Fahri Tuna: Alia; Hak ve Özgürlüğün Peşinde Bir Bilge

Fahri Tuna: Alia; Hak ve Özgürlüğün Peşinde Bir Bilge

Özgürlük bakışlı bilge.

Ömrü milletinin hak ve özgürlükleri için savaşmakla geçti.

Çağdaş Avrupa’ya hak ve özgürlüğün, eşitliğin ne menem bir şey olduğunu anlatmakla göstermekle geçti.

Yirminci ve yirmi birinci asrın en çok konuşup da en az uyguladığı ‘insan hakları’ konusunda Alia’nın söylediği yaptığı ve yaşadıkları kitap olsa, doğruyu anlamak için yeter de artar bile.

Avrupa’nın göbeğinde inançları uğruna esir alınan, kadın çocuk yaşlı ayırmadan vahşice öldürülen Müslüman Boşnakların dünya kamuoyuna çığlığıydı Alia’nın sesi.

Trajediyi tebessüme dönüştüren adamdı o.

Tebessüme, zafere ve mutluluğa.

Yüzyılımızın en destansı kahramanıdır o. Bir efsaneye şahitlik ettik hepimiz.

İmanın adıdır Alia. Tevekkülün adıdır Alia. Sabrın adıdır Alia. Aklın adıdır Alia.

Hak mücadelesinin, eşitliğin, özgürlüğün adıdır Alia.

Akılla kalbin bileşimi, yani gönlün adıdır Alia.  

Cehennemlerden cennete çıkışın; yolun, izin, istikametin adıdır Alia.

Bir kabus filmi olarak tasarlanan ‘The End Bosna’, onunla ‘Mutlu Son’a dönüştü.

Meşhur bir espridir: ‘Amerika’da niçin darbe olmaz?’; cevabını da soran verir: ‘Çünkü orada ABD Büyükelçiliği yoktur’ diye. Parlamentolarındaki koltukların üç yüz yıllık olmalarıyla övünen demokrasi havarisi mağrur İngilizler, 1900’lü yılların ilk çeyreğinde bilmem kaç asırlık üç büyük imparatorluğu darmadağın ettiler: Rus Çarlığı (1917),  Avusturya-Macar İmparatorluğu (1918), ve Osmanlı İmparatorluğu (1923). Çarları, sultanları, kralları; yani hanedanlıkları ortadan kaldırıp hepsinde de ‘halkın kendi kendini yönettiği cumhuriyeti’ getirmekle övündüler. Âla, pekâla. Bu tarihin üzerinden yaklaşık yüz sene geçmesine rağmen bugün dünyada krallıkla, kraliçelikle yönetilen tek ülke hangisidir acaba? Bu muhteşem mütekebbir üzerinde güneş batmaz imparatorluğun adı nedir? United Kingdom… Yani İngiliz İmparatorluğu. Kraliçeliği. Bir not daha; gidenler iyi bilir: 2018 yılı İngiltere’sinde dahi, tapu diye bir kavram yoktur. Bütün ülke kraliçe kaçıncı bilmem kimin özel mülküdür. Ev veya dükkân aldınız diyelim, bizdeki gibi Tapu Müdürlüğüne gidip tapu işlemi yaptıramazsınız efendim. Sadece İngiliz Sarayı’ndan kiralama onayı/icazeti alabilirsiniz, o kadar… Sevsinler!

Fatih’in bölgeyi fethinden sonra öbek öbek bölük bölük kavim kavim İslâm’ı seçen Bosnalılar  huzur içinde yaşamışlardı yüzyıllardır.

Bosna Medeniyetti asırlarca; Saraybosna şehirdi, şiirdi; güfteydi besteydi; mimariydi estetikti; huzurdu güvendi. Batı, bunu siz İngilizlerin başını çektiği İngiliz-Alman-Fransız Koalisyonu anlayın, kendi içerinden bir topluğun beş asırdır Müslüman medenî huzurlu bir toplum olmasını hiçbir gün içine sindiremedi. Bosna Batı’nın en doğusu, Doğu’nun en batısıydı. Yani ilk göz koyulacak, yani zincirin en uzak ve en zayıf halkasıydı. Dilleri hâlâ onların diliydi ya onlar Türk (Türk gibi, Türklerin dininden kültüründen) olmuşlardı. Bunun hesabı sorulmalıydı elbet. İşte o gün geliyordu. Geldi de. Vahşi Batı’nın egemenliğine girdi 1880’lerden itibaren bölge; o gün bugün trajedi ve dram tiyatrosudur artık yaşanılan.

Muasır yani çağdaş dünya, üç büyük trajediye şahit oldu yirminci yüzyılda; yaklaşık kırkar yıl arayla, üçünde de Müslüman kanı akıttılar oluk oluk. Yüzbinlerce canı yok ettiler: Çanakkale, Cezayir, Bosna.

Batı Koalisyonu destekli Sırp kasapları, Yugoslavya Devleti’nden arta kalan silahlarla 1992-95 yılları arasında taş üstünde taş yani medeniyet eseri, omuz üstünde baş koymadılar. Uydudan neredeyse bir arı hareket etse gören, bir sinek vızıldasa duyan, Rize’de bahçesinde çay toplayan Fadime Teyzeyi bile takip eden Çağdaş Avrupa’nın gözleri önünde 312 bin, yazıyla üç yüz on iki bin insan hunharca katledildi, elli bin hanımefendiye tecavüz edildi. Üstelik öldürülenlerin otuz beş bini de çocuktu.

Emerson diyor ya hani; ‘kahramanları olaylar çıkartır’ diye. Aynen de öyle oldu: Bosna toplumu, bir öncü, bir lider, bir kahraman çıkarttı içlerinden: Alia İzzetbegoviç. Yani İzzet Bey’in oğlu Ali.

Alia Bosna trajedisinin finalini tebessüme, selamete, huzura çıkartan kahramanın adıdır.

Lider bir kitle heykeltıraşıdır der büyük özdeyiş yazarı Selahaddin Şimşek. Eyvallah. Alia, faciaların ve katliamların beşiğinde yanıp kavrulan toplumunu, sabır sükun ve strateji; özetle iman imtihanından geçirerek selamet limanına ulaştıran kaptanın adıdır.

Batı Koalisyonunun bölgedeki yüz yirmi yıllık bütün strateji taktik destek operasyonlarını ters yüz eden, yırtıp tarihin çöplüğüne atan adamdır Alia.

Dönüştüren değiştiren güzelleştiren adamdır o.

Sadece toplumunu mu? Hayır. Öce dünyadaki bütün Boşnakları, sonra dünyadaki bütün Müslümanları, sonra da kalp taşıyan bütün yirminci yüzyıl insanını. Duruşu bakışı veya bir iki veciz ifadesiyle bütün dünyaya insanı, insanlığı, İslâm’ı hatırlattı Alia.

Dünyayı İslâmlaştıran, Müslümanları İslamlaştıran, içlerimizi arıtan durultan yıkayan adamın adıdır Alia.

Zulümle abad olunamayacağı denkleminin eşittiridir.

Âli yüksek ulu değerli demek. Bu kavramlar zaten Alia’nın ruhunu özetleyen kavramlardır.

Kadim bir hüküm ‘insanların isimlerinden nasibi vardır’ der; el-hak, doğrudur deriz. Ama ekleriz de: ‘Soyadlarından da vardır!’

Alia, toplumunun izzetidir de; doğrudur: Sadece Bosna’nın değil, bir buçuk milyar Müslümanın da haysiyeti şerefi izzetini temsil etti bir ömür o.

Bütün krallıkları yüzyılın ilk çeyreğinde tarihin çöplüğüne gönderen, ülke sınırlarını elinde makasıyla atlastan kumaş gibi kesip biçen kraliçe yönetimli Büyük İngiltere İmparatorluğunun o meşhur strateji dehası, 1990’larda Avrupa’nın göbeğinden bir kralın yükselişini engelleyemedi; ne hazin…  Alia’nın varlığı onlara cürm-ü meşhuddur, suç üstüdür aslında.

Batının ürettiği demokrasi, insan hakları, hümanizma gibi içi boş kavramlara suçüstü yapan adamdır Alia. Her şeyi planlayan tasarlayan ve yapan Batı’nın, insanı unuttuğunu hatırlatan bir bilge adamdır Alia. Kral çıplak’ı apaçık ispatın adıdır Alia.

Her şeyi bilen bilimin, insanı unutunca hiçbir şeyi bilemediğini ortaya koyan bilgenin adıdır Alia.

Gönülle buluşamayan çıplak aklın, ancak, fayda yerine vahşetlere, hizmet yerine dramlara zemin hazırlayabildiğini tek tek ispatlayan bilgenin adıdır Alia.

İki güzel terimimiz vardır bizim: Hulefa-i Raşidin / raşid halifeler, bununla Allah Resulü’nün ardından gelen Ebubekir, Ömer, Osman, Ali kastedilir. İkincisi de aşere-i mübeşşere / cennetle müjdelenen on kişi. 

Eğer mümkün olabilse, olmaz ya; yirminci yüzyıldan Hulefa-i Raşidin’e ve Aşere-i Mübeşşere’ye bir isim önerin denebilse mesela, benim, belki de milyonlarca kişinin ilk aklına gelecek isim, kuşkusuz Alia İzzetbegoviç olacaktır. Olmalıdır da.

Ondan geriye kalan yedi cümlesini, tarihe not düşmek için buraya yazmak isterim; ilk cümlesi bomba tecavüz ve ölümlerle kuşatılan bir topluluğun çığlığıdır adeta: ‘Allah’a yemin ederim ki, biz köle olmayacağız.’ İkincisi bulunduğu, ait olduğu, iliklerine kadar hissettiği medeniyetin tanımını yaptığı cümleleridir: ‘Ben Müslümanım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir.’ Toplumuna topyekün savaş açan düşmanlarına karşı çevresine şu sözlerle moral verecektir: ‘Ölmeye hazır olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.’ Barıştan yanadır daima, istediği oranda ölçüde hakkaniyette olmasa da: ‘Bu adil bir barış olmayabilir; fakat süren bir savaştan daha iyidir." Ve ekler: ‘Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız." Barış görüşmelerine çağrıldığında havaalanında söyledikleri küstah ve yalancı dünyanın suratına tokat gibidir adeta: "Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına." Altıncısı, ‘Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.’ Yedincisi ve sonuncusu, hepimizin kulağına bin kez küpe olması gereken bir hakikattir: ‘İslâm güzel de Müslümanlar nerede?’

Alia bilgelik, tebessüm ve umudun adıdır.

Umudun yani huzurun yani geleceğin.

İnsanca yaşamanın, insanların eşit hür özgür olduğunun adı.

Yani cennetin.

Cennet bakışlı adamdır.

Cennet yüzlü cennet gözlü cennet gönüllü adamdır.

Alia; cennet yüzlü bilgemiz bizim.

Özgürlük yüzlü bilge.

Hak ve özgürlüklerin peşinde geçti ömrü,

Cennet yüzlü bilgenin.

Bu haber toplam 107 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim