• İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C

Halil Solak: Masalını Arayan Türkiye

Halil Solak: Masalını Arayan Türkiye
Ahmet Hamdi Tanpınar, Darülfünun’un Edebiyat şubesinde öğrenciyken 1919 Kasım’ında bir gün Zeynep Hanım Konağı’nın koridorlarında elinde “gizlemeyi unuttuğu” bir kitap olduğu halde Yahya Kemal’le karşılaşır.

Kitabı eline alan Kendi Gök Kubbemiz şairi, “gençliğinden bir şeylere bakar gibi” bakmış ve talebesine şu ikazda bulunmuştur:

“Güzel, ama sizin için daha erken. Klasikleri okuyun, sırasıyla okuyun. Ve her muharriri tekmil okuyun!” Tanpınar, yıllar sonra kaleme aldığı Yahya Kemal monografisinde hocasının bu ikazını, onun yolunu kısaltma çabası olarak yorumlayacaktı.

D. Mehmet Doğan’ın “muhabbetle” imzalayıp gönderdiği Neden Klasiklerimiz Yok? adlı son kitabını elime alınca aklıma Tanpınar ile üstadının arasında geçen yukarıdaki hadise geldi.

Bugün de gençlere verilen nasihat aşağı yukarı aynı: “Önce klasikleri okuyun, sonra diğerlerini.” İyi ama hangi klasikleri?

Ya da klasikler meselesinin Türkiye macerasına baktığımızda soruyu şöyle değiştirmemiz gerekiyor:

Kimin klasikleri?

Klasikler mevzuu, Efendibabamız Ahmed Midhat Efendi’den beri, yani 100 yıldır entelektüel gündemimizde.

Bu arada bu bahiste hemen herkesin aklına ilk anda Maarif Vekili Haşan Âli Yücel’in 1940’larda yaptığı klasiklerin neşri hamlesi gelecektir. Bu dönemde Yücel, büyük bir tercüme faaliyetiyle klasikleri Türkçeye kazandırmıştır. Ancak bu dizide tercüme edilen eserler hala tartışılıyor. Yapacağımız kısa bir muhasebe bize tartışmanın seyri hakkında bilgi verecektir.

1940’tan 1966’ya kadar 1120 eser (1247 cilt) yayınlanmıştır. Peki tahmin edin bakalım, bu bin küsur kitabın kaçı İslam medeniyetine ait? 66, evet sadece “altmış altı”! Meselenin kökenini tespit için biraz daha geriye, 1939’da Haşan Ali Bey başkanlığında toplanan 1. Türk Neşriyat Kongresi’ne gidelim. Kongreden çıkan raporun Cumhuriyet pozitivizminin ilkokul seviyesindeki icraatını gözler önüne serdiğini söyleyen Mehmet Doğan şu çarpıcı yorumu yapıyor:

“Türk masallarının padişah, sultan, şehzadeler etrafında dönen örnekleri zamanın yöneticilerini ürkütmüş olmalı. Sürekli unutturulmak istenen bir dönemin böylece çocukların zihninde yaşamaya devam etmesi kuşkusu Avrupa masallarına kucak açılmasına sebep oluyor. Onlarda da cinler periler var! Her halde şu noktaya varılmış: Avrupa masalları, ama cinsiz perisiz olanları!’

(Tekparti dönemindeki yayın hayatını ‘dinî neşriyat’ merkezli inceleyen, ancak kültür yayıncılığını da yoklayan bir bölüm için Prof. İsmail Kara’nın Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam’ın 2. cildine bakılabilir).

Devamı: Derin Tarih Ocak 2017 sayısında

 

Bu haber toplam 383 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim