EZEL ERVERDİ YÜZÜNDEN! D. Mehmet Doğan çocukken neymiş

EZEL ERVERDİ YÜZÜNDEN! D. Mehmet Doğan çocukken neymiş
“İslâmcılık İslâm toplumunun köklü bir savunma refleksidir.” demiş bir kitabında Doğan. Hareketçilik ile İslamcılık arasında gidip gelen bir yazarın çocukluğuna indik. D.

mehmetdogandb“İslâmcılık İslâm toplumunun köklü bir savunma refleksidir.” demiş bir kitabında Doğan. Hareketçilik ile İslamcılık arasında gidip gelen bir yazarın çocukluğuna indik.

D. Mehmet Doğan adının başındaki D harfini kendini başka Mehmet Doğan’lardan ayırmak için mi kullanmıştı doğrusu sormak aklıma gelmemiş olmalı. Sanki bir de D harfinin Maraşlıların çok kullandığı, çocuklarına isim olarak verdiği Durdu adının D harfidir gibi bir söylenti vardı zihnimde. Eskilere dönmek fikrim var mıydı yok muydu diye kendime bir zihin yoklaması çekerken karşıma Dil ve Edebiyat dergisinin Ocak 2011 sayısı çıkmasın mı? Bir güzellik yapmış dergi beni sanki uyarmış gibi tutmuş Fikir ve San’atta Hareket dergisini gündemine almış. Allah rahmet eylesin bu vesileyle Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil hocayı da anmış olalım. Dergi belli ki Mayıs 1967 sayısını Başgil hocaya ayırmış.

Arkadaşlarım Hareket dergisi alırlardı askerde iken o yıllarda. Ben çeşitli dergiler alırdım, birlikte okurduk Anakaranın Dışkapı’sında. Mehmet Doğan adı Hareket dergisi yazarı olarak kalmış olmalı aklımda. Sonra ve elbet “Batılılaşma İhaneti” adlı kitabı ile tabii ki bize kazandırdığı “Büyük Türkçe Sözlük” ile daha bir tanımış olduk.

Bir de geçmiş yıllarda yani 2007’de yayımladığı “Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu” kitabı hassaten yüreğime su serpmiş oldu. Nihayet söyleştik böylece, iyi oldu tabii.

Babam Saraçlar Çarşısı’nda terziydi...

Hem okumaya, hem de yazmaya Ankara’da, Cebeci Ortaokulu’nda merak sardım.

İçine kapalı, mahcup bir çocuktum. Belki de bu yüzden kitap okumaya merak sardım. Kitaplarla dostluk beni farklılaştırdı, yeni ufuklara taşıdı. Yazma arzusunu da içinde barındıran bir fiil bence okuma.

O yıllarda fikir sahibi olmaya da başladım. 27 Mayıs 1960 darbesinin ne anlama geldiğini bu sıralar hissettim. Bu aynı zamanda sürüp giden bir fikir ve kimlik mücadelesi olduğu düşüncesini uyandırdı bende.

1960 öncesinde Ankara’nın ahi geleneklerini hâlâ sürdüren bir çarşısında, Saraçlar Çarşısı’nda terzilik yapan babam, demokratların gazetesi Zafer’i; komşumuz, halkçıların gazetesi Ulus’u alırdı. Demek ki komşular siyasi görüş olarak farklı idi. Biz değiş tokuşla her iki gazeteye bakardık. Bunlar Ankara gazeteleri idi. İstanbul gazeteleri ancak öğleden sonra veya akşama doğru gelirdi. “Tayyare İstanbul!” avazıyla İstanbul gazeteleri satılırdı. Babam Havadis, Tercüman gibi İstanbul gazetelerini alırdı. Komşusu galiba Hürriyet veya Milliyeti…

İlkokulda Çocuk Haftası dergisinin tiryakisi olmuştum.

Tercüman, halkı hedefleyen, onun merak ve ilgilerini gözeten bir gazete idi. Pehlivan tefrikaları, tarihi konularla ilgili tefrikaları, Kadircan Kaflı gibi yazarları ile bu hedef kitleye ulaşan bir gazete idi. Sonra Ahmet Kabaklı ve daha sonra da Ergun Göze bu gazetenin fikir yönünü ortaya koyan yazarlardı.

İlkokulda Çocuk Haftası dergisinin tiryakisi olmuştum. Her hafta bu dergiyi merakla beklerdim. Bu dergide ahlakî, terbiyevî yazılar yanında, çizgi romanlar, çocuklara hitap eden eğlenceli yazılar da olurdu.

27 Mayıs’tan sonra zıtlık iyice dikkatimi çekmeye başladı. Demokrat Parti’nin askeriye tarafından alaşağı edilmesi CHP’lileri coşturmuştu. Baskı ve yıldırma havasına karşı muhalefet zayıfta olsa kendini gösteriyordu. Havadis kapanınca Son Havadis bu muhalefeti temsil eden gazete oldu. Ardından Yeni İstanbul çıktı. Tercüman da devam ediyordu. Buna karşılık büyük gazete sayılan mevkuteler darbeciler ve CHP yanında saf tutuyor, “gerici, kuyruk, düşük” edebiyatı ortalığı kaplıyordu.

Türkçe derslerinde ödev yapmaktan nefret ederdim.

Mahcubiyet, tahrirde de kendini gösterir! Ben Türkçe derslerinde ödev yapmaktan nefret ederdim. Yazı, ifade konusunda fena halde sıkıntılıydım. Türkçe öğretmeni, adını da unutmadım, Feridun Erte, Cebeci Ortaokulu’nda, muhtemelen birinci sınıfta bir ödev vermişti. Herkes sokağını anlatacak… Galiba Sinekli Bakkal romanından ilhamla… Bu benim için iki kere zor bir işti. Cebeci Orta Okulu’na kaydolabilmek için, çarşıdaki bir komşumuzun ev adresini vermiştik. Fakat başka bir yerde oturuyorduk. Komşumuzun evi de çarşıya yakındı. Hangisini yazacaktım? Mecburen oturmadığımız sokağı yazdım.

Eski bir Ankara mahallesinde eski bir Ankara sokağı… Adı şimdi hatırımda değil. Bin bir müşkilatla, utana sıkıla ödevi hayli geç teslim ettim. Türkçe hocası çok beğendi, çok takdir etti. Belki de onun teşviki bana okuyuculuğun ötesine geçme cesareti verdi.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu…

Çocuk kitaplarını saymazsak, ilk okuduğum edebi kitap yine bu yıllarda Dokuzuncu Hariciye Koğuşu idi. Peyami Safa’nın bu kitabı küçük bir kitapçının vitrininde dikkatimi çekmişti. Sonradan çok meşhur bir grafikçi, ressam olduğunu öğrendiğim İhap Hulusi’nin kapağını yaptığı bu kitabı kıt harçlığımla aldım ve büyük bir ilgi ile okudum. Hem de bir kaç kere. Sonra bir arkadaş ısrarla istedi ona verdim. Bir daha da bana dönmedi. Dönse idi bir daha okurdum herhalde.

Kitap Nazım Hikmet’e ithaf edilmişti. 1960 şartlarında bu şaşırtıcı bir durumdu. Biz darbe muhalifi olarak okuduğumuz gazetelerde Peyami Safa’nın fikirlerine âşina olmuştuk. Onun antikomünist tutumu, üstelik Nazım Hikmet aleyhtarı yazıları vardı. Ama bu meşhur kitabı ona ithaf edilmişti. Yazarı bu 1920’lerdeki ithafını sonraki yıllarda kaldırmamıştı… Bu çelişkiyi o yıllarda çözemediğimi itiraf edeyim.

Şiiri bıraktım, iyi oldu!

İlk yazdıklarım şiirdi. O kadar eski ki, ne hissettiğimi unuttum!

Zaten şairliği fazla sürdüremedim. Seçtiğim alan, (basın yayın, iletişim) beni şiirden nesire götürdü. Bunda Hareket dergisinin sahibi ve “ağabeyi” Ezel Erverdi’nin de rolü oldu. Beni şiirden uzaklaştırarak büyük bir şairin yetişmesine engel olduğunu söyleyebilirim!

Gerçekten kırk seneyi aşkın bir süredir imzam dergi sayfalarında, gazetelerde yer alıyor. İlk kitabımın yayınlanmasının üzerinden 35 sene geçti. İlk kitabım Batılılaşma İhaneti yayınlandığındaki hissiyatım sonra da sürmüştür. Bir kitap yayınlandıktan sonra artık sizin olmaktan çıkar. Umuma mal olur. Ona ne kadar benimdir derseniz deyin bu böyledir. Sadece ne yazdığınız değil, nasıl anlaşıldığı ve nasıl tesir ettiğidir önemli olan.

Batılılaşma İhaneti ele aldığı konu ile ilgili kamu vicdanını ifade eden bir kitaptı. O yüzden geniş kitlelere ulaştı. Tesiri de ona göre oldu.

Şair olmak için epey çaba sarf ettim. Fakat yazarlık için bunu söyleyemem. Bir vazife olarak gördüğüm yazarlığı sonra bir meslek olarak idrak ettim. Mesleğin icabını yapmak için çalıştım çabaladım. Profesyonel sonuçları önemsemeden yazmayı esas aldım. Uzun bir süre kalemimle geçindim.

Nurettin Durman “Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu” tabirini çok severek haber yaptı.

dünyabizim.com

Bu haber toplam 967 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Üsküdar Söyleşilerinin Konuğu Nurettin Durman14 Kasım 2018 Çarşamba 13:18
  • Kasım 2018 dergilerine genel bir bakış-314 Kasım 2018 Çarşamba 13:12
  • Kürşat Bumin hayatını kaybetti14 Kasım 2018 Çarşamba 10:17
  • Nursema Şeyma Oflaz, Biraz Zaman13 Kasım 2018 Salı 14:44
  • 1. Dünya Savaşı’nı anlatan kitaplar13 Kasım 2018 Salı 14:39
  • 24 yılda 513 camiyle bin 70 mescit satıldı13 Kasım 2018 Salı 10:16
  • Dünyanın en kanlı savaşının 100. yılı12 Kasım 2018 Pazartesi 09:32
  • Alâeddin Yavaşça bizim için neden özel biri?10 Kasım 2018 Cumartesi 14:06
  • 8. Malatya Film Festivalinde Konuk Ülke Filistin10 Kasım 2018 Cumartesi 14:04
  • Serden geçti, davasından vazgeçmedi10 Kasım 2018 Cumartesi 09:40
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim