Ezel nasiplisi bir dağ yürekli adam…

Ezel nasiplisi bir dağ yürekli adam…
Ortaokul öğrencisiyken tanıdığım ve o günden beri dâimâ bir kemal örneği olarak önümde durmuş elli yıllık bir dost! Kimseyi hayal kırıklığına uğrattığına tanık olmadım.

Bir mücessem ahlâk âbidesi, bir tevâzûtimsâli, bizden, yayla kokulu bir Dede Korkut, Yunus tavırlı bir derviş… 
Onlara zaten “Dervişoğulları” da derlerdi.
Nerede bir mazlum, yaralı yürek, düşkün bir eski değer, sahipsiz bir cenaze… varsa, Abdullah Ağabey orada!
Desteğe muhtaç bir millî hamle görse arkasında.
Neredeyse 1950lerden itibaren en üst seviyede entelektüel tabakanın içinde ve fakat mahviyetiyle projektör ışıklarının altında asla yer almaz. 
Alamaz değil!
Evinin salonunu, odalarını yerden tavana dolduran birinci sınıf kaynak eserlerden müteşekkil kütüphanesinde, binbir emekle toplanıp terkib edilmiş, neşre hazır belki otuzu aşkın klasör eser vardır. 
“Ağabey neşredelim” diyenlerin yolunu yokuşa sürer, unuttururdu. Onları ölümünden sonra kadrini bileceklerin neşretmesini isterdi. 
1985 veya 86 idi. Ben Kubbealtı Akademi Mecmuası Yazı işleri Müdürüyüm. Ondan yazılar istedim, ısrarla! Verdi! İlk yazısı: “Sen Bunu Allah için Mi Yazdın?” başlıklıydı. Baktım üzülecek, neşrinden vaz geçtim. Artık o evrak birbirinden değerli birer pırlanta olan evlatlarına kalıyor.
... 
Mükemmel bir baba, eş, dost, ağabey, amca, dede, insan, derviş, vatandaş, tüccar… mü'min! 
Köylüyle köylü, kentliye kentli. Yanında kolaylıkla bir Bektaşi şeyhi de huzur ve huşû duydu, Hanedân üyeleri de, Seyyid ve Şerifler de, entelektüeller de… Oysa ortaokul terk bir tahsili vardı! Etrafında kolayca ve sıklıkla görülen, hürmetkâr ve değerli zevât sebebiyle buna inanmak zordu tabii… Muazzam bir otodidakt örneğiydi.
...
Merhum Fethi Gemuhluoğlu, irtihâlinden sonrası âilesini emanet ettiği bu mahvî adam için etrafındaki gençlere: “Devlete talip olan varsa aranızda, bizim Abdullah’ın eşiğine baş koysun” dermiş! 
Öylesine de tarihe, dine, sosyolojiye, psikolojiye, siyaset ve devlet işlerine vukuflu bir yüksek şuur!
*
1984 den itibâren hazırladığım, yazdığım ne varsa, öncelikle Abdullah Ağabey’in aferinini almak gayesinin meyveleri olmuştur. İlk hazırladığım Banarlı’nın “Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri” ve Ekrem Hakkı Ayverdi’nin “Makaleleri”nden itibaren; önce SamihaAnne’ye, Hayri Hocama ve Abdullah Ağabeyime koşuştururdum…
O da takib ederdi. Son olarak 20 Ağustos’ta o telefon etti ve bizi teşvik sadedinde çalışmalarımız hakkında gene bilgi istediydi. 
Sadece benimkileri değil! Bizim Hatun’un musikî tarihimizle ilgili çalışmaları da dikkat alanındaydı.
….
Eeedünyâ!..
Acı bir haber aldım az evvel!
Abdullah Kucurnâmındaki o ezel nasiplisi, cüssesinin zıddına dağ yürekli adam…
Bugün visâl-i Cânan eylemiş.
İlelebed sevdiklerine kavuşmuş. Sevgili Rasûlüne, gözü yaşarmadan anamadığı aziz Ehl-i Beytine, sıdkla hizmetini yürüttüğü Halvetî pîrânına, tarihimizi yaratanlara… Efendisi Mustafa Özeren’e, Fethi ağabeyine… kavuşmuş… 
Umudunu Mağfiret-i İlâhi’ye bağlamış ömrünce öyle yaşamıştı …
Üzerinden rahmet ve mağfiret eksilmesin… 
Cenâb-ı Mevlâ sevenlerine ecir sabır lutfetsin.

(Aziz nâşı, 14.9.2018- Cuma namazını müteâkip Sahrayı Cedid Camii’ndeki namazın ardından Küçükyalı mezarlığına sırlanacakmış efendim.)

Sait Başer

abdullah-kucur.jpg

 

 

Bu haber toplam 702 defa okunmuştur
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim