Fahri Tuna Yazdı: Faik Baysal'ın " Sarduvan" Romanı 70 Yaşında

Fahri Tuna Yazdı: Faik Baysal'ın " Sarduvan" Romanı 70 Yaşında
Gümrükönü Yazıları 5 1991’DE SAİT FAİK PANELİNDE TANIŞTIK Adını, edebiyatımızdaki yerini, hemşeriliğini biliyordum.

 

HEM ÖKSÜZ HEM YETİM BİR ADAPAZARLI

 

1991 Temmuz’unda üç gün süreyle yayımlanmıştı Yeni Sakarya’da o söyleşi; sevgili Faik Baysal çocukluğundan başlayarak Cumhuriyetin ilk çeyreğinin Adapazarı’nı anlatıyordu. Çok da trajik bir hayatı vardı Baysal’ın. 1 Aralık 1922’de Gümrükönü’nden – Atatürk Bulvarı’ndan Yenicamii’ye giderken soldaki Pamukosman Sokağı’nda -bugün Baysal apartmanının olduğu yerdeki dede evinde - doğmuştu. Ne acıdır ki annesi onu doğururken rahmet-i rahmana kavuşacak, onu ‘hayatta en sevdiğim insan’ dediği haminnesi büyütecektir. Annesinin yüzünü göremeyen Faik Baysal, - kaderinin hazin bir tecellisi olarak - dedesinden izinsiz olarak yeniden bir hanımla evlenen babasının da İstanbul’a yerleşmesi üzerine baba yüzü de göremeden büyüyecektir. 6 yaşında İstanbul’a Saint Joseph Okulu’nda ‘leyli meccani’ yani ‘parasız yatılı’ başlayacak öğrenim hayatında, ilk orta ve liseyi -on iki yıl boyunca- bu Fransız okulunda okuyacaktır. Yeryüzünde hem anne hem de baba yüzü göremeyen ender insanlardandır Faik Baysal.

 

‘ÇARK MESİRE’DE İÇTİĞİM OLİMPOS GAZOZLARININ TADINI UNUTAMIYORUM’

 

Şiirlerinde, hikâyelerinde ve romanlarında sık sık çocukluğunun Adapazarı’ndan söz eden Faik Baysal, söz konusu söyleşide ‘tahta bavulla İstanbul’dan trenle Adapazarı İstasyonu’na gelişlerimi, istasyonda mis gibi kokan Ceviz kütüklerinin kokusunu, çocukluğum Çark Mesire’de içtiğim enfes Olimpos gazozunun tadını unutamıyorum’ demişti. O gün ve daha sonraki on bir yıllık dostluk sürecindeki yüze yakın görüşme konuşma ve sohbetlerimde görecektim ki Faik Baysal, gerçek bir Adapazarı sevdalısıdır; başta eczacı Mehmet Toplar ve yazar Necati Mert olmak üzere, şehirde sayıları onu geçen dostlarını unutamamakta, hemen her gelişinde ziyaret etmeye çalışmakta; o her zaman ki içten ve samimi sohbetiyle hem mutlu olmakta hem de mutluluk vermektedir.

 

‘ARTIK AVRUPALI YAZARLARI KISKANMIYORUM’

 

Ömrünün son beş yılında, başta Adapazarı /daha sonra Büyükşehir Belediyesi’nin ve bu satırların sahibinin yakın ilgisinden çok mutlu olan Faik Baysal, ‘ne olur bu şehir sanatçılarıyla Edirnekapı’ya birkaç adım kala değil, çok daha önceleri ilgilensin’ diye mesaj verirdi. Merhum Hüsnü Gürsel’le de çok yakın, güçlü ilişkisi ve dostluğu bulunan Faik Baysal, Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü’nce 27 Nisan 2001 tarihinde ASM’deki ‘Faik Baysal’a Saygı Gecesi’nin finalinde yaptığı teşekkür konuşmasında ‘Ömrümce Avrupalı sanatçıları, özellikle de Fransız sanatçılarını kıskanmışımdır. Çünkü kendi toplumlarından cumhurbaşkanlığından daha büyük ilgi görüyorlardı. Ama bu geceden itibaren artık kıskanmıyorum; zira benim ülkem de, benim şehrim Adapazarı da sanatçısına sahip çıkmasını bilmiştir.’ diyerek mutluluğunu dile getirecekti.

 

SAĞLIĞINDA ADINA YARIŞMA DÜZENLENEN İLK YAZAR FAİK BAYSAL

 

Bilirsiniz, Türkiye’de -ne hikmetse- bir yazar adına düzenlenen tüm şiir, hikâye, roman yarışmaları o yazarın vefatından sonra gerçekleştirilir. Sait Faik Öykü Yarışması da böyledir, Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması da… Fahri Tuna’nın öncülüğünde bir grup eli kalem tutan edebiyat serdengeçtisi tarafından 17 Ocak 2001’den itibaren Adapazarı’ndan Türkiye’ye sesini duyurmaya başlayan aylık Irmak Kültür Sanat Dergisi, 2002 yazında ’Türkiye’de bir ilke imza atmaya’ niyet eder: Irmak Dergisi Ulusal Ödüllü Faik Baysal Öykü Yarışması. Yarışma kararını bu satırların yazarı Faik Baysal’a duyurduğu zaman, çok ama çok duygulanır, hatta ağlamaya başlar. Ödül tarihi için de 20 Aralık 2002 tarihi ve ödül töreni için de AFA tespit edilir. Çok ama çok mutludur Baysal, sık sık telefon edip bilgi alır katılım ve eserlerin genel durumu hakkında.

 

ÖDÜL TÖRENİNE 11 GÜN KALA GELEN ACI HABER

 

Bu arada sağlığı da gitgide bozulmuştur. Çok güçsüz ve zayıftır; bir türlü bırakamadığı sigarası ciğerlerini iyice eritip bitirmiştir. Endişesi ‘acaba ödül törenini görebilecek miyim’dir. Ülke genelinden Kars’tan İzmir’e, Ankara’dan Samsun’a 341 eser katılır yarışmaya. Jüri elinden geleni yapar. Evet; Türkiye’de – muhtemelen – bir ilke imza atılmasına on bir gün kalmıştır. Günlerden 9 Aralık’tır; Faik Baysal’ın seslendirme sanatçısı kızı Elif Baysal’ın telefondaki sesi belki de ilk kez rol ve sanattın uzak, hüzün bulutları yüklüdür: “Babamı kaybettik!” Edebiyatın şiirden romana, öyküden senaryoya, çeviriden anıya; birçok dalına 78 eser vermiş 80 yaşındaki koca çınarı, velut ve çelebi kalemi, ruhunu Rahman’a teslim etmiştir. Karlı bir İstanbul ikindisinde Ataköy 5. Kısım Camii’nde kılınan cenaze namazına müteakip Merkezefendi Mezarlığı’na defnedilir Faik Baysal, bir avuç seveni ile birlikte. Cenazeye Sakarya Valisi Cahit Kıraç, Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran, Irmak Dergisi ve Sagüsad camiasından 20’yi aşkın hemşerisi katılıp, Baysal’a “son görevlerini” yerine getirmeye çalışırlar. Kader yine ağlarını örmüş, yine yaşayan bir yazar adına sağlığında adına yarışma yapılamamıştır. Tören 27 Aralık’a ertelenir; Sakarya Valisi Cahit kıraç’ın himayesi ve katılımında AFA’daki ödül töreninde Faik Baysal’ı, tıp doktoru oğlu Emre Baysal ve seslendirme sanatçısı kızı Elif Baysal temsil ederler. Törenin, bir ödül töreninden ziyade matem havasında geçtiğini bilmem söylemeye gerek var mıdır?

 

FAİK BAYSAL KİMDİR?

 

1922 yılında Adapazarı Pamukosman Sokağı’nda doğdu. İstanbul Saint Joseph Koleji (ilk, orta, lise) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Öğretmenlik, spikerlik, çevirmenlik yaptı, gazete ve ansiklopedilerde çalıştı. Roman, öykü, şiir ve senaryo yazdı. İlk ürünü Tahta At (şiir, 1935) olup yayımlanan ilk ürünü Yapraklar (şiir, Gündüz Dergisi, 1936), yayımlanan son kitabı Madam Bambu (Roman/2002)’dur. 09 Aralık 2002 tarihinde İstanbul Bahçeşehir’de vefat etmiş ve İstanbul Topkapı Merkezefendi Mezarlığı’na defnedilmiştir. Eserleri - Şiir: “İlk Defa” (1957), “Beyaz Şiirler” (1984), “Ayın Ucunda” (1994), ”Gül Sancısı” (2001). Roman: “Sarduvan” (1943), “Rezil Dünya” (1955), “Drina’da Son Gün”, “Küçük İnsanlar”, “Ateşi Yakanlar”, “Voli”, “Madam Bambu”(2002). Öykü: “Perşembe Adası” (1955), “Sancı Meydanı”, “Nuni”, “Militan”, “Tota”, “Güller Kanıyordu”, “Kırmızı Sardunya”, “Ilgaz Teyze Öldü”, “Elleri Sesinin Rengindeydi”, ”Beni Bırakma Doktor”. Senaryo: Kavanozdaki Adam (bilim-kurgu). Ödülleri: Orhan Kemal Roman Ödülü (Sarduvan’la), 1969 Sait Faik Öykü Ödülü (Sancı Meydanı’yla), İnanç Dergisi Roman Ödülü (Ateşi Yakanlar’la). 2002 yılında Irmak Dergisi tarafından adına ödüllü öykü yarışması düzenlendi. Yazdığı dergiler: Gündüz, Varlık, Büyük Doğu, Irmak.

 

80 YILDA 78 ESERE ATILAN İMZA

 

Faik Baysal, ilk şiiri ‘Yapraklar’ı, henüz on dört yaşında bir çocukken, Fransız hastanesinde ziyarete gittiğinde

- hayatta en çok sevdiği insan olarak sık sık söz ettiği - haminnesinin cesedi başında çok derin acılar içinde 1936 yılında yazdığını söylerdi. Yayımlanan ilk kitabı - ilk romanıdır aynı zamanda- Semih Lütfi Kitabevi’nce yayımlanan ‘Sarduvan’dır. Ardından ise 40’ı çeviri, şiir, öykü, roman, senaryo olmak üzere 38’i telif; seksen yıllık ömre sığan 78 kitap. Bir gün - 2001’de yitirdiği - yarım asırlık eşi Mubahat Hanım, odasında çalışan Faik Baysal’a ‘ne zaman konuşacağız Faik?’ diye seslenmiş, Baysal’ın ‘çevirim bitmek üzere, yarım saatlik işim kaldı hanım, geliyorum’ sözleri üzerine Mubahat Baysal taşı gediğine koyacaktır: ‘Onu demiyorum Faik, evlendiğimiz yarım asrı aştı, daha oturup şöyle bir konuşamadık…’ Kısacası çalışmakla, çeviriyle, yazmakla geçmiş bir hayatı vardı Faik Bey’in.

 

1944’TE YAYIMLANAN İLK KİTABI: ‘SARDUVAN’ ROMANI

 

Faik Baysal, romanının sunusunda ‘Sarduvan’ın yazılış öyküsünü şöyle anlatır: ‘Ben bu romanı on dokuz yaşında, II. Dünya Savaşı sırasında, karakollar bir yana muhtarlıkların önünden geçmeye korktuğumuz, devlet yönetiminde bulunanları eleştirirken evlerimizde bile sesimizi kıstığımız tek parti (1941 yılında-f.t.) döneminde yazdım. Kitabın basılıp yayımlanması (1944 yılında – f.t.) büyük olay oldu. Sarduvan bugün (not: Faik Baysal bu sunuyu, Sarduvan’ın Can Yayınları’nca 1993’de yayımlanan 3. baskısının girişinde yazmaktadır. f.t.) Sakarya ili sınırları içinde bulunan şirin bir sayfiye bölgesidir. Resmi adı Serdivan’dır.’(1)

 

‘ADAPAZARLI OLARAK O YÖRENİN ADINI EDEBİYAT TARİHİNE MÂL ETMEKTEN

HER ZAMAN ÖVÜNÇ DUYDUM’

 

‘Adapazarlı olarak romanıma o yörenin adını koymak, onu edebiyat tarihine mâl etmekten her zaman övünç duydum. Sarduvan’da günümüz Serdivan’ını bulamazsınız. Bu roman Beşköprü dolaylarındaki şirin ilçenin ne coğrafyası ne de turistik broşürüdür. Yalnız ben artık tarih olan Serdivan’la ilgili bazı anlatıları elimden geldiğince” değerlendirdim ve bugün torunları hayatta olan bazı kişilerin başından geçen serüvenleri dile getirirken hâlâ kalıntılarına rastlanan ev, değirmen, set üstü kahvesi gibi yerlerden de yararlandım. Bunların hiç birini almasaydım da olurdu. Çünkü ben çok sevdiğim Sarduvan adı altında o güne kadar hemen hemen kimsenin el atmadığı ve toplumun serseri, it, kopuk diye nitelendirdiği bazı insanları kendilerine özgü yaşam felsefesiyle anlatmak zorunluluğunu duydum. Ben Sarduvan’ı okuyucuya uyarıda bulunmak, biraz abartılı da olsa insanımızın gerçek dramını gözler önüne sermek, edebiyatımızı saçma sapan kitaplarıyla halkı afyon yutmuş gibi uyutan tefrikacıların gerçek yüzlerini ortaya koymak için yazdım.’(2)

 

‘GENÇ OKURLARIM, SARDUVAN’I OKUYUN, BU İNSANLAR BİZİZ’

 

‘Bunca didinmeye karşın Sarduvan’dan hiçbir şey kazanamadım. Romanın ilk basımını yapan yayınevine de alamadığım paramı helâl ettim. Genç okurlarım, size sesleniyorum. Sarduvan’ı okuyun. Söven, tüküren, sümküren, tutsak olduğumuz bir takım ahlâk kurallarını ve garibanlığımızı alnımıza kader olarak yapıştıran geleneklerimizi bir yana itiveren bu insanlar gerçekte biziz. Bunların hepsi bizim dışa vurmaktan korktuğumuz ikinci yüzümüz. Sarduvan Batı Karalaması bir roman değil. Hele hele hâlâ alkışa tutulan montaj-roman hiç değil. Bu bizim romanımız. İğrensek de, sevsek de sevmesek de bu insanlar biziz.’ (3)

 

SARDUVAN ROMANINDAN PASAJLAR: ‘ÖNEMLİ OLAN SADECE ADI KALAN BU KÖYÜN KENDİSİ, TOPRAĞI, İNSANLARI’

 

‘Sarduvan, Birinci Bölüm. Aramızda Sarduvan köyünü gören var mı? Birçoğunuz adını bile duymadınız belki?. Büyücek, kırk elli evlik bir köy. Taflan yeşili tepelerin arasında yitip giden eski bir Rum kasabası. Yaşlıların dediğine göre yakın zamana kadar burada Rumlar oturuyormuş. Yıllar önce bunların çoğu küp küp altınlarını toprağa gömerek yabancı ülkelere kaçmış, bazıları da yalancıktan Müslüman olup oldukları yerde kalmışlardı. Benim size anlatmak istediğim bunlar değil. Kaç yılındaydı, iyice aklımda kalmadı şimdi. Gerçekte bunun da önemi yok. Önemli olan sadece adı kalan bu köyün kendisi, toprağı, insanları. Ne yalan söyleyeyim, ben Sarduvan’a bunlar için de gelmedim. Ben buraya acayip dünyada çok duyulan, ilginçliğinden yine de hiçbir şey yitirmeyen bir yalanın peşinden sürüklenerek geldim. (…) ’(4)

 

‘… BU KÖYÜN TĞÜM VARLIĞI TAHTA BİR CAMİ, İKİ KİREMİT OCAĞI…’

 

‘Sarduvan’ın gerçek adı Serdivan’dı. Ben daha çok Sarduvan’ı sevdim. Bana ötekinden daha sıcak, daha hoş, daha cana yakın geldi. Zamanın acımasız bir katil olduğunu söyleyenler haklıydı. İnsanların ağzında yuvarlana yuvarlana Sarduvan oluveren bu Serdivan’a ne demeli? Bütün gözyaşlarına karşın giderek ısınmaya başladığım bu köyün tüm varlığı tahta bir cami, iki kiremit ocağı, bir sinek ordusunun gece gündüz talim yaptığı pis bir kesimhane, birkaç ağanın topraklarıyla sımsıkı çevrili olan, azar azar yeşillenmeye ve ormanlaşmaya yüz tutan tepeler dizisi, bir de akşamdan akşama dev ağaçların dallarına tüneyen ve sabahı iple çeken aç gözlü kargalardı. Ben de bu kargalardan biriydim. Hepsini çok kıskanıyordum yine de. Onlar istedikleri yere uçup gider ve karınlarını kolayca, hiç çalışmadan doyururken ben daha dürüst yürümeyi bile beceremiyordum yeryüzünde’ (5)

 

ELEŞTİRMEN TAHİR ALANGU: ‘KİŞİ VE ÇEVRELERİ GERÇEK AYRINTILARIYLA…’

 

Ünlü eleştirmen Tahir Alangu, Sarduvan ve Faik Baysal hakkında ‘yazar, anlattıklarının dışında kalmamış, her şeyin kendisi ile olan ilintilerini aşırı duygulu ve tutkulu bir anlatışla yüze vurmuştur. (…) Bizdeki gerçekçi romancıların anlatışlarından farklı bir yolda, belki de Emile Zola’dan esinlenerek, bir bakıma Rus romancıları, bir bakıma da Amerikan romancılarında ayrılan farklı bir yolda gidilmiş. Kişileri, çevreleri gerçek ayrıntıları ile zaman zaman uzayıp giden bir yorumlama izlenimi bırakıyor’ (6) değerlendirmesini yapar.

 

CELALETTİN EZİNE: ‘TÜRK ROMANININ UZUN ZAMANDIR BEKLEDİĞİ ORİJİNALLİĞİ MÜJDELİYOR’

 

Eleştirmen Celalettin Ezine, ‘Faik Baysal’ın eseri Türk roman edebiyatının uzun zamandır beklediği orijinalliği ve Batılılığı müjdeliyor. (Baysal) Tanzimat sonrası Türk edebiyatında bir gelenek halinde beliren Fransız etkisine hiç kapılmamış, Sarduvan romanı kendine özge bir başkalık ve ayrılık belirtmekle birlikte anlatım, tipler, tasvir ve tahlilleriyle Rus romanının izlerini taşımaktadır’ demekte, Fahir Önger ise ‘ Türk romanına Dostoyevski’vari tipler ilk defa Sarduvan’la giriyor. (…) Faik Baysal’ı daha ilk romanında büyük başarılara ulaştıran nedeni, tiplerin iyi realize edilmiş olmasında aramalıdır.’(7) derken Salahattin Tuncer ‘Sarduvan Faik Baysal’ın ilk eseri olduğu halde karşımıza usta bir romancı hüviyeti ile çıkıyor. (…) Ben ‘hayatın realitesi’ni bu kadar canlılıkla veren hiçbir yerli roman okumadım’ şeklinde değerlendirmektedir. (8)

‘SARDUVAN’DAN KAYMAKAM VE BELEDİYE BAŞKANININ HABERİ VAR MIDIR?

 

‘Sarduvan’ın yazılışının üzerinden tam 70 yıl geçmiş. 70 yılın ardından 835.222 Sakaryalıdan yüzde kaçı Faik Baysal’ın adını duymuştur? ‘Sarduvan’ romanından haberdar beş bin Adapazarlı var mıdır meselâ? Baysal’ın Sarduvan romanı kaç Adapazarlının kütüphanesinde bulunmaktadır? Yüz, iki yüz? Duyamıyorum ne dediğinizi…

En can alıcı soruyu sorayım şimdi? Sarduvan’ı kaç Adapazarlı okumuştur? Beş, on… Belki. Sorularıma devam ediyorum: Sarduvan romanı 70. yılına girerken, Serdivan Kaymakamı ve Serdivan Belediye Başkanı dostlarımız bu kitap ve yazardan haberdar mıdırlar? Varsa neler yapmışlar veya neler düşünmektedirler.

 

ULUSAL SARDUVAN FAİK BAYSAL ROMAN YARIŞMASI’NA NE DERSİNİZ?

 

Ben buradan hem Serdivan Kaymakamı Fahri Keser’e, hem de Serdivan Belediye Başkanı Yusuf Alemdar dostuma, hem Serdivan’da bulunan SAÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanımıza Yunusça sesleniyorum: ‘Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sarduvan’ı sevelim / Dünya kimseye kalmaz!’

TYB Sakarya Şube Başkanı, Irmak Dergisi genel yayın yönetmeni olarak sesleniyorum: Faik Baysal ve Sarduvan adına ulusal bir roman ya da hikâye yarışması düzenleyelim, Serdivan’da bir kültür merkezinin ve bir parkın adına Faik Baysal’ın adını verelim. Yüksek lisans tezleri yapılsın biri Faik Baysal, biri şiiri, biri hikâyeciliği, biri romanı üzerine. Her yıl geleneksel olarak düzenlenecek ‘Serdivan Faik Baysal Roman Günleri’ düzenleyelim. Serdivanlı/Saülü gençlerin yazacağı/yayımlayacağı Sarduvan adlı edebiyat dergisi çıkaralım. Bunların hepsini yapabiliriz, yeter ki farkına varalım, isteyelim, birlik olalım.

Bu fakirden uyarması, hatırlatması… Gerisi sizlere kalmış.

Yazımı Faik Baysal’ın ‘Sarduvan’ romanını bendenize 28 Nisan 2001 tarihinde imzalarken yazdığı notla bitiriyorum: ‘Sizsiz kaybedilen yıllara acıyorum’.

Biz de üstad; eminim Serdivan da sizsiz kaybedilen yıllarına acıyacak.

  1.  Faik Baysal, Sarduvan, Can Yayınları, İst.-1993, 3. baskı, s.7,
  2.  Faik Baysal, a.g.e., s.8
  3.  Faik Baysal, a.g.e. s.8,
  4.  Faik Baysal, a.g.e., s.9,
  5.  Faik Baysal, a.g.e., s.12-13,
  6.  Tahir Alangu,Cumhuriyetten Sonra Hikaye ve Roman, C.3, s.704,
  7.  Fahir Önger, Aile, İlkbahar, 1947, S.1, c.1,
  8.  Salahattin Tuncer, Yaratış, 23 Nisan 1945, s.7,
1-sarduvan_yazd_yllardaki_faik_baysal


    2-faik_baysal_ilk_eseri_sarduvanla-9.2.2001-fotoraf_fahri_tuna

 

      3-faik_baysal_sayg_gecesi-imza_gnnde-asm-27.4.2001
      4-Faik_Baysal_alma_masasnda1_-_9_ubat_2001_-_stanbul-fotoraf_fahri_tuna5-_rmak_dergisi_faik_baysal_yk_yarmas_dl_treni-24.12.2002

       

       

       

       

       

       

       

       

       

      Fotoğraf altları:

       

      1-       Sarduvan’ı yazdığı yıllardaki Faik Baysal,

      2-       Faik Baysal, ilk kitabı Sarduvan’la – 9.2.2001, fotoğraf: fahri tuna,

      3-       Faik Baysal, ABB tarafından ASM’de düzenlenen Saygı Gününde kitaplarını imzalıyor-27.4.2001,

      4-       Faik Baysal çalışma masasında, 9.2.2001 – fotoğraf: fahri tuna,

      5-       Irmak Dergisi Faik Baysal Öykü Yarışması Ödül Töreni- 27.12.2002-AFA

          Bu haber toplam 5374 defa okunmuştur
          • Yorumlar 0
            UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
            Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
            Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
          Diğer Haberler
          Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
          Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim