• İstanbul 10 °C
  • Ankara 10 °C

Gençleri sınava değil hayata hazırlamak

Namık AÇIKGÖZ

Eğitim-öğretim meselesinin ne zamandan beri dert olduğunu bilmiyorum. Tek bildiğim son 35-40 yılda şiddetli bir sınav furyası başladı.  İlk tahsil hâriç, neredeyse eğitim-öğretimin her safhası, bir sınav ile başlıyordu.  Öyle ki çocuklar ve gençler, hayatlarını ve şahsiyetlerini şekillendirecek bilgi peşinde koşmuyorlar, sadece belli safhalarda belli sınavlarda başarılı olmak istiyorlardı. Yani çocuklar ve gençler, bilgiye sınavda çıkarsa değer veriyorlar “Ben bilgiye bilgi demem sınavda çıkmayınca” türküsü söylüyorlardı. Tabii çocukları ve gençleri bu duruma düşüren kendileri değil sistemdir.

SINAVDA SORMALIK BİLGİLER

Çocukları ve gençleri sınav mahkûmu eden sistem, kendince “Başka ne yapılabilir ki? İmkân az, talep çok. Bir eleme yapmamız lazım.” diyerek sınav mahkûmiyetini meşrulaştırıyor.

Eğitim-öğretim safhaları arasında geçişlerde akılcı çözüm bulununcaya kadar bu sınav cenderesini çekeceğiz elbette. (Bana göre böyle bir mecburiyetimiz yok ama bunun çözümü ayrı bir yazı konusu.) Benim meselem sadece geçiş sınavları değil, eğitim-öğretim sürecinin ve bu süreçteki bilincin ihmal edilmesi ve hatta yok sayılmasıdır.

Eğitim-öğretimin her safhasında, odakta sınav değil de bizzat bilginin kendisi merkeze alınmalıdır. Öğrenci, mutlak bilgiye “Acaba sınavda çıkar mı?” diye değil, “Bu bilgi benim bir parçamdır ve ben bu bilgi ile hayata eklemlenip tutunacağım.” demeli.

O KİTAPLARDAN HİÇ SORU ÇIKMADI

Herkes kendisinden pay biçsin; ben de kendimden pay biçeyim. Ortaokul, lise ve üniversitede okuyup bilgi edindiğim pek çok yazı ve kitaptan hiç soru çıkmadı sınavlarda. İşin tuhaf tarafı, bana hayatımda bir değer kazandıran ve toplumsal etkimin artmasını saplayan kitaplar ve bilgiler, daha çok sınavlarda hiç sorulmayan bilgi ve kitaplardı. Eğitim sisteminin öğrettiği bilgilerin önemi elbette inkâr edilemez ama benim demek istediğim, okunan kitaplar ve edinilen bilgiler, sadece sınavda sorulacak sorulara endeksli olmasın; gençler o bilgilerin şahsiyetlerini oluşturacak bilgiler olduğu bilinciyle hareket etsin ve hayata atıldıklarında o bilgilerle toplumsallaşacaklarının farkında olsunlar.

Mesela… Severek okuduğum kitaplardan (Hayvan Çiftliği, Viktorya, Genç Wherter’in Iztırapları,  Kendi Gökkubemiz, Çile, Huzur,  Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Portreler,  On Dokuzuncu Asır Türk Şairleri vs…) hiç soru çıkmadı tahsil hayatım boyunca ama bana sosyal kredi sağlayan kitaplar, bunun gibi kitaplardı. Bunları okudukça bilgi ve estetik birikimimin yükseldiğini ve buna bağlı olarak toplumsal etkimin arttığını gördüm hep. O geçiş sınavlarına hiç hazırlanmadım ama geniş ve serbest okumalarım, o sınavlarda başarılı olmamı sağladı demek ki. O kitaplar bana belirli bir bakış açısı kazandırmış ve ben o bakış açısının kazandırdığı aklî becerilerimle sorulan sorulara cevap verebilmiştim. Sokrat  ile ilgili bir soruya cevap vermek için geniş ve serbest okumak daha etkili olur; yoksa sınavdan sonra unutulacak bilgi şeklinde öğrenilerek Sokrat kavranamaz. Ben “Sokrat” diyorum, sen “Farabi” anla Süheylâ…

BİLGİ ÜRETME BİLGİSİ

Bir başka konu da özellikle üniversitede ne öğretileceğidir.

Üniversitelerde elbette bazı temel bilgiler aktarılacak ama üniversitede esas yapılması gereken şey, “bilgi üretme bilgisinin öğretilmesi”dir. Ders notuna dönüşmüş enformatik bilgi yerine, epistemolojik bilginin nasıl üretileceği bilgisi öğretilmelidir üniversitede. Öğrenci, bilgi üretme bilgisine sahip olmalı ve bilgi üretmesi için ortam sağlanmalıdır ki üniversiteler üretime doğrudan katkıda bulunabilsin. Buna tedrici olarak liseden başlanmalıdır.

SON SÖZ

Lise ve üniversitelerde eğitim-öğretim sonuç (sınav) odaklı değil, süreç odaklı olmalı ve gençler sınava değil hayata hazırlama bilinciyle eğitim-öğretime tâbi tutulmalıdır. Ayrıca gençler, her yerde bulabilecekleri bilginin hamalı olmamalı; bilgi üretme bilgisi ile donanmalıdır.

Bu yazı toplam 113 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim