafıyla varoluş mücadelesinde birbirine muhtaçlar. 

MEZHEPSEL FİTNE SÖNMELİ

- İran ilişkide neye dikkat etmeli?

Öncelikle mezhebi farklılığın stratejik ilişkilerinin önünde temel parametre olmaması gerekiyor. Hatta mezhepsel fitne adındaki kavramın ortadan kaldırılması adına bu iki ülkenin temel sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. İslam’ın kavramsal bütünlük üretmesi adına gerek Türkiye’nin gerekse İran’ın çok büyük sorumluluğu var. Bir diğer tarafı ile jeopolitik ve jeostratejik anlamda birbirlerine destek vermeleri gereken, bunu yapmadıkları takdirde birbirlerini domine eden iki temel ülke haline dönüşmüş durumdalar.

- Coğrafyamızı yeniden dizayn etmek istiyorlar, peki hedefleri nedir?

Ortadoğu için kurulan temel cümlelerden bir tanesi ile cevap vereyim. Süte maya çalınmış, sürekli karıştırıyorlar. Sonuç olarak ne süte dönüşebiliyor, ne de yoğurt olabiliyor. Ortadoğu dizayn ediciler gözünde budur. Sürekli karıştırıyorlar ki buradan sürekli menfaat üresin. Enerji fiyatlarını kontrol edebilirler, yönetebilirler ve yönlendirebilirler. Diğer taraftan da kavramsal anlamda zafer kazanırlar. Bu fotoğrafta İslam’ı radikalizm ile örtüşmeyi başarmış, kendi içerisinde birbirlerinin gırtlağını boğazlayan, öldüren bir pozisyon üretmiş. Bir kere bu taşımış oldukları medeniyete ait olan bir zafer. Kavramsalın dışında bu durum stratejik anlamda başka zaferler üretiyor. Askeri ve ekonomik zaferler üretiyor.

PYD/PKK, ABD için ucuz asker

- Diğer yandan; ABD’nin PYD’ye silah desteği ne anlama geliyor?

Amerika orada kendisine ait karakol bir devlet oluşturuyor. Kendi hedeflerini, menfaatleri koruyacak kollayacak bir terör devleti oluşturuyor. Hem illegal görüntü kazandırmaya çalıştığı, hem kendi işlerini hallettirmeye çalıştığı bir vekalet terör örgütü üretmeye çalışıyor. Temel nedenlerinden birisi, onun için ucuz asker. Bir Amerikan askerinden çok daha ucuzdur bir PKK’lı. Burada bin tane on bin tane PKK’lı ölse kimsenin umurunda değil. 

- Peki, DEAŞ başından bu yana kimin projesi, kime destek oldu?

O sorunuz zor bir soru. Ama DEAŞ gerek doğrusal, gerekse asimetrik olarak bu coğrafyadaki dizaynın temel gerekçelerinden birisini oluşturmuştur. 

- Etkinliği şuan ne durumda?

Mikrolaşarak devam edecek. Oradan kalkabilmesi için onun ortaya çıkmasına neden olan gerekçelerin, koşulların ve şartların ortadan kalkıyor olması gerekiyor. Bunların hiçbirisi olmadı. DEAŞ sadece askeri anlamda dövüldü ve belli alanlara çekildi. Hâlâ belli alanlarda varlığını devam ettiriyor.

Türkiye caydırıcı olmak zorunda

- PKK yeni dönemde nasıl bir strateji izliyor?

PKK şu an etkisizleşmesinden sonra, Türkiye’deki varlığını korumaya çalışıyor. Toplumsal tabanını kaybetmemeye çalışıyor. Siyasi anlamda, ekonomik anlamda, teknolojik anlamda, kültür anlamında, lobi anlamında varlığını devam ettirmeye çalışıyor. Temelde Türkiye’deki yaşamış olduğu zafiyetlerden dolayı asli ağırlığını Suriye’ye ve Irak’a vermiş durumda. Bir diğer tarafıyla da İran’da da bir misyon üstlenmeye çalışıyor.

- Türkiye ne yapmalı?

Türkiye’nin işi çok zor. Özellikle yakın süreçte almış olduğu hassasiyetler ve bunlarla beraber kendisini toparlaması gerekiyor. FETÖ benzeri yapıların devletin içine sızan yapılara engel olması gerekiyor. Artık sadece güç ve kudret üretmek yetmiyor. Caydırıcılık üretmek gerekiyor. Caydırıcılık üretmenin yolu da bilimsel ve teknolojik anlamda kendi kendinize yetebilirliğiniz. Bu yetebilirliğinizle beraber bir üstünlük sağlayabilmeniz gerekiyor. Üstünlük sağlayamazsanız, insiyatif üretemeyen taraf oluyorsunuz. Yapılacak çok iş var. Yaşamış olduğumuz olaylardan dersler çıkarmalıyız. 

- PKK’nın siyasi cephesi olan HDP, hangi argümanları kullanarak örgüte destek sağlıyor?

Örgütün ilk çıktığı zamandan beri bir sistematiği var. Bir; stratejik savunma, iki; stratejik denge, üç; stratejik taarruz, dört; siyasallaşma, beş; siyasallaşma üzerinden kadroların terörize edilmesi, altı; siyaset üzerinden terörize edilen kadroların silahlı bir isyana ve toplumsal bir ayaklanmaya dönüşmesi. Burada HDP devreye girdi ve fonksiyonunu üstlendi. Biz bunu kaçırdık. Cumhuriyet tarihinin en büyük isyan girişimi yaşandı. 2015 çatışmaları o idi. Ne yaptı, Türk insanının ortaya koymuş olduğu hoşgörüden büyük bir istifade ile stratejik savunma safhasını hiçbir zaman geçememiş PKK siyasallaştı. 2015’in 11 Temmuzunda Karayılan’ın yapmış olduğu açıklama ile beraber cumhuriyet tarihinin en büyük isyan girişimini başlattı. Çok ağır bir bedelle tutmasına izin vermedik. Ondan sonra darbe girişimi geldi. Bu ikisini birleştirebilmek çok önemlidir.

SURİYE’Yİ DAHA NELER BEKLİYOR?

- Suriye’de son durum nedir? Yakın gelecekte Suriye’de hangi gelişmeler olabilir?

Suriye’de savaşın bittiğini söylemek çok doğru değil. Siyasal anlamda ciddi anlamda bazı gelişmeler olmakla beraber ABD’nin payına razı olduğunu zannetmiyorum. Rusya da benzer fotoğraflar üretebilir. Rusya şu an elinde var olanı tutmak gibi temel bir dinamiği olmakla birlikte, ABD’nin payına razı olduğunu çok düşünmüyorum. Bu noktada da son dönemde muhaliflerin ortaya koymuş olduğu farklı coğrafyalardaki güçlü etkiler bu anlamda çok önem taşıyor. DEAŞ’ın bir şekilde son dönemde üretmiş olduğu etki önem taşıyor. Şuan sahaya baktığınızda sahada bir sertleşme var. Ben çatışma dinamiklerinin bir müddet daha devam edeceğini düşünüyorum. Ben şuna inanan birisiyim; hiçbir savaş adil bir paylaşım ve adil bir barış olmadan bitmez. Şu an Suriye’de adil bir barış ve adil bir paylaşım üreten bir fotoğraf değil. O yüzden savaşın biteceğini söylemek doğru değil. Şimdi ne olabilir, mağdur olanlar güce boyun eğebilir. Ama ilk fırsatta etki üretmeye çalışacaklardır. Çünkü büyük bir hak kaybı var. Hak kaybının merkezinde de, Sünni Araplar ile Türkmenler var.

Bu haber toplam 1258 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim