• İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C

Göbeklitepe ve Biz

Eyyüp AZLAL
Bu yıl Bahreyn’de yapılan kırk ikinci UNESCO- Dünya Miras Listesi toplantısında Kolombiya, Almanya, İspanya ve Güney Kore ile birlikte Türkiye’den Göbeklitepe arkeolojik alanı da bu miras listesine eklendi.
 
Dış İşleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun yoğun çabaları sonucunda, Göbeklitepe arkeolojik kazıları başvurusu kabul edildi. Böylelikle ülkemizin UNESCO Dünya Miras Listesi'ne tescilli alanlarının sayısı 18'e yükselmiş oldu.
 
 
 
Göbeklitepe’nin UNESCO Dünya Miras Listesi'ne tescili için ismini zikrettiğim bakanlık ve kurumlarımızın yanı sıra Şanlıurfa Valiliği ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi de bu arkeolojik alanı tanıtacak çeşitli etkinlik ve çalıştaylara imza attıklarını söylemek istiyorum. 
 
Göbeklitepe kazılarını başlatan ve Göbeklitepe’yi hem dünya medyasında hem de dünya kamuoyunda tanıtan Prof. Dr. Klaus Schmidt de en az bu kurumlarımız kadar emeği vardır. Dr. Schmidht’in 2009 yılında ani vefatı bazı çalışmaları geriletse de onun geliştirmiş olduğu çalışma disiplini nihayetinde kazı heyeti bu arkeolojik alanın diğer bölümlerinde çalışmalarını devam ettirmektedir. Schmidt’in vefatı,  Urfa açısından ne kadar büyük kayba uğradığını o dönemde yardımcılığını yapan Dr. Cihat Kürkçüoğlu şu sözlerle anlatıyordu.
 
 
 
“Schmidt, bir Urfalı kadar Urfalıdır. O 20 yıldır bir gün olsun dahi kazı alanına geç gelmedi. Hep ekibi ile birlikte her sabah 06’da kazısının başında idi. Dört yıldır kazı başkan yardımcısıyım. Yönetmelik; “Kazı Başkanı bulunmadığı durumlarda kazıyı Başkan Yardımcısı yürütür” demektedir. Merhum Schmidt bir gün dahi gelmemezlik etmedi ve bana bu konuda bir iş düşmedi.
 
Merhum Schmidt, 20 yıldır dünyanın dört bir tarafına günübirlik de olsa üşenmeden giderek verdiği konferanslarla, Almanca (2006 ve 2007 yıllarında iki ayrı kitap), Türkçe (2007), Lehçe (2010), İtalyanca (2011), Rusça (2012) dillerinde yayınladığı kitaplarla, hazırladığı fotoğraf sergileriyle Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtmaya çalışıyordu. 21. 07. 2014, Hizmet Gazetesi, Şanlıurfa” 
 
Urfalı bir aydının gözünde arkeolog Schmidt böyle anlatılıyordu o günlerde. Elbette Schmidt bu iltifatları hakk edecek çok şey yaptı. O, bir arkeolog olarak kazısını yapmanın yanı sıra Göbeklitepe’yi Almanya’nın dünyaca meşhur dergisi Der Sipigel’de özel sayı yaptı. Ardından İngilizlerin Dünya markası olan gazetesi The Guardian’da tam sayfa verdirdi. BBC Kanalı CNN ve en son Georaph National gibi beynelmilel bir dergide Göbeklitepe’yi kapak dosyası yaptı.
 
 
 
Dr. Schmidt’in yaptığı bu çalışmalar neticesinde neler oldu? Göbeklitepe, dünyanın bilinen en eski mabedi özelliğini taşıyan, İngiltere'de bulunan Stonehenge'den yedi bin, Mısır piramitlerinden ise yedi bin beş yüz yıl daha eski olduğu anlaşıldı. Arkeoloji dilinde en erken tabaka diye tanımlanan üçüncü tabakada buradaki tarihin Milattan Önce on bin olduğu anlaşıldı. Buradaki yerleşim yerinde ana toprağa ulaşıldığında Göbeklitepe’de yaşanmış hayat daha da netleşecektir.
 
Eldeki bulgular ise şunu gösteriyor: O dönemdeki insanlar, avcılık ve hayvancılık ile geçiniyor. Tarımın yapılmadığı düşünülmektedir. Yerleşim yerinin konumu ve ortaya çıkan büyükçe yapılar, yani tonlarca ağırlıktaki dikilitaşlar ve bunların buraya getirilmesi ve yerlerine oturtulması Taş Devri insanlarının büyük bir organizasyon ve zaman dilimi içinde hareket ettikleri anlaşılıyor.
 
 
 
Dinler tarihi açısından değerlendirdiğimizde Dr. Schmidt, Göbeklitepe’deki kazıları İncil’e göre yorumladığını da söyleyebiliriz. Devam edersek, Alman Der Spiegel dergisinin Dr. Schmidt’ten aldığı bilgiler neticesinde buranın Hz. Adam’le Havva’nın Cennet’ten kovulup bu bölgeye bırakılmış olabileceğini yazmıştı. Yine bunun yanında Karacadağ yöresinde halen yetişen yabani bir buğday bitkisinin en eski buğday bitkisi olduğu ve buradan da yola çıkarak ilk tarımın da bu bölgede yapılmış olduğu düşünülmektedir.
 
Ve biz…
 
Göbeklitepe arkeolojik alanın bulunmasıyla dünyada insanlık tarihini değiştirecek birçok olay, bulgu ve teori artık değişmiştir. Bu değişikliğin merkezinde kadim şehir Urfa’yı bir bütünlük çerçevesinde insanlık tarihine sunmak zorundayız. Yani günümüzden başlayarak Milat’ın on iki bin yıl öncesine gidersek bu şehir; karakterini, kodlarını hep koruyarak gelmiştir.
 
Urfa, bu bağlamda bizim tasavvurumuzun çok üstünde dünyadaki tarih ve tarih öncesi araştırmacılarının dikkatini çekmektedir. Bu nedenle Göbeklitepe arkeolojik alanı ziyarete gelecek ziyaretçiler sadece bu mekânı görüp havaalanı ve otogar yolunu tutup şehirden ayrılmamalı. Dr. Schmidt, Göbeklitepe kazıları neticesinde ulaştığı medeniyet öncüllerini Urfa şahsında görüyor ve Urfalıların yer sofrasında bulduğu lezzeti, gördüğü ahengi o dönem insanlarıyla kıyaslıyordu. Göbeklitepe arkeoljik alanda ortaya çıkan figürlerin aynısı ya da felsefî akislerinin şehir mimarisinde de kullanılmış olabileceğini düşünüyordu.
 
Son olarak…
 
Tarlasını sürdüğü sırada sabanını taşa vuran ve o taşın bir heykel olduğunu fark edince de “Bu, bir şeydir” diyerek bulduğu heykeli at arabasıyla Şanlıurfa Müzesi’ne kadar götüren ve böylelikle tarihte bilinen en eski tapınağı, on bin yıllık Göbeklitepe’yi bularak dünya tarihinin yeni baştan yazılmasına vesilen Urfalı çiftçi Şavak Yıldız amcanın taşralı bilgeliğini selamlıyor, onun önünde saygıyla eğiliyoruz.
Bu yazı toplam 171 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim