• İstanbul 28 °C
  • Ankara 29 °C

Gurbeti Katıksız Yaşamış: Keskinli Bahri İlhan

Gurbeti Katıksız Yaşamış: Keskinli Bahri İlhan
Türkülerin farklı mekân ve zeminlerde içinizi harekete geçirip, duygularınızla dama taşı gibi oynaması gurbet ellerinde olmuştur.

Türkülerin yakıldığı zamanlar ve olayları burada sıralayacak değiliz. ‘Bir yiğit gurbete gitse’ türküsünü bizlere ulaştıran usta sanatçıdan söz etmek istiyorum. Keskinli Bahri İlhan’la seksenli yılların başında tanıştığımdan beri dostluğumuz, arkadaşlığımız maile devam etti.

Geçtiğimiz günlerde türkü denilince akla ilk gelen Neşet Ertaş’ın adının verildiği kültür ve sanat merkezinde hayatının anlatıldığı bir kitabın tanıtımında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi öğrencileri ile birlikte olmuş. "Türk Halk Müziği'nde Bir Kaynak Kişi: Bahri İlhan Söyleşi ve Dinletisi” ne katılanlar bestekârının yorumuyla "Bir yiğit gurbete gitse", "Entarisi mor umuş", "Sunayı da deli gönül sunayı" gibi türküleri dinlediklerini medyadan öğrendim.

İç Anadolu insanı köyünden çıktığı an kendisini gurbette sayar. Bu böyledir. Bahri İlhan’da çalışmak için gittiği İstanbul’da gurbeti iliklerine kadar yaşadığı günlerde Karacaoğlan’la teselli bulanlardan.

Bir yiğit gurbete gitse

Gör başına neler gelir

Garip sılayı andıkça

Yaş gözüne dolar gelir

 

Evlerinin önü söğüt

Atalardan almış öğüt

Yârinden ayrılan yiğit

Sılasına döner gelir

 

Bağrıma basarım taşlar

Akıttım gözümden yaşlar

Yavrusun yitiren kuşlar

Sılasına döner gelir

 

Lügatlar yiğidi ‘delikanlı, genç erkek, güçlü ve yürekli, kahraman, alp’ olarak tanımlarken ‘Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse’ olarak mecazî anlamlarını da sıralıyor.

 

Anadolu insanı evinden birkaç adım uzağa düştüğünde gurbeti yaşar demiştim ya işte sözlükler ; ‘Doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer’ veya ‘doğup büyüdüğü, aile ocağının bulunduğu yerden ayrı olma’  derken Kemalettin Kamu’nun "Ben gurbette değilim /Gurbet benim içimde" mısraları düşüncemden geçiveriyor.

Yapılan çalışmalarda türkülerin biçim ve konuları bakımından çok farklı türleri olduğu belirtilmektedir. Keskinli Bahri İlhan’ın hayatına göz atacak olursak;  1943 de o zaman Ankara’nın ilçesi olan Keskin’in Efendi Köyü’nde dünyaya gelmiş. Beş yaşındayken annesi vefat ettiği için anneannesinin bakması için Ankara’ya götürülmüş. Askerlik günlerinde kadar çeşitli meslek ustalarının yanında çırak olarak çalıştırılan İlhan’ın bir meslek sahibi olması için verilen çabaları askerliği döneminde musiki ile buluşmasıyla başlatır. 1959 yılında askeri bando takımında klarneti eline alınca nota ve usul hakkında bilgilenmiş. Çobanlık yaptığı kaval ile aşina bir müzik aleti olan klarneti ile bandoda marşlarla başlayan musiki dünyası sivil hayatta ona iş imkânı sağlamış. O günlerin ünlüleri olan Nurettin Çamlıdağ, Yıldıray Çınar, Bedia Akartürk, Yıldız Tezcan, Nezahat Bayram, Osman Türen, Selahattin Erorhan, Gönül Yazar, Ahmet Sezgin gibi isimlerin orkestra veya saz heyetlerinde kavalı ile yer alan Bahri İlhan bir konuşmasında Avrupa turnesinin birinde mide kanaması geçirmesiyle hayat tarzında değişim başladığını ifade ediyor. Hastalığını Allah’ın bir lütfu olarak gördüğünü ifade eden sanatçı ‘ruhun rahat bulamadığı bir bedende sıhhatten bahsetmek insanın kendisini kandırmaktan başka bir şey değildir’ diyerek irfanî bir görüşü ortaya bırakıvermiş.

Beste çalışmalarında Orta Anadolu şivesini terk etmediği ve bağlamayı da sevdiğinden yöre ağzı ile söyleyen Bahri İlhan içinde yaşadığı musiki grubunun fıtratlarına uygun yaşam tarzını terk ettiklerini müşahede ettiğinden musiki ile uğraş vermeyi bırakmış.

O günlerde yani çok farklı meslekleri icra ederek ailesinin maişetini çıkardığı günlerde tanışmıştım onunla. Mekke ve Medine’ye rabbimizin bir ihsanı olarak işçi olarak gidip geldikten sonra Prof. Dr. Mehmet Görmez ile yolları kesişir. Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencisi genç ile aralarında komşuluk hukuku başlamıştır. Yıllar geçer sohbetler, ilmî derin konular, yurtiçi ve yurtdışı görevler derken Bahri İlhan’ın elleri kaşınır, beyni zonklamaya başlar. Sazı tekrar eline almak isteği vardır ama çevresine diyecek söz bulması gerektiğine inanarak destek için birileriyle görüşme ihtiyacı hasıl olunca adresi bellidir.  Eskimeyen dost onu rahatlatıverir. Buna fetva mı dersiniz, tavsiye mi fark etmez. Önemli olan Bahri İlhan’ın sazı evin duvarına tekrar asmasıdır.

Tekrar beste yapmaya başlar. Eski türkülerinin formatından farklı sözleri bulur ve derler. Diğer meşhurlar kadar olmasa da gündeme kendi çapında bir yerden tekrar girer. TRT deki kayıtlı olan türküleri dışında bugüne kadar yaptıkları bestelerin telif haklarını almak için mücadele etmeye başlar. 

1977 yılında Nuri Sesigüzel’in oynadığı ‘Bir Yiğit Gurbete Gitse’ sinema filmi dâhil gecikmiş haklarını savunacak meslek kuruluşları ile görüşmeleri devam eden Bahri İlhan Ankara Sincan’da mütevazı ikametgâhında sazıyla, sözüyle ilgi beklerken TRT ‘Ömür Dediğin’ ile vefasını bir kere daha gösterir.

Bir yiğidi anlatmak kolay olmasa gerek.

Erbay Kücet

Bu haber toplam 161 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim