• İstanbul 28 °C
  • Ankara 29 °C

Fahri Tuna’dan yeni bir portre kitabı “Zarif Bir Adam”

Fahri Tuna’dan yeni bir portre kitabı “Zarif Bir Adam”
Porte, edebiyatın resim ve heykel gibi güzel sanat dallarından aldığı bir terim. Buna karşın epeyce benimsenmiş ve bu türde epeyce eser verilmiştir.

Edebiyat açısından bu durumun bize kazandırdığı şudur. Malum; edebiyatta portre, bir şahsı dış ve iç özellikleriyle tasvir etmek demektir. Burada kişi kavramına yer, şehir, tasvire de tahlili eklemek gerekir. Zira özellikle günümüz portre yazarları bu türü böylesine bir zenginlik içerisinde kullanıyorlar. Diğer yandan biz, porteyi genellikle roman, hikaye, biyografi, otobiyografi, mülakat gibi diğer türlerle iç içe geçmiş olarak görürüz. Buna karşın müstakil örnekleri de görmek mümkündür. Yine portrenin mensur olanlarının yanı sıra manzum olanlarına da rastlamaktayız.

Portrede Fahri Tuna Farkı

Bu bahiste bilgi anlamında daha çok şey söylemek, mesela edebiyatımızın Yusuf Ziya Ortaç, Mithat Cemal Kuntay, Hakkı Süha Gezgin, Abdülhak Şinasi Hisar gibi önemli porte yazarlarından ve eserlerinden söz etmek mümkündür. Ama biz, bu yazıda bunları bir yana bırakarak ilk portre kitabı 2006’da yayımlanan ve adeta portre yazarlığı tek başına bir uğraş olarak sürdüren bir portre yazarından ve onun bu türdeki son kitabından söz etmek istiyoruz. Her şeyden önce yazarın diğer kitapları gibi bu kitabını da büyük bir keyifle okuduğumu söylemeliyim sözün başında. Zira Tuna, kimin portresini yazıyor olursa olsun o metne kendi şahsiyetindeki sıcaklığı, doğallığı, espriyi katmayı başaran bu yüzden hem kolay okunan hem de keyif veren bir yazar. Bu kitabında da bu özellikleri fazlasıyla görmek mümkün. Öyle ki yazılanlar, okur olarak sizi hemen sarıp sarmalıyor, anlatılanların bir parçası haline getiriyor. Bu da eserin içselleştirmesini kolaylaştıran bir durumu ortaya çıkarıyor.

Zarif bir adamın hikâyesi

Esere gelince; eser, “Zarif Bir Adam” üst başlığı ile Akhisarlı Zarif Süzgün’ü anlatıyor. Zarif Bey’in hikâyesi bir hayli ilgi çekici. Zira bu hikâye, ailesi Üsküp Kıratova’dan Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmış ve Akhisar’a yerleşmiş bir insanın hikâyesi. Yani kitap bir Balkan muhacirinin şahsında bir balkan hikâyesi olarak da okunabiliyor. Diğer yandan Zarif Süzgün anlatılan olayın asıl kahramanı ama çevresiyle birlikte verildiği için anlatılanlar, aynı zamanda bir aile hikâyesine de dönüşüyor. Tabi ki asıl özne Zarif Süzgün. Mesleği terzilik şimdi ise muhtarlık. Ama bu sıfatlar onu tanımlamada son derece yetersiz. Çünkü hereksin bir mesleği vardır ama herkes hikâyesi yahut portresi anlatılacak kadar derinlikli, anlamlı bir hayat süremez.  Zarif Süzgün bu anlamda herkesten biri değil özel bir şahsiyet. Bu yüzden hayatı kendinden ve ailesinden, ibaret görmeyerek bir cemiyet adamı olarak yaşamış biri. Bu yüzden dükkânını şimdilerde ise muhtarlık ofisini bir dergâh haline getirerek Tuna’nın deyişiyle şehrin nabzının attığı bir mekâna dönüştürmüş, dertlilere derman aranan, sorunların çözümlendiği bir yer haline getirmiş bir toplumsal öncü, bir kanaat önderi.

Akhisar: Şeyh İsa’nın nazar kıldığı şehir

Eserde önemli olan bir taraf da “şehrin nabzının attığı yer” ifadesinden hareketle söylenecek olursa Zarif Süzgün’le beraber onun yaşadığı Akhisar’ın da portresinin anlatılması. Böylece satılar ilerlerken biz Zarif Süzgün’le beraber bir şehrin de özelliklerini görme/tanıma imkânı buluyoruz. Kopuk Ali’den Helvacı Hasan Usta’ya, Amerikan Ahmet’ten Köfteci Rasim’e şehrin ilginç kişiliklerin de hikâyeleri bu anlatıma dâhil edilerek insanıyla, doğasıyla, kültürüyle bir Akhisar portesi çıkıyor ortaya. Tabi anlatılan şahıslar anlamında en özel şahsiyet ise yazarın deyimiyle “Akhisar’ın manevi sahibi olan Şeyh İsa hazretleri” Eserde şehre anlam katan ve tasarrufu, etkileri günümüzde de devam eden böyle bir şahsiyetin eserde yer alması ona hayli bir güzellik ve zenginlik katmış.

Kitabı Şeyh İsa ile birlikte anlamlı kılan bir hikâyede de onunla da ilgili olan “Çağlak festivali”. Bu festivalin şehrin toplumsal hayatındaki önemini okuyunca bizi bir yerin mukimi olarak bir şehre ve ona ait değerlere, kültüre aidiyeti güçlendiren bu tür festival, şenlik adına ne dersek diyelim önemini de bu vesile ile daha iyi anlamış oluyoruz. Şimdi sözün sonunda şunu söylemeden geçemiyorum. Yine güzel bir esere imza atmış Fahri Tuna. Bir şahsiyeti merkeze alarak Akhisar’la birlikte bize bir şehir-bir insan hikâyesi anlatmış. Gerçi anlatıcı zahirde Zarif Süzgün olsa bile sorulan sorular ve metnin düzenlemesi tamamen Fahri Tuna’ya ait. Bu yüzden oldukça güzel ve ilginç bir hikâye bu. Ama yazarın okura yaptığı bir fenalık da yok değil. O da şudur: Kitabı İzmit’te okuyup bitirmiştim. Şimdi ise Eskişehir’deyim ama Zarif Süzgün Bey, Akhisar, Şeyh İsa hazretleri nerdeyse her an aklımda ve kalbimde. Bir şehri ve bir insanı görüp tanıma arzusu yahut görmeden sevip özlemek böyle bir şey olmalı. Teşekkürler Fahri Tuna.

Mustafa Özçelik

img_20181025_113703_resized_20181025_113750387.jpgimg_20181025_113703_resized_20181025_113750387.jpg

Bu haber toplam 725 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim