Fatma Barbarosoğlu Yazdı: Ah Kitaplar Kitaplar

Fatma Barbarosoğlu Yazdı: Ah Kitaplar Kitaplar
Her gün onlarca kitap çıkıyor. Kimi matbaaya gitmeden adından söz ettiriyor, kimi çıktığını kimselere duyuramıyor bile. Kimi yığınla yerleştiriliyor en görünecek yere, kimisi yerleşecek raf bile bulamıyor.
fatmabarbaros

Her gün onlarca kitap çıkıyor.

Kimi matbaaya gitmeden adından söz ettiriyor, kimi çıktığını kimselere duyuramıyor bile.

Kimi yığınla yerleştiriliyor en görünecek yere, kimisi yerleşecek raf bile bulamıyor.

Kimisi büyük kampanyalar eşliğinde pazarlanıyor, kimisi yazarının isim sahibi olmamasından sebep basılmaya değer bile görülmüyor.

Pazar günü Bursa Kitap Fuarı'nda idim. Kaç bin kitap var acaba diye düşündüm?

Fuar kitapları denen kitaplarla, klasiklerin rekabetini düşündüm.

İmza günlerinde saklanacak yer arayan yazarlarla, sadece imza günü yapabilmek için bir kitabı olsun isteyen, kitabı bir yüzük bir gerdanlık niyetine "taşımak" isteyenleri düşündüm.

Ekran üzerinden meşhur olmuş kişilerle kitap üzerinden değil, birlikte poz vermek üzerinden kurulan "iletişim dilini" düşündüm.

Ah pozlar.

Bak işte BURADAYIM!

'Nasıl da iyi görünüyorum beni fark etsene hadi!' pozları.

En son böyle bir poza mezarlıkta rastlamıştık hani. Merhum Erbakan toprağa verilirken... Sahiden toprağın koynuna yatırılırken... Cep telefonu ile konuşup kameralara el sallıyordu hani iki adam.

Ne ölüm, ne kabir bahsi on beş saniyeliğine de olsa görünür olma şehvetinden alıkoyamıyor bizi.

Bursa Kitap Fuarı'nda kitaplara bakarken...

Evet bakarken... Onlara dokunurken, içlerindeki dünyaya ayak basarken değil! Düpedüz bakarken... Bir ormana bakar gibi bakarken...

Kötümserliğin destanını neredeyse hayatıyla yazmış filozofum çıka geldi.

Schopenhauer'dan bahsediyorum.

Okumak, yazmak ve yaşamak üzerine isimli o küçük ve derin, derin ve kavrayıcı, kavrayıcılığı ile sarsılmaz kitabındaki satırları hatırladım.

İlk çağ tarihçisinden, Heredot'tan naklediyordu:

"Kserkes bütün bir vadiyi göz alabildiğine dolduran ordusunu görünce, bundan yüz yıl sonra bu askerlerden bir tekinin bile hayatta olmayacağı düşüncesiyle ağlamıştı. Yine kitaplardan müteşekkil muazzam bir kataloga göz gezdirirken on yıl geçtikten sonra bunlardan birinin bile sözünün edilemeyeceğini düşünüp de ağlamanın pek akla ziyan bir tarafı olmasa gerektir"

Schopenhauer kaç yılında vefat etmişti? 1860! Biraz sonra okuyacağınız satırları ölümünden biraz önce yazmış olduğunu kabul etsek bile üzerinden tam 151 yıl geçmiş olduğu gerçeğine ulaşırız. Oysa sizi kandırabilirdim pekâlâ. Günümüz yazarlarından birinin satırları desem şüphe duyar mıydınız?

Bakınız ne diyor kötümser felsefenin titiz filozofu: "Sadece para için yazan ve bu yüzden sayıları asla azalmayan bilakis biteviye çoğalan fevkalade sıradan ve bayağı kimselerin en son eserlerini takip etmeyi büyük bir maharet addeden ya da buna kendini zorunlu hisseden bu tür bir okur kamuoyunun talihinden daha hazini nedir bilen var mı?..."

Dolayısıyla okumak söz konusu olduğunda geri durabilmek- nerede duracağını bilmek- çok önemli bir şeydir.

Schopenhauer kitabında Lictenberg (öl.1799)'den şu alıntıyı yapıyor:

"Dünyada kitaplardan daha tuhaf satış metalarına rastlamak galiba imkansızdır: Anlamayan kimseler tarafından basılır, anlamayan kimseler tarafından satılır, anlamayan kimseler tarafından okunulur, hatta tetkik ve tenkit edilir; ve şimdilerde artık onları anlamayacak kimseler tarafından kaleme alınmaktadır:"

Anlamayan kişiler tarafından kitapların nasıl yazılıp basıldığına dair Tahsin Yücel'in "Sonuncu" isimli romanını okumanızı tavsiye ederim.

Ne diyordum... Kitaplara bakmak bana hüzün veriyor.

Kim kalacak geriye!

Hayatım boyunca bir eyvah çanağından daha kalıcı olmadığımı, olamayacağımı bilerek yaşadım.

Eyvah çanağı... Hiç duymadınız mı daha önce? Bizim oralarda cam, seramik velhasıl yere düşünce kırılacak bütün çanaklara eyvah çanağı denir.

Bir eyvah çanağından daha uzun yaşayacak değiliz. Ama Evliya Çelebi 400 yaşında.

Kargaların yedi yüz yıl yaşadığını okumuştum bir yerde. Balkona koyduğum cevizi çalmaya gelen kargaya Evliya Çelebi'yi görmüş müydün dedim.

Belki görmüştür. Gagasında tuttuğu cevizden sebep cevap vermedi. Gak deseydi evet kabul edecektim. Uçtu gitti. Ömür gibi.

Kitaplara bakmak hüzün veriyor. Ah kitaplar kitaplar!

Hele bir de kitap yüzünden gözaltına alınanların olduğu bir ülkede yaşayınca kitaplara bakmak bile insanı hüzne gark etmeye yetiyor.

Ne Nedim Şener'i tanırım ne Ahmet Şık'ı.

Ne vesile ile olursa olsun hiç kimse yazdığı satırlardan dolayı gözaltına alınmamalı.

Şeyh Bedrettin'den bu yana bir şey öğrenmiş olmalıydık. Niye öğrenemedik!

Ah kitaplar kitaplar!

Bu haber toplam 668 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim