• İstanbul 21 °C
  • Ankara 21 °C

Gazeteci Yazar Turan Kışlakçı İle Ümmetin Ortak Davası Kudüs

Gazeteci Yazar Turan Kışlakçı İle Ümmetin Ortak Davası Kudüs
Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Yazar Turan Kışlakçı İle son gelişmeler ışığında Ümmetin Ortak Davası Kudüs’ü konuştuk.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan öncülüğünde İslam Birliği Teşkilatının Doğu Kudüs’ü başkent ilan etmesi somut bir neticeye ulaştırır mı? Batıda nasıl yankılandı?

Önemli bir adım. Fakat şu var, Arap Birliği de İslam Birliği de buna benzer onlarca karar aldı. Burada elbette Müslüman ülkeler nezdinde bir yaptırım olacak. Müslüman ülkeler ilk kez böyle geniş bir karar aldılar. Bu önemli. Fakat önümüzdeki günlerde bunun devamının da gelmesi gerekiyor, devamı gelmezse Doğu Kudüs’ü bir şekilde ilhak eder İsrail. Zaten denetim orada şuanda onlarda.

Kudüs’ten yeni geldiniz. En sıcak izlenimler sizde. Neler söylersiniz?

Filistin bugün üçe bölünmüş durumda. Gazze kuşatma altında. Filistin’in orada intifa yapması zor. Çünkü İsrail’e sadece füze ve taş atabiliyorlar. Kudüs’te İsrail yıllardır etrafını duvarlarla ördü. Bugün Filistinlilere dışarıdan hiçbir destek veremiyorsunuz. Kudüs’te yaşayan Filistinli sayısı az. Onun için gösteri yapanların sayısı az. Kudüs’e Batı Şeria’dan gelemiyorlar. Batı Şeria’da yapılan gösterilere de çok acımasız bir şekilde müdahale ediliyor. Zaten Batı Şeria da duvarla bölünmüş durumda. O zaman intifanın tek olabileceği yer Batı Şeria. Batı Şeria’ya bu anlamla baktığınızda bölük pörçük olduğu için oradan da büyük bir şey çıkacağına inanmıyorum. Ama Filistinliler buna rağmen direniyorlar, halklarını müdafaa ediyorlar. Trump’ın bu kararına sert tepkiler veriyorlar. İsrail de en acımasız işgalcinin yapabileceklerinden daha acımasızını yapıyor. Hitler’i suçluyorlar ama Hitler’i geçmiş durumdalar.

Türkiye’den Kudüs’e ziyarete giden bizler neler yapabiliriz?

Benim orada dikkatimi çeken şuydu; Mescidi Aksa’da Cuma kıldığımızda buradan giden Türklerin sayısı daha fazla. Gösterilerde bile yarısı buradan gidenlerdi. Burada yapılması gereken şu, Kudüs’ü yalnız bırakmamak gerekiyor. Oranın bizim yerimiz olduğunu ispatlamamız gerekiyor. İkincisi gidildiği zaman oradaki Filistinlilere destek verilmesi gerekiyor. Filistinliler fakir bazıları bundan şikayet ediyor. Onlara yardım yapabilecek şeyler de yapmamız gerekiyor. İhtiyacınız olmasa da Filistinlilerden alışveriş yapılması gerekiyor. Onların bu anlamda teşvik edilmesi ve yalnız bırakılmaması, oradaki Filistinli derneklere destek olunması gerektiğini düşünüyorum. Manevi olarak da onlara gidilip yanlarında olduğumuzu ifade etmemiz gerekiyor.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Doğu Kudüs’ü başkent ilan etmesi Kudüs’ün doğu-batı olarak ayrılması olmuyor mu? Neden “Kudüs” değil de “Doğu Kudüs” denildi?

BM ve uluslararası hukuk Batı Kudüs’ü İsrail’in saydığı için ondan dolayı diyemediler. Dikkat ederseniz Amerika ve İsrail dışında tepki yok. Çünkü zaten bütün dünya “orası zaten Filistinlilerindi” diyor.

Doğu Kudüs’ün başkent ilan edilmesi İsrail tarafından nasıl karşılandı?

İsrail o toprakların tamamını kendinin gördüğü için tamamını istiyor ve buna tepki veriyorlar. Bunun olmaması gerektiği ile ilgili sert ifadeleri de var, hem Cumhurbaşkanını eleştiren hem de İslam Konferansı Örgütünü. Hatta o toplantının yapıldığı saatlerde İsrailliler “Ortadoğu’nun yetkilisi Suudi Arabistan” dediler. Yani şunu demek istiyorlar; “Ey Türkiye, bu anlamda Suudi Arabistan’ı seçiyoruz. Onların verdiği karar bizim için önemli” diye bir beyanda bulunmuşlardı.

Türkiye’de oluşan Kudüs duyarlılığını nasıl yorumluyorsunuz? Bunu gerçekten içini doldurarak yaymayı nasıl başarabiliriz?

Kudüs davasını bir cemaat, bir STK’nın malı değil de bütün ümmetin bir davası olarak sahiplenmek gerekiyor. Bunun içine Hristiyanları da katmak gerekiyor diye düşünüyorum. Herkesin bu davaya sahip çıkması gerekiyor. Bunu bu şekilde dünyaya anlatabilecek STK’lara ihtiyacımız var diye düşünüyorum.

 

 

 

Osmanlı Kudüs’te barışı nasıl sağlamıştı?

Kudüs’ün, Filistin’in tarihine baktığımızda hep savaşlarla iç içe olmuş bir bölgeden bahsediyoruz. Hatta Arap şair Mahmut Derviş bile şunu der; “Orası Darusselam’dır ama hiçbir zaman barışı yaşayamadı” diyor. Fakat barışı yaşadığı dönemler de oldu. Müslümanların hükmettiği dönemlerde hep barışı yaşadı. Hz. Ömer’in aldığı dönem, Selahattin dönemi ve aynı zamanda Osmanlı döneminde barış yaşandı. En uzun dönem Osmanlı dönemidir. Hatta Selahattin Eyyübi Kudüs’ü fethettiğinde Yahudi hahambaşı Kıbrıs’a kaçıyor. Selahattin çağırıyor, “niye kaçıyorsunuz burada ibadetlerinizi yapın. Ben size bir şey yapmayacağım.” diyor ve çağırtıyor, kendisi getirtiyor. Osmanlı dönemine baktığımızda Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların birlikte ibadet ettiği, barış ve huzur içinde yaşadığı bir yer. Aynı zamanda Hristiyanlar arasındaki mezhepsel kavgaları bile Osmanlı çözüyor. Bugün Doğuş Kilisesinin anahtarı bir Müslümandadır. Ermeniler, Masturiler, Kıptiler, Ortodokslar… bütün kiliselere bir yer ayırıyor Osmanlı. Normalde hepsi kavga ediyor bir yer alabilmek için herkes bir yere hükmetmeye çalışıyor. Ama Osmanlı, hayatı barış ile idame ettiriyor.

Bu coğrafyada barış 1917 yılında bitti. Emperyalistler ve Siyonistler bu coğrafyayı darmadağın ettiler. Bu coğrafya barışı yaşamak istiyorsa Müslümanların o ruha geri dönmesi gerekiyor.

Osmanlı Kudüs’ten nasıl çekildi?

Osmanlı büyük bir imparatorluktu. Balkanlara, Kuzey Afrika’ya, Yemen’e kadar hükmeden bir hinterlanttan bahsediyoruz. 1911-1912 Balkan muharebelerinde kaybetti. Daha sonra Kuzey Afrika’yı adım adım kaybetti. Batılı emperyalistlerin yaptığı ittifak 1913’te yapılıyor.1916’da imzalanıyor, 1917’de dünyaya duyuruluyor. Osmanlı o dönemde artık o bölgeden çekilme dışında bir şey yapamazdı. Çünkü Çanakkale’de büyük kayıplar vermiş. Kafkaslarda, balkanlarda binlerce kayıp vermiş. Hatta Araplar evlerinde kalan tek çocuklarını göndermemek için parmaklarını kesiyorlar, 12-13 yaşındaki çocukların. Burada kısmi ihanetler yok değil. Hem Osmanlı ordusu içinde bazı komutanların, hem de Arapların içinde. Fakat ben bunun büyük tesirinin olduğunu düşünmüyorum. Burada asıl şey Osmanlı yenilmişti ve çekilmek zorunda kaldı. Bu coğrafya halklarının ordusu Osmanlı ordusuydu, devletleri de Osmanlı devletiydi. Devlet gidince devletsiz kaldılar.

Kudüs’ün Müslümanlar için anlamı nedir?

Kudüs bizim nazarımızda ilk kıble… Üç harem bölgesinden biri… Bu anlamıyla Kuran’da buna işaret ediyor, isra ve miracın yeri ve aynı zamanda yer ile göğün en yakın olduğu nokta orası. Bizim kaynaklarımızda öyle geçer. Bu anlamıyla bizim için önemlidir. Mektül Enbiyadır orası. Orası aynı zamanda evliyalar diyarı, lamekânların yeri, gariblerin yeri. Burada yaşayanlar Müslümanlar. Bugün emperyalistler, Siyonistlerle yaptıkları ittifaklar neticesinde Siyonistleri buraya yerleştirdiler. Fakat bu coğrafya bizim coğrafyamız, bize ait bir coğrafya.

Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesinin anlamı nedir?

Amerika İkinci Cihan Harbinden beri İsrail’i kollayan, ona her türlü desteği veren ülkelerden bir tanesidir. İngilizlerden sonra Siyonistleri de en iyi şekilde kullanan Amerika. Biz Siyonist lobilerinin Amerika’da ne kadar etkin olduğunu da biliyoruz. Lobiler üzerinden siyasette ne kadar etkin olduğunu da biliyoruz. Baktığımızda Amerikan devlet başkanlarının üzerinde Siyonistlerin etkisini görüyoruz. Onlar da Siyonistlerin önlerine getirdikleri her şeye maalesef evet demek zorundalar. Amerikan medyasında, sinemasında da çok etkinler. Bundan dolayı Amerikan komu oyunu da çok rahat etkileyebiliyorlar.

İslam dünyası Kudüs noktasında nasıl hareket etmeli?

İslam dünyasında 1917 Osmanlı o bölgeden çekildikten sonra 1927’de direniş dönemleri başladı. 1940lara kadar ciddi direniş hareketleri var. İzzettin Kassam bunlardan bir tanesi ve şehit edildi. İslam dünyasının bir çok yerinde çok büyük gösteriler oldu. Fakat hiçbiri fayda vermedi. Dünya genelinde 2 milyar ümmet, 15 milyon Yahudi. Ümmet neden hareketsiz ve ruhsuz? Neden gösterilerin etkisi olmuyor? Ümmetin oturup bunun üzerinde düşünmesi gerekiyor. Ben gösterilerin artık kafi olduğunu düşünmüyorum. Artık uluslararası hukuka, batı felsefesine etki edebilecek tarihine etki edebilecek ciddi tarihçilere, sosyologlara, feylesoflara ihtiyacımız var. Batı düşüncesini ve Yahudilerin oluşturdukları o efsaneleri çökertecek, o yalan hikayeleri çökertebilecek beyinlere ihtiyacımız var. Burası insansızdı diye yerleştiler, bu efsaneyi çökertmemiz lazım. Kendilerinin üstün ırk olduğunu kabul ediyorlar, bunu dünyaya anlatmamız lazım. Bu düşüncenin dünya için ne kadar ırkçı ve faşist bir düşünce olduğunu dünyaya anlatmamız lazım. Maalesef bizim bunları anlatacak insanımız yok. 2 milyar ümmet içinde hakikaten utanç verici bir şey bu.

Türkiye’nin Kudüs politikası nedir?

Türkiye Cumhuriyeti başından beri Kudüs’e, Filistinlilere desten çıkıyor. Mesela hacı Emin el Hüseyni, İngilizler tarafından idam kararı verildiğinde sığındığı yerlerden bir tanesi Türkiye, 1930larda. Hakeza o dönemin Filistinli birçok sürgün edilen düşünürü mesela İzzettin Derveze, sürgün edildiği yer burası. Türkiye’nin devlet politikası olarak Filistin davasına sahip çıktığını biliyoruz, 60lı 70li yıllarda.

İsrail hükümetini ilk tanıyanlardan birisiyiz. Onu nasıl açıklayacaksınız?

O süreçte Ömer Rıza Doğrul’un söylediği şey şu; “Artık dünya tanıyordu, Birleşmiş Milletler üyesiydik. Türkiye ekonomik krizde olduğu için kabul etmedi. Dünya genelinde büyük bir kabul göreceğini gördüğü için kabul etti.” Burada bu eleştirilecek bir şey. Fakat Türkiye Filistin davasına başından beri sahip çıktı. Bazı dönemler sesini çıkarmasa bile güçlü olduğu dönemlerde sesini yükseltti.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Kudüs duyarlılığını ve duruşunu hepimiz biliyoruz. Bu duruş ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Müslüman bir lidere yakışan bir durum bu. Bunun devamından yanayız. Bunun olması gerekiyor. Çünkü bugün İslam dünyasının zaaflarının, yalnızlığının en büyük nedeni gerçek bir liderinin olmayışıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ifadeleri ile son 7 yılda Türkiye’nin imajını yıkmaya yönelik yapılan bütün propagandaları yerle yeksan etti. Kudüs davası ile birlikte bence Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a olan sevgi daha da arttı. Ben geçen Lübnan ve Kudüs’teydim. Hristiyanlar bile Cumhurbaşkanımızı Kudüs davasından dolayı sonuna kadar destekliyorlar. “Biz yanındayız” diyorlar.

Birey olarak Kudüs duyarlılığı nasıl arttırılmalı?

Filistin tarihini ve Kudüs’ü iyi bilmemiz gerekiyor. Sadece sloganlarda kalmamış lazım. Hepimize düşen bir vazife bu. Bunun yanı sıra Filistin ile ilgili, Siyonistlerin propagandalarına karşı bizim güçlü çalışmalar yapmamız gerekiyor. Her bireyin kendi başına bunu yapması gerekiyor. Öğrendiği o Filistin ve Kudüs bilgisini dünya ile paylaşması gerekiyor. Çünkü bu dava önemli. Biz bu davada birliktelik sağlarsak bence ümmetin geleceği de burada.

Müslümanlar Kudüs’ün geleceğine dair nasıl bir strateji belirlemeli?

Yahudilerin, özellikle Siyonistlerin şöyle bir hedefi var, bir plan yaparken yüz yıllık plan yapıyorlar. Adım adım onu uyguluyorlar. Bugün gelinen noktada Filistin’e yerleşeceğiz dediler ve yerleştiler. Filistin’in hepsini alacağız dediler, %90’ı onlarda. Kudüs’ü alacağız dediler, Kudüs’ün yarısı onlarda. Şu anda Doğu Kudüs’ü de Amerika’nın desteği ile almak üzereler. Şimdi diyorlar ki Mescidi Aksa’nın yarısı sizin, yarısı bizim. İleride, bir sonraki dönemde hepsinin yerine Süleyman Tapınağını inşa edecekler. Müslümanlar bu bilinçle Yahudilerin her adımlarını boşa çıkardıkları gibi daha ötesini de yapmalılar.

Uluslararası arenada Kudüs için neler yapılabilir? Türkiye’deki STK’lara bu anlamda ne gibi görevler düşüyor?

Uluslararası kurumlar nezdinde, Filistin’i, Kudüs’ü çok iyi anlatabilecek batı düşüncesini de iyi bilen insanlara ihtiyacımız var. Mesela antisemitizm kavramını durdurmamız gerekiyor. Çünkü bugün Siyonistlerin eleştirilmesi bile bir sıkıntı. Hz. Peygamber’e ve Kuran’a en ağır eleştiriyi yapabiliyorsun ama Siyonizm’e ve İsrail’e bir eleştiri yapamıyorsun. Direk antisemitizm ile suçlanıyorsun. Çünkü bugün uluslararası hukuku Yahudiler kontrol ediyor. Bugün batılı sosyolog ve filozoflar Yahudi efsanelerini öyle bir felsefi metaforlarla anlatıyorlar ki, batı bile bunlara inanır hale geldi. O pragmatist kafa bile bugün Yahudi efsanelerine inanıyor. İncil’i en acımasız eleştiren o pragmatist, materyalist kafa Yahudilerin o uydurmalarına ve yalanlarına inanıyor. Buna cevap verebilecek güçlü beyinlere ihtiyacımız var.

Batı bizim burada STK’lar ile sergilediğimiz eylemleri nasıl yorumluyor?

Türkiye’deki STK’ların hiçbir etkisi yok. Bırakın dünyada, Türkiye içinde bile etkisinin olduğuna inanmıyorum. Bugün STK’lar sayı olarak çok fazlalaştı fakat etki olarak hiç yoklar. Bunu maalesef diyerek söylüyorum. Bu üzüntü verici ama bu da bir hakikat. Çünkü STK’ları yönlendiren beyinler yok. STK demek beyin demek, alanını bilen demek. Bizde STK’lar şöyle yürüyor; bir simit sarayı açarsınız tutar, bir anda bakarsınız etrafında mantar gibi onlarca simit sarayı açılır. Bizde STK’lar da böyle.

Soruyu şöyle değiştirelim

STK’larda Kudüs ile ilgili paneller yapıldı. STK’lar Kudüs ile ilgili nasıl bir rol haritası izlemeliler?

Ortaokul, lise ve üniversiteli gençlere yönelik akademiler kurulmalı. Burada İslam düşüncesi yanında Filistin ve Kudüs’ü anlatabilecek çalışmaların yapılması gerekiyor. Gençlere bu alanda sertifikalar verilmesi gerekiyor. İkinci aşama, dünya genelinde Filistin için neler yapılabilir? Çocuğun üniversiteden mezun olduktan sonra Filistinlilere nasıl yardımcı olunabilir üzerinde kafa yorulması gerekiyor.

İsrail’in bu bağnaz tutumu nasıl kırılabilir?

Birincisi, Yahudi masalları ve efsanelerini çürüteceğiz. Yahudilerin yaptığı şiddeti uluslararası kurumlarda kınanır hale getirmemiz gerekiyor ve İsrail’e müeyyidelerin uygulanması gerekiyor. Çünkü bugüne kadar BM tarafından birçok karar alındı fakat hiçbiri uygulanmadı. Bunu uygulanır hale getirmemiz gerekiyor. Ayrıca Filistinlilere her türlü desteğin verilmesi gerekiyor. Maddi manevi her türlü desteğin verilmesi gerekiyor.

Medyanın Kudüs meselesine dair yayınlarını yeterli buluyor musunuz?

Ben yeterli bulmuyorum. Çünkü ortak bir dil bile oluşmuş değil. Kavramlar bile yok, bazıları İsrail’in kavramlarıyla konuşuyor. Bu anlamda ortak bir dilin oluşması gerekiyor.

İsrail’in orada yaptığı her eylemin günbegün verilmesi gerekiyor. Çünkü İsrail’in planları saatbesaat uygulanıyor. Oradaki bütün detayları atlamadan ortaya koymamız gerekiyor. Medyamız maalesef sadece kaç “Filistinli öldü” sayı saymakla meşgul.

unnamed-(1).jpg 

4-(8).jpg

unnamed.jpg

Bu haber toplam 2203 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim