Fahri Tuna'dan Mehmet Âkif Ersoy Portresi

Fahri Tuna'dan Mehmet Âkif Ersoy Portresi
MEHMET AKİF ERSOY “Sessiz yaşadım kim nereden bilecektir!..” “Milli” olanla “dini” olanı, bulamaç halinde bize sevdiren şair. Hayatından bile kıymetli tek bir hazinesi vardı: İzzet-i nefsi. Bir tevazu abidesi.

Bir zaman kürsülerde, o halkından cesaret istedi; Kuva-yı Milliye’ye adam devşirdi, bir zaman geldi onu sevmek cesaret istedi.

Yakın görüştüklerinin ortak özelliği hep 2. Abdülhamit muhalifleri olması: Recaizade Ekrem, Şeyhülislam Musa Kazım, Eşref Edip, Boşnak Ali Şevki Hoca, Süleyman Nazif, Ömer Ferit, Babanzade Naim... Abdülhamit’e kafa tutan Tunuslu Hayrettin Paşa’yı, Ziya Gökalp’i, Abdullah Cevdet’i, Namık Kemal’i beğeniyordu.

Çok sevdiği yazarlar; Daudet, Dumas Fils, La Martini.

Din bezirganlarına verdiği bir ders: Tevfik Fikret’e ağır bir şiir yazdıktan sonra, “babama küfretse affederdim, ama o peygamberime sövdü” diye öfkelenecektir.

Adam boyu kar yağdığı bir kış günü, Beylerbeyi’nden geçen tek vapurla Beşiktaş’a geçmiş ve oradan Çapa’ya kadar yürümüştü. O karda kışta nasıl geldiğine şaşan dostlarına ise, asıl o şaşıyordu: “Gelmemem için ölmem lazımdı; söz vermiştim.”

Milli Mücadele’de yolu ekseri yürüyerek gitmiştir; tedarik ise sadece Sebilürreşad (4) klişesidir. Ankara’ya ulaşınca, Taceddin Dergahı’nın şeyhi, postu teslim edecek birini bulmanın mutluluğu içinde Akif’e anahtarları uzatır: “Buyurun” İşte bu dergah, İstiklal Marşı’nın yazıldığı mekandır.

Milletvekilliği, dört yıllık bir sükuttan ibarettir; zabıtlarda bir iki düzeltmesine rastlanabilir. Dört yıllık sükut, bir gün haykırışların en güzelini sundu yurt sathına:

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde en son ocak!

724 şairin katıldığı yarışa, para ödüllü oluşu sebebiyle girmedi. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey tarafından, kazanırsa para ödülü verilmeyeceği garanti edilince müsabakaya girdi. Birinci seçildi ve defalarca kürsüden okundu.

Akif, İstiklal Marşı’nı Safahat’a (5) almamış, sebebini soranlara da, “O benim değil milletimindir” cevabını vermiştir.

“Alınız ilmini garbın, alınız sanatını” diyor ve ekliyordu: “Milliyeti yok, sanatın ilmin.” Mikrobu bulan Pasteur’un fotoğrafını öpen adamdır Akif.

Batan Osmanlı için kurtuluş reçetesi Japonlar gibi olmaktı amma; Japonların sonunda “kendileri olmadıklarını” göremedi.

Enfes bir kitap okuma formülü vardır: Az kitabı çok okumalı! Akif, beğendiği kitabı dört defa okurdu.

Oğlunun şair olduğunu çok sonra duyan annesi Akif’e sorar:

-Sen şairmişsin, öyle mi?

Cevap, bir tevazu abidesine yakışan cevaptır:

-Eloğlu bu... Söylerler... İnanma anne!

Annesi ona birkaç şiirini okutunca;

-Hayır, laf değil Akif... İncesini ipe, kalının sapa dizmişsin!

Hayallerin değil, gerçeklerin şairi; gördüğünü yazdı.

Ağlayarak yazdığı iki şiiri vardır: “Hasta” ve Süleymaniye Kürsüsü’nde”

“Al sancakla siyah Kabe örtüsüne sarılan tabut...” (6) İşte Akif...

Öldüğünde terekesi: Birkaç elbise, hiç kullanılmamış bir şapka, bir mavzer tüfeği ile bir İstiklal Madalyası (Mavzer ve madalya ona TBMM tarafından verilmişti), birkaç lira, bir saat!

Şairliğini kendisi de hatırlamayan şair!

Hayatının kendi sözleriyle özeti şudur:

“Sessiz yaşadım kim nereden bilecektir”

1) Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif, İş Bankası Yayınları, sh. 81

2) A.g.e. sh. 10

3) A.g.e. sh. 14

4) Sebilürreşad: Eşref Edip’le birlikte çıkarttıkları dergi.

5) Safahat: Akif’in tek şiir kitabı

6) Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif, sh. 151

Bu haber toplam 1336 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim