• İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C

FETÖ projeydi Risale-i Nur’u kullandı

Fatma Gülşen KOÇAK

Mehmet Fırıncı; “FETÖ katiyen bir proje işi. Yani rastgele bir hadise değil. Fetullah Gülen’in kendisinin yapacağı da bir proje değil bu. FETÖ projeydi, Risale-i Nur’u da kullandı” şeklinde konuştu.

Vefatının 59. yılında Bediüzzaman Hazretlerini üstadın talebelerinden Mehmet Fırıncı ile konuştuk. FETÖ’ye karşı verilen mücadelede ilk günden beri Hakk’ın yanında duran Fırıncı ağabeye önemli konuları sorduk. Sorularımıza samimi cevaplar verdi.

Bediüzzaman Hazretleriyle nasıl tanıştınız?

1949’da Risale-i Nurları tanıdım. Ve şu an Almanya’da yaşayan -onlar da yaşlandı benim gibi- Muhsin Arel, Ziya Arun, Ahmet Ertuğrul… Bunlar yeni Edebiyat Fakültesine kayıt yapmışlar, okuyor ikisi. Birisi de tezgahtarlık yapıyor bir yerde, onlarla tanıştık ve Risale-i Nurları okumaya başladık. Yani zaten okuyacak kitapların hepsi Hattı Kur’an (eski yazı) idi. Yeni yazıyla pek kitap yok yani. Sonradan Asayı Musa, daktilo ile yazılmış bir kitap… O tabi büyük bir nimet oldu. Ondan sonra 1952 Şubat ayına kadar okuyarak böyle geldik. Şubat ayında Gençlik Rehberi Muhakamesi vesilesiyle Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a geldiler. Bu esnada bir sabah namazından sonra ziyaret ettik. O zamanlar biz fırıncılığa devam ediyoruz. Baba mesleği fırıncılık. Nuri Osmaniye Camii’nin altında Kılıçlar Sokağında, Kapalı Çarşı’ya yakın bir yerde. 1951’e kadar oradaydık. Sonra Fatih’te İsmailağa Camii’nin alt tarafında. İsmailağa Camii o zaman haraptı biz oraya gittiğimizde. Ondan sonra Haydar Efendi tamir ettirdi, tam bu esnada Mahmut Efendi de askerden gelmiş. Oraya imam tayin oldu. Sonra Haydar Efendi’ye intisab etti. Ve öylece orda bu havuz kuruldu. Bediüzzaman ile Fırıncılık yaparken tanıştık, elini öptük bir sabah namazından sonra. “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sordu. “Fırıncılık” dedim. “İnsanların ekmeğine hizmet etmek çok sevaptır” dedi, “Efendim ekmek değil de biz pasta, börek, çörek yapıyoruz” dedim. “O daha sevap” dedi. Böyle bir muhabbetle tanıştık. 2,5 saat hem ders oldu hem de hayatından kesitler anlatarak geçti. Sonra para verdi bana “şeker ve tereyağ al getir” dedi. Gittim aldım, getirdim. Sonra yağın yarısını ayırdı bana verdi, “bununla bana yarım börek yap getir” dedi. Ertesi gün yaptım getirdim. Böylece bir muhabbet başlamış oldu yani. Ama hakikaten çok şefkat gösterdi, biz bu yolda böyle devam ettik. Ondan sonra 1953’te yeniden İstanbul’u teşrif ettiler. O esnada otelden rahatsız oldu; ahşap bir otel arandı. Münasip bir yer bulunmadı, var Kadıköy taraflarında onlar da müsait değil. Neticede ben de dedim “bizim ev müsait.” Kabul eder mi acaba diye düşündüm. Ertesi gün gittik sabah namazından sonra meseleyi anlattık. “Gelelim bakalım” dedi, geldi baktı. “Münasip” dedi, ondan sonra biz de daha yakın olduk.

İki aktif cereyan

Bediüzzaman Hazretlerinin kendi devrindeki diğer Allah dostları ve âlimlerle hukuku nasıldı?

Osmanlı’nın son döneminde iki aktif cereyan var. Bir cereyan Abdullah Cevdet ve ekibi yani Avrupa dini terk edince terakki etti biz de dini terk edersek terakki ederiz düşüncesini savunuyor. “Osmanlı’nın Avrupa’dan geri kalmasının sebebi dindar olması” diyor. Said Halim Paşa, Eşref Edip, Mehmet Akif başta, Babanzade  bu zatlar da “hayır, esasında biz İslamiyetten elimizi çektiğimiz için bu hale düştük” diyor. Fuat Şemsi Bey’in Emirgan’daki köşkünde şairler toplanırlardı. Hatta Eşref Edip Bey, üstad hayatta değilken bizden bir kişiyi ve beni de götürürdü. Genç yaşlardaydık, onlar yaşlı. “Üstad bizim meclisimizin erbabındandı, onun yerine seni ağırlıyoruz” derlerdi. Öyle bir ekibin devamı. “İslamiyetten elini gevşetme yoksa mahvolursun.” Hepsi bu düşünceyi savunuyor.

Risaleleri el altından basıyorduk

Sizin hayatınıza Said Nursi Hazretleri neler kazandırdı?

O şiirleri, risaleleri okuyarak biz imanı, islamı, hizmetin ne olduğunu anlamış olduk. Bu esnada askere gitmemiştim, ben kulağımdan arızalı olduğum için 6 aylık bir askerlik yaptım. Hazreti Üstad 1953’e buradan Emirdağı’na, sonra Isparta’ya gidince biz de askere gittik. Askerden döndükten sonra bir müddet fırını yine idare ettim. Ama ondan sonra hizmetle bizzat muhatap olmak için 1954’de Isparta’ya gittim, Isparta’da neşriyatın hizmetiyle vazifelendirildim. Sonra geldim. Burada iki arkadaştık, diğerleri askere gitti. Galip Bey vardı şu an hayatta, onunla ben Hatt-ı Kur’an’ı süratle öğrendim ve ben okuyorum o daktilo ediyordu. Böyle mumlu kâğıda yazıyoruz, böylece kitapları neşre başladık. Ve ondan sonra hep o istekle devam ettik. Matbaalarda olmak nasip mümkün oldu. Sonra mahkemeler başladı, Avukat Bekir Bey’le 1958’de tanıştık. O da tamamen kendini bu hizmetlere adadı. Ve ondan sonra mahkemeler serisi başladı. 1960 darbesinden sonra yüzlerce mahkemeler oldu. Ama yine Risaleleri el altından basıyorduk. Allah rahmet eylesin Sinan Omur, hapisten çıktıktan sonra neşre devam ettik. Bir tarafta mahkemelerle uğraşıyoruz, bir taraftan kitapları neşredip Anadolu’ya sevk ediyoruz. İnsanlara doğrudan “La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah” dedirtebilmek için, yani sırf bunun için çalıştık. Halen de öyle. Sonra 1979’larda bu vakıf kuruldu. 

Onun yapabileceği bir iş değil

Risaleyi kendini gizlemek için kullanan Fetö sizce kime çalışıyordu?

Ondan evvel şunu söyleyeyim; İstanbul İl Başkanını ziyarete gittik. Ya dedi: “Biz sizin hepinizi FETÖ’cü biliyoruz.” Ben de dedim; “Sahtenin en tehlikelisi, aslına en yakın olanıdır.” Biz Üstad’dan ne gördüysek, Üstad Bediüzzaman Hazretleri katiyen müspet hareket etti, katiyyen menfi hareket yok. Risale-i Nur’la hizmet cihattır. Silahla değil. Düşman gelirse memleketine ona silahla müdahale edilir ama normal şartlarda cihat katiyen müspet hareketle ve anlatmakla olur. İnsanlara sevgiyle muhabbetle yaklaşmakla olur. Said Nursi Hazretleri bunu öğretti bize. Bundan başka bir şey görmedik, kitaplarda da bu yazıyor.

Bu katiyen bir proje işi, yani rast gele bir hadise değil. Onun kendisinin yapacağı da bir proje değil bu. Ben haddim olmayarak 1975’te Amerika’ya gittim. Risale-i Nurları neşretmek için. Bir araba aldık. Köprüden geçerek bir bölgeye gittik. Arabayla bir iki yeri ziyaret ettik. Geldik araba çalışmadı. Sonra Osman kardeş telefon etti Hamid Bey’e. Prof. Hamid Algar. Üniversitede hoca Risale-i terfi etmede -Allah razı olsun- öncü. İngiliz Müslüman. Ona telefon ettik, o da yakında bir yerdeymiş, geldi arabasıyla bizi aldı, gideceğimiz yere götürdü. Ertesi gün, araba yapıldı. Neticede bunu 1975’lerde Mustafa Sungur Abi’ye FETÖ “Mehmet Fırıncı Abi Amerika’da istihbarattan birisinin arabasına binerken görmüşler” diyor. 1975’te bunu söylüyor. Ya bu adam benim Amerika’da arabamın bozulduğunu nerden biliyor? Bunu nasıl bilir bu adam? Ta o zamandan nereye çalıştığını tahmin ettik. Fetö projeydi. Risale-i Nur’u kullandı.

Said Nursi’nin Diyanet’e bakışı nasıldı?

Hazreti Üstad, İstanbul Müftülüğüne 1953’te bayramda ziyaretine gidiyor. Ayakkabılarını dış kapıda çıkarıyor. Ve personel diyor; “Aman Efendim çoraplarınız kirlenmesin. Burası Devlet-i Aliyeyi Osmaniye’nin meşahat merkezidir“ diyorlar. Üstad; “Buraya ayakkabıyla girilmez kardeşim” cevabını veriyor. Yani Diyanet’e, müftülüğe verdiği ehemmiyeti ben her yerde anlatmaya çalışıyorum. 

Erdoğan bir kahramandır

Recep Tayyip Erdoğan’ın mücadelesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bediüzzaman Hazretleri, Menderes’i bir İslam fedaisi olarak görüyordu. Halbuki Menderes’le Tayyip Bey’i manevi bakımdan kıyas etmek bile farklı yani. Ve hakikaten çok kahraman bir insan. Onun konuşmasını televizyonda falan açınca ben diyorum hürmetsizlik olur kesmeyelim. Kapatmayalım diyorum. Bazen bir mitingine denk geliyor, vallahi bırakamıyorum. Belki kusurlarının sevdiğinin görmemesi var ya ben böyle birisiyim. Ama bir kısım arkadaşlar tabi yapılan bazı kanunlara tenkitleri var. Haklılar ama biz memleketimizdeki huzuru, bu güzelliği görelim. En başta 15 sene evvel meclise başörtülü bir hanım girdi diye meclis yıkılacaktı nerdeyse. Ama şimdi 15-20 tane başörtülü milletvekilimiz var. Hatta bakanlarımız var. Bu, bize bazı şeyleri söyler herhalde. Dolayısıyla ben bu noktadan bakıyorum. Allah muhafaza etsin, yardım etsin… Arkasından onun gibi daha ileriye götürecek gençler yetişsin istiyorum.

Said Nursi, Abdulhamid’i bir veli bilirdi

Abdulhamid Han hakkında son düşünceleri neydi?

Sultan Hamid’le bunlar siyaseten aynı düşüncede değillerdi ama şu hatıra önemli. Bediüzzaman Hazretlerine 1953’te biri geldi, Sultan Hamid aleyhinde konuşmak istedi, Üstad da onu susturdu. Ve ondan sonra: “Her cuma günü cuma selamlamasına çıkması, o kadar düşmanlarının karşısında bir metanetle devam etmesinden dolayı ben onu bir veli bilirim” diyerek mektup neşretti.

Nurcu tabiri ne zaman kullanılmaya başlıyor?

Risale-i Nur okuyanlara Afyon Mahkemesi’nde savcı, “Sen de Risale-i Nurcu musun?” yerine, “Sen de Nurcu musun?” demeye başlayınca, Üstad da bu Nurculuğu güzel görmüş, Nurcu tabirlerini Üstad da kullanmaya başlamış. Evvela savcı kullanmış.

Bu yazı toplam 159 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim