tyb_sozluk

Duyuru

Yazdır PDF
yaz_gnler

Modern devlet ve onun icbar ettiği yönetim anlayışı, hiç şüphe yok ki insanın yaşama biçimini de değiştiriyor. Bu değişiklik; yönetilenin yani insanın doğadan kopmasına ve dolayısıyla hem bedenini hem de ruhunu unutmasına yol açıyor. Henry David Thoreau’nun (1817-1862) küçük ölçekli fakat iri taneli iki makalesi olan “Sivil İtaatsizlik” ile “Yürümek”, Aykut Örkop’un çevirisi ve Zeplin Kitap etiketiyle Eylül 2014’te okuyucuya takdim edildi. Thoreau’nun 1854’te yayınlanan başyapıtı Walden, Amerikan düşünce tarihini etkilemesini biraz da Sivil İtaatsizlik (CivilDisobedience, 1849) makalesine borçludur. Zira bu makale, ödemeyi reddettiği vergi sebebiyle Thoreau’nun hapishanede geçirdiği bir gecede yazılmış, çok sonra Gandhi’nin dahi en büyük ilham kaynaklarından biri haline gelmiştir. Thoreau’nun fikirlerinden etkilenen isimler arasında Tolstoy ve Martin Luther King de zikredilebilir, keza eserlerinde bilhassa devlet ve yönetim anlayışlarında yazarın bu makalesinden feyz aldıkları dikkatli okuyucuların yakalayabileceği bir husus.

İki bölüme ayrılan kitabın ilk bölümü Sivil İtaatsizlik adlı makaleyi oluşturuyor. “En iyi devlet, en az yöneten devlettir” düsturunu içtenlikle kabul ederek makalesine başlayan Thoreau, bu cümlenin ikinci kısmını “hiç yönetmeyen devlettir” şeklinde değiştirerek, insanoğlunun buna her daim hazır olduğuna ve sahip olması gereken devletin de bu olduğuna kanaat getiriyor. Amerikan devleti üzerinden eleştiri yaparak tüm devlet rejimlerini ciddiyetle eleştiren yazar, devletin tamamıyla halk için çalışabileceğini, amiyane tabirle huzur vermesinin şart olduğunu ve insanın yaşamına asla karışmaması gerektiğini anlatıyor. Devletlerin insanları rahatlıkla ve başarıyla aldatabildiğini, hatta tüm insanlığı kendi çıkarları uğruna nasıl kullanabileceğini henüz o yıllarda gösterdiğine inanan yazar, “doğru ve yanlışın ne olduğuna çoğunluğun değil, vicdanın karar vereceği bir devlet var olamaz mı?” sorusuyla, bir vicdan devletinden söz eder. İnsanın da vicdanını kaybetmemesi gerektiğini ve fakat bir kanun koyucuya da vicdanını teslim etmemesi gerektiğini söyler: “Daha önce defalarca söylendiği üzere, bir kurumun vicdanı yoktur; ancak vicdanlı insanların oluşturduğu bir kurumun vicdanı olur.”

Thoreau’nun tezlerinden biri; kanuna karşı duyulan yaygın ve aşırı saygının, tüm bu kanunların insanın yaşamını altüst edecek bir niteliğe bürünmesine sebep olduğunu yönünde. Kanunların insanı azıcık dahi olsa iyi biri haline getireceğini düşünmeyen yazar “en iyi niyetliler bile kanuna duydukları saygı yüzünden, her gün türlü adaletsizliğe alet olurlar” diyerek aslında günümüz dünyasındaki faili meçhul cinayetlere ve polis şiddetine de dikkat çekiyor. Bu adaletsizliğin iyi bir insanı dahi devlet tarafından düşman görülmesine götüren bir yol olduğunu savunan yazar, bilgeliğin ve soyluluğun formülünü kendince şöyle özetler:

“Ben soylu biriyim, varlıklı olamayacak kadar
Başkasının yaveri olmayacak kadar soyluyum
Ya da yararlı bir hizmetkâr ve araç olmayacak kadar
Yeryüzündeki herhangi hâkim bir devlete”


Bugün hiçbir insan Amerikan devletine karşı düzgün bir şekilde davranamayacağını söyleyen yazar “köleliğin devleti” olarak gördüğü bu politik organizasyonu bir anlığına dahi olsa kendi devleti saymaz.Jean Baudrillard, “Sessiz Yığınların Gölgesinde” adlı eserinde oy kullanma mekanizmasının ve medyanın büyük bir simülasyon olduğunu yazar. Henry David Thoreau da bu fikri yüz yıl evvelinden şu şekilde belirtmiş kitabında: “Oy vermek, içinde birazcık ahlak bulunan, doğru ve yanlışla, ahlaki sorularla oynayan bir oyundur; tıpkı dama veya tavla gibidir ve doğal olarak bahis de bu oyuna eşlik eder… Akıllı bir insan, doğru olanın gerçekleşmesini şansın insafına bırakmaz ya da çoğunluğun kudretiyle gerçekleşmesini dilemez. İnsan yığınlarının eylemlerinde çok az erdem bulunur. Çoğunluk, olur da köleliğin kaldırılması yönünde oy kullanırsa; bu, köleliğe karşı ilgisiz olmaları ya da kaldırılacak pek az bir kölelik kalması nedeniyle olur. O zaman köle olan yalnızca kendileri olur. Sadece, kendi oyuyla kendi özgürlüğünü temin edecek kişinin oyu köleliğin kalkmasını hızlandırabilir.”

Bir yasa, eğer bir insanı başkasına yapılan bir haksızlığın aktörü yapıyorsa, “yasaları çiğneyin gitsin” der yazar. “Bırakın hayatınız bu makineyi durduracak bir karşı sürtünme olsun” diyerek de pasifliğin hiçbir şey getiremeyeceğini belirtir. İnsanın yapması gereken her şeyden önce lanetlediği bir mekanizmanın, haksızlığın, adaletsizliğin aktörü olmamasıdır. Bunun için de önce insanın ellerinin temiz olup olmadığını kontrol etmesi gerekir zira kirli ellerle bir şeyi temizlemeye çalışmak, kirli olanı tüm alana yaymayı kolaylaştıracaktır. Haksız ve adaletsiz bir yönetim anlayışı karşısında insanın söyleminin de sert, keskin ve tavizsiz olması gerektiği yazarın temel üslup düşüncesidir. Zira “insan ancak kıymet bilen ve hak eden ruhlara karşı nezaket gösterir” ona göre.

Thoreau, hapishane serüveninden bahsederken hiç gocunmaz ve  “İnsanları adaletsiz bir şekilde hapishanelere tıkan bir devletin hükmü altında yaşayan adil bir insanın bulunması gereken tek yer”de olduğunun bilincinde, fikirlerini aktarmaya devam eder. Özgür bir insanın, köle-devletinde onuruyla bulunabileceği tek yer olarak düşündüğü hapishaneden, insan ve para konusunda da çağımızı çok ilgilendiren fikirlerini sunar: “Eğer para kullanmadan yaşayan insanlar olsalardı, devlet onlardan para talep etmek konusunda tereddüde düşerdi… Para bir insanla arzuladığı nesneler arasına girdiğinde, o nesneleri o insan adına alır ve bunu başarmak da büyük bir erdem değildir… Araç dediğimiz şeyler arttıkça, yaşamın olanakları orantılı olarak azalır. Bir insanın zengin olduğunda kendi kültürü için yapabileceği en iyi şey, yoksulken tasarladığı planları gerçekleştirmeye çalışmasıdır.”

Hz. Ebu Hureyre’den(r.a) naklolan bir hadis-i şerifte Resul-i ekrem (a.s); “Üç kişi vardır ki, Allah (c.c) kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara elim bir azab vardır… Sırf dünyevi bir menfaat için bir imama biat eden kimse; öyle ki, dünyalıktan istediklerini verirse biatında sadıktır, vermezse sadık değildir.” buyurmuştur.  Bu hadisi burada nakletmemize sebep olanThoreau fikirlerinden biri de insan ile iktidar arasındaki ilişkiye dair:

“Ailemiz gibi davranmalıyız ülkemize
Eğer bir an olsun yabancılaşırsak ona
Onu onurlandıracak olan sevgimize ve gayretimize
Riayet etmeli ve ruhumuza öğretmeliyiz
Vicdan ve inanç meselesini
Ve uzak durmalıyız çıkarcılık ile iktidar arzusundan”


Kitabın ikinci bölümünü, yazarın “Yürümek” adlı makalesi teşkil ediyor. Devletin insanla toprak arasına nasıl girdiğini sorgulayan Thoreau, bu makalesinde özellikle insanın bir bedene ve ruha sahip olduğunun farkında olmadığını düşünüyor. Buna sebep olan etkenleri de mekanikleşme, kentleşme ve elbette otomobil olarak sıralıyor. İnsanın kendi doğasından uzaklaşır uzaklaşmaz öleceği, bütün iyi şeylerin yabani ve özgür olduğunu belirten yazar günümüz otomobil çağına sesleniyor: “Günümüzde otomobil, bedeni milyonlarca insan için neredeyse gereksiz hale getirmiştir.”(Mustafa Kutlu’nun şu teklifini de unutmayalım: Otomobilleri sokaklardan atmalıyız.)

Yürüyüş bir insan için temel ihtiyaçtan da öte. Lakin günümüzde yürüyüş yollarını bir kenara bırakalım, maalesef parklar, bahçeler, ormanlık alanlar insanların ulaşamayacağı yerlere sıkışmış vaziyette. İnsanın yürüyüp nefes alacağı bölgeye gidene kadar kullandığı araçlar, çevreyi görüntü anlamında yoruyor, biyolojik anlamda ise sömürüyor. Çevre kirliliği, aşırı yakıt tüketimi ise cabası. Ağır iş koşullarını unutup, insanın tefekküre muhtaç oluşunun farkına varması ve kendi halinde bir yaşama olan açlığını karşılamasını yürüyüşe bağlayan Thoreau bu konudaki fikirlerini şöyle dile getiriyor:

- Yürüyüşçü zaman açısından zengindir, saatlerini harcama lüksüne sahiptir. Kendi saatlerinin efendisidir.

- Yürüyüşçü yürüyüş sırasında dünyaya bakışını derinleştirir, bedenini yeni koşulların içine sokar.

- On gün birisiyle yürümek, on yıl onunla birlikte yaşamak demektir.(Burada Lütfi Bergen’in “Dostluk, yürürken belirginleşen bir şeydir” sözünü de hatırla(t)mak gerekiyor.)

David LeBreton, Jean-Jacques Rousseau ve Robert Louis Stevenson gibi büyük yürüyüşçüler arasında sayılan Henry David Thoreau insanlara “bir deve gibi yürümelisiniz” çağrısını yapıyor. Devenin yürürken uzun uzun düşünen tek hayvan olduğunu belirtiyor.

Resul-i ekrem (a.s) yürürken yorulduğu zaman adımlarını uzun atar, böylece hem yorgunluğu azalır, hem daha çok yürüme keyfi alır, hem de daha lezzetli bir tefekkür ânı yaşarmış. Öte yandan Yunus Emre’nin (k.s) de “Ben yürüremyaneyane / aşk boyadı beni kane/ ne akilem ne divane / gel gör beni aşk neyledi” zikrini hatırlamamız mümkün.

“Yürümek” adlı makalesinde yazarın yürüyüş esnasında çevreyi betimlemesi, doğayı yorumlaması ise okuyucu için ayrıca bir keyif. Şimdiki zamanda dahi yaşamaya vaktimizin olmadığını, geçmişi hatırlamaya mecalimizin kalmadığını acı bir şekilde o yıllardan seslenen yazar; akıp giden hayatın bir ânını bile kaybetmemiş olan kişinin bütün ölümlülerden daha fazla kutsanmış biri olarak görülmesi gerektiğini söylüyor.

Yaşadığımız bu utanç ve tiksinti veren çağı bir madene benzetiyorum. Ama emek olmayan, ter olmayan, dürüstlük olmayan, kapkara bir madene. Bu madende hepimiz ne ürettiğini bilmeyen azgın birer tüketici ve doyasıya borçlu bir işçi gibiyiz. Çalıştıkça aldığımız nefesi ânında borç olarak geri veriyoruz. İçimize yaşamın tadını, kanaati ve şükrü çekemiyoruz. Çile çekiyoruz bu madende. Hiç aydınlanmayan bir maden bu çağ. Kendi bataklığımızda kendimizi batırıp sürünüyoruz.

Çok umutsuz olabilir lakin bu çağda ben dünya sistemi ile yürüyüş üzerine düşünemiyorum. Ne zaman düşünmeye çalışsam aklıma bir Neşet Ertaş türküsü gelip oturuyor, hiç de yerinden kalkmıyor:

“Yürü durma yürü yolundan olma
Eğlenip bir yerde kalmayan dünya
Zaten ben garibim anadan doğma
Garibin gönlünü bilmeyen dünya.”

 

Yağız Gönüler 

 
Yazdır PDF
duyuru2

Türkiye Yazarlar Birliği 2014-2015 faaliyet döneminde yeniliklerle giriyor.

 

Haftalık faaliyetler Ankara Şubesi ve Genel Merkez’in müşterek çalışması ile yapılacak.

 

2014-2015 döneminde haftalık, iki haftalık ve aylık sürelerle devam edecek faaliyetlerimiz bu sene, 15.yılına giren Mesnevi Okumaları, 21.Dönem Yazar Okulu, Doç. Dr. Musa Kazım Arıcan ile Felsefe Okumaları, Cenap Baydar yönetiminde devam edecek olan Sinema Kulübü, D. Mehmet Doğan ile Ankara Kürsüsü, Cahit Ezberbolatoğlu ile Eğitim Metinleri Okumaları, Osman Özbahçe yönetiminde Ayın Kitabı ve Cumartesi Sohbetleri, Zehra Yücel sorumluluğunda Şairler Meclisi şeklinde belirlendi.

 

Yeni dönemde Mehmet Âkif’in şaheseri sayılan Âsım'ın yayınlanışının 90.yıldönümü münasebeti ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile  "Mehmet Âkif, Âsım ve Gençlik Bilgi Şöleni", Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde III. Şehir Tarihi Yazarları Kongresi, Ankara'da Eğitim-Bir Sendikası ile müştereken Eğitim ve Ahlâk başlıklı III. Ahlâk Şûrası, Mehmed Âkif’in Almanlara esir düşmüş müslümanlarla ilgili olarak Berlin’de bulunuşunun 100. yıldönümü münasebetiyle Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının desteği ile "Mehmet Âkif 100 Yıl Sonra Berlin'de" bilgi şöleni için çalışmalar sürüyor.

 

 

Not: Yapılacak her faaliyet ve ayrıntısı, takvimin seyrine binaen hususî olarak ilân edilecektir.

Telefon: 0312 232 05 71

 

 







 
Yazdır PDF

cahitezberbolatoluİnsan nefes almaya başladığı andan itibaren maarifin/eğitimin bir tarafıdır. O son nefesine kadar ya öğrenen ya da öğreten taraftadır. Vazgeçilemez bir olgu olan eğitim, önemiyle doğru orantılı ilgiyi hak eder. Üstelik insanlık başlangıçtan beri eyledikleriyle muazzam bir birikim bırakmıştır. İbn-i Sahnun’dan Kabisi’ye, Gazali’den İbni Haldun’a, İbn-i Ceama’dan Kınalızade’deye, Emrullah Efendi’den Ziya Gökalp’e eğitimcilerimiz bunlardan birkaçıdır. Ayrıca iliklerimize kadar hissettiğimiz zorunlu ve sorunlu eğitim uygulamaları içeriden fakat ilmi esaslarla değerlendirilmelidir.


Hâsılı ihmal ettiğimiz eğitim devraldığımız eğitim mirası kendisine ilgi gösterecek heveskârları beklemektedir. Öncelikle söz konusu birikimle heveskârları buluşturmak amacıyla eğitim metinleri okuma grubu oluşturulmaktadır. 31 Ekim 2014 Cuma günü başlayacak faaliyete Türkiye Yazarlar Birliği ev sahipliği yapıyor. Okumaları Cahit Ezberbolatoğlu yönetiyor. Saat 19.00’da bir araya gelecek olan grup tanışma ve usule ait istişarenin ardından ilk örnek okumayı gerçekleştirecektir. Gruba öğretmenler ve eğitimciler başta olmak üzere tüm ilgililer iştirak edebilirler.


Sonraki yıllarda karşılaştırma imkânı bulabilmek için insanlığın birikiminden seçilmiş metinlerin de okunması düşünülmektedir.

 
Yazdır PDF
arican

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Musa Kazım Arıcan ile Felsefe Okumaları 21 Ekim Salı akşamı 18:30'da başlıyor.

15 günde bir yapılacak okumalara katılım serbest. 


 

“…düşüncenin gökkuşağını bütün renkleri ile sevmeyi öğrendim. Peşin hükümlerin mahpesinden kaçmayı, hakikatin çeşitleri yönlerine eğilmeyi, hayatın her tecellisine saygı beslemeyi öğrendim.” Cemil Meriç

 

Felsefe okumaları ile sizleri bilgelik ve hikmet sevgisine, düşüncenin gökkuşağına davet ediyoruz. Doğu’dan Batı’ya felsefi düşüncenin gelişim tarihini, kaynaklarını, felsefi yaklaşımları, müteffekirleri keşfetmeye bir davet… Adı sadece büyük filozof olarak tarihte yer alanları değil, insan üzerine fikirler ortaya koyan sanatçıların, bir anlamda felsefi bilgi üretenlerin de fikirlerini inceleyeceğiz. Felsefeciler hikmet sahibi insanlardır. Ayrıca İslam düşünce geleneğinde hikmet sahibi insanlar övülmüş ve yüceltilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de: ‘Hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar’ buyurulmuştur. (Bakara 269). Felsefe yolculuğumuz nereden geliyoruz ve farkımız ne olacaktır soruları ile başlayacak. Felsefe tarihi başlangıcından itibaren bireyin davranışının kökenini keşfetmek için geleneksel mitleri incelemiş ve toplumsal değer yargılarına anlam atfetmiştir. Ancak bu davranışın temeli o kişinin hayatı boyunca başına gelenlerden ibarettir. Felsefe ne kadar yaşamımızda var? Öğrenilenlerin davranışlarımıza yansıması nasıl olacaktır? Biz bu soruları da sorarak cevap arayacağız. Önce kendimizi tanıyacağız. Maziyle bağlarını koparmış bir toplum irfana ulaşamaz. Başka toplumlarla kıyas kendi mazimizi bilmek ve değerlendirmekle başlar. Her çağın hakim fikirlerini o çağdaki üretim ilişkilerini ve değer yargılarını incelemekle başlayacağız.

 

Tek  başına düşünce hiç bir  şeyi kıpırdatmaz. (Aristoteles)


İnsan bilmediği bir varlık hakkında sorular sorar. Klasik bilime göre ele alınan bir nesneyi anlamak için şu sorular sorulur: Bu cisim neyden yapıldı? Bu cisim nasıl yapıldı? Bu cisim kim tarafından yapıldı? Bu cisim niçin yapıldı? İşte bilim bize neyden, nasıl sorusunu ve belki kim sorusunun cevabını verebilir. Ama niçin sorusunun cevabını ancak din ve felsefe verebilir. Ve insan nedenleri bilmek ister... İyi yaşam, mutluluk, erdem, hakikatin bilgisine ulaşmak gibi bilgiler ancak felsefe ile bilinebilir. Felsefe siyaseten ekonomiye, sanattan toplumsal yaşama kadar insana dair pek çok sahaya yön verir. Tüm bu sahalardaki sorunları niçin felsefe sayesinde biliriz. Niçin felsefe sorusunu siz de merak ediyorsanız Felsefe Okumalarına bekliyoruz. Felsefe Doğu’dan Batı’ya düşünceleri birbirine tamamlayan bir tuğla görüntüsü verir.  Bu tuğlaya katkısı olan pek çok filozof vardır: İbn-i Sina, Farabi, El-Kindi, İbn-i Rüşd, Ksephones, Heraklit, Sokrates, Platon, Aristo, Spinoza, Thomas Aquinas, Descartes, Hobbes, Hegel, Marx, Kant, Heidegger…

Bu filozoflar ve daha fazlası Felsefe Okumaları günlerinde konuk olacak.

 

 

 
Yazdır PDF

TYB Akademi 12. Sayısında “Osman ve Turan ve Selçuklular” dediEYLUL-KAPAK-12-sonn

Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 4 ayda bir yayınlanan hakemli dil, edebiyat ve sosyal bilimler dergisi TYB Akademi, 12. Sayısında “Osman Turan ve Selçuklular”ı ele aldı.

Celil Güngör’ün genel yayın yönetmenliğinde yoluna devam eden derginin bu sayısının misafir editörü Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü Başkanı Prof. Dr. Gülay Öğün Bezer oldu.

Bu sayı, Osman Turan’ı ele alan bir makalenin yanında onun hayatı ve çalışmaları hakkında Prof. Dr. Ali Birinci ile yapılmış bir söyleşiye ek olarak Osman Turan’ın çalışmalarına atıfta bulunulan Selçuklular hakkında yapılmış birçok çalışmaya yer vermiş oldu.

 

Dergide yer alan yazılar şöyle:

Sunuş: Tarih Devam Ediyor, Tarihçiler de /D. Mehmet Doğan

Osman Turan’ın Hayatı (1914-17 Ocak 1978) ve Tarihçiliği / Abdurrahim Tufantoz

Anadolu’nun Fethi ve Drakon Çayı Anlaşması’nın Bu Süreçteki Yeri / Gülay Öğün Bezer

Mevdûd B. Altuntekin: Haçlılarla Mücadele Eden Bir Selçuklu Komutanı / Birsel Küçüksipahioğlu

Suriye Selçuklu Meliklerinin Haçlılarla İlişkileri / Ebru Altan

Selçuklu Çağında Kuman-Kıpçaklar / Muallâ Uydu Yücel

Melik Şahinşah’ın Saltanat Mücadelesi (1155-1176) / Muharrem Kesik

Selçuklular Döneminde Nakîbü’n-Nukabâların Siyâsî, İdârî ve İçtimâî Hayattaki Rolleri: Tırâd B. Muhammed veOğlu Ali B. Tırâd El-Kureşî El-Hâşimî El-Abbâsî Ez-Zeynebî Örneği /Abdülkerim Özaydın

Selçuklu Türkiyesi’nde Bir Mekân Adı: İrmanhâne /Sadi S. Kucur

Meyyâfârikîn (Silvan) Şehrinin Kuruluşu Üzerine Bir İnceleme / Mustafa Alican

Selçuklu Türkiye’sinde Defin ve Taziye Merasimlerine Dair / Emine Uyumaz


Mülâkat / Kitabiyat

Doğumunun 100.Yılında Prof. Dr. Ali Birinci’nin Anlatımıyla Prof. Dr. Osman Turan / Salih Yılmaz / Murat Nalçacı

Bir Belge / Celil Güngör

Fatih Gökdağ

Ali Birbiçer

Albek Abazov

 

 

 
Yazdır PDF

DSCF3547İbrahim Ulvi Yavuz TYB Vakfı İkinci Başkanlığı’na getirildi.

 

TYB Vakfı Mütevelli Heyeti, Mütevelli Heyet İkinci Başkanlığı’na oybirliği ile İbrahim Ulvi Yavuz’u seçti. İbrahim Ulvi Yavuz, Türkiye Yazarlar Birliği’nin ilk dönem üyelerinden. Yönetim Kurulu’nun çeşitli kademelerinde hizmet veren İbrahim Ulvi Yavuz 2 dönem (2010-2014) Genel Başkanlık yaptı.

 

İbrahim Ulvi Yavuz

Yazar, romancı

1942 Afyon Bolvadin ilçesi doğumlu.

İlk ve orta öğrenimini Bolvadin’de yaptı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görev aldı.(1966). Başbakanlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarında Özel Kalem Müdür Yardımcılığı, Sağlık Bakanlığı’nda Özel Kalem Müdürlüğü ve Müşavirlik görevlerinde bulundu. Özel Kalem Müdürlüğü'nden emekli oldu (1999).

Yazı hayatına, şiir ile başladı. Daha sonra hikaye ve romana yöneldi. Sur, Hilal, İslam, Şule, Oku, Hakses, Köprü, Kadın ve Aile, Diyanet dergilerinde şiir, hikaye ve  yazıları yayınlandı. Yeni Devir gazetesinde romanları tefrika edildi. Kıyam Vakti romanı ile Bolvadin Kaymak Şenliği Özel Jüri ödülünü kazandı. Eseri piyes haline getirilerek sahnelendi."Beddua" isimli hikayesi ile  3. Kaymak Şenliği Hikaye Yarışması'nda birinci oldu. Gençlik Dergisi tarafından "1996 Yılının En Başarılı Romancısı” seçildi.

*Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı olarak görev yaptı.

ESERLERİ:
Roman: Dikenli Yollar (1976), Çalkantı (1978), Korkunun Bedeli (1980), Baharı Beklerken (1984), Son Kavşak (1984), Kıyam Vakti (1984), Hasretin İlk Durağı (1989), Gönlüme Cemre Düştü (1991),  Düşlerin Rengi Soldu (1993), Dört Mevsim Ölüm (2002).
Hikaye: Küllenmiş Acılar (1990).
Deneme: Türkiye’de Roman Sanatı ve Gelişimi Üzerine Bir Deneme (1999).
Hatıra: Mavi Defter –Bir Bürokratın Hatıraları (2002).
Sadeleştirme: Sarı Esirler (P.S. Buck) (1990), Suç ve Ceza (Dostoveski) (1992).

 

Sayfa 1 / 77

<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
Buradasınız:   AnasayfaHaberlerDuyurular
| + -
kbilgiler
i_bilgileri