Hasan Aksay'dan: Vakıf insan Akmumcu’yu uğurlamak

Hasan Aksay'dan: Vakıf insan Akmumcu’yu uğurlamak
Dava adamı, dost insan, fedakarlık timsali, avukat, milletvekili, parti kurucusu olarak hizmet nasibini genişleten Hüsamettin Akmumcu’yu geçen hafta inandığı, bildiği ebedi aleme uğurladık. Mekanı cennet olsun.

hasanaksayDava adamı, dost insan, fedakarlık timsali, avukat, milletvekili, parti kurucusu olarak hizmet nasibini genişleten Hüsamettin Akmumcu’yu geçen hafta inandığı, bildiği ebedi aleme uğurladık. Mekanı cennet olsun.

Ömrünü iyilikler, yardımlar, güzellikler, erdemlerle geçiren insanlara sahip olmak, milletlerin en önemli zenginliğidir. Nimet, külfetle denklenir. Büyük nimetin, sorumluluğu da ağırdır. Ahlak ve erdemlerle yaşamak, “ekmel-i mahluk ve eşref-i mahluk” olmaktır. Akmumcu, bu değerleri yaşadı ve yaşatmak için bütün gücüyle çalıştı. Büyük millet olmayı sürdürmek, iyilik cephesinin bu erdem, gayret ve fedakarlıklarını yaşatmak ve devam ettirmekle mümkündür.

Hüsamettin bey kardeşimin sergilediği İslam kardeşliği ve arkadaşlığının unutulmaz bir hatırasıyla başlayalım. Milli Nizam Partisi, Hüsamettin bey dahil 18 kurucu ile 26 Ocak 1970’te kuruldu. 20 Mayıs 1971’de kapatıldı. Kapatıldığında ben, Genel Bşk. Yrd. Teşkilat Bşk. ve İstanbul Kurucu İl Bşk. idim. Partiden çıkıyordum. Polis, “Karakola gideceğiz” diye beni polis arabasına aldı. Hüsamettin bey koşup geldi. Polis arabasına binmek istedi. İtelediler. Zaten zayıf. Düşüyordu. “Ben de aynı suçu işledim” diye direndi. “Ne suçu?” diye sormadılar. Zaten askeri darbenin bildirileri okunuyordu. Ayrı bir suç icadına gerek de yoktu. Arabaya bindi. Demirtepe-Necatibey Caddesi’ndeki karakola götürdüler. Bodrumdaki pis bir odaya tıktılar. Biraz sonra kurucularımızdan Av. Süleyman Arif Emre ile Av. Ali Haydar Aksay’ın bizimle görüşmek için tartıştıklarını işitiyorduk. Ama izin alamadılar.

Bodrumda 5-6 saat kaldıktan sonra, emniyet müdürlüğüne götürdüler. Yedinci katta bir oda. Arada bir polisler girip çıkıyor. Bu arada içerideki sandalyeleri aldılar. Odada dolaşıyorduk ki, kapı hızla açıldı. Hüsamettin beyin üzerine atladılar. Yere düştü. Belindeki tabancasını aldılar. “Bu ne?” diye bir öfke. Milletvekili olduğu anlaşıldı. Öfke karakolun dikkatsizliğine yöneldi. “Ya bir ayyaş, esrarkeş olsa da kurşunlasa, rehin alsaydı” gibi gerekçelerle karakola hakaret yağdırdılar. Sanki bize yapılan kötü muamele hemen fazlasıyla iade ediliyordu.

Milletvekili nezarette? Yanlışlık olmuştu. Gitmeliydi. Ben de polislere yardımcıyım. O ise beni bırakıp gitmemekte kararlı. “Arkadaşımı bırakamam. Biz aynı suçu işledik” diye diretiyordu. Vakit gece yarısını geçti. Koridorların boşaldığı hissediliyordu. Hüsamettin beyi sırtlayıp götürdüler.

Hüsamettin beyden iki ferahlık kaldı. O zarif ve naif bünyenin o şartlardan kurtarılması sevindirdi. İki. Gerçek dostluğu, İslam kardeşliği ikliminin solmayan, pörsümeyen hayatiyetini, o şartlar içerisinde bundan daha güçlü anlatabilecek bir imkan yoktu. Betonu kuş tüyü yataktan sevimli kıldı.

Fakülteye girdiğim 1951 yılından başlayan bir kardeşlik bizimki. İslam’dan, namazdan doğan bir imkan bu. A.Ü. İlahiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi binasında idi. İkimiz de 1955 mezunuyuz. Aynı bina olmasak da, namaz kılanlar, en çok birkaç cumada herkes birbirini tanır, tanışırdı. Mesela Tıp Fak. Cemiyet Başkanı Dr. Hasan Fehmi Boztepe, tanıştırma işinde en gür sedalılardan biriydi.

Ağabeyim avukatlığa boşanma ve faiz isteği davalarını almamakla başlamıştı. 1958-1959’da geçimini tamamen çiftçiliğe döndürdü. Adana’daki büro, o zamanki TCK. 163. Maddeden suçlananları savunma bürosu oldu. Özellikle 4 avukat, Bekir Berk, Hüsamettin Akmumcu, Gültekin Sarıgül ve Ali Haydar Aksay. Edirne’den Hakkari’ye; Artvin’den Muğla’ya nerede bir mazlum varsa oraya giden gezgin avukatlardı. Her an sefere hazır fahri avukatlık.

“O kadar çok şey var ki söyleyeceğim, birini bitirmeden öbürünü söylemek yahut başlamadan bitirmek istiyorum.” Hüsamettin beyle dava birliği 61 yıllık bir ömür. Son telefon görüşmemizde, “İstanbul’da sevenin çok. Bir gel” dedim. “Emekli maaşımı alınca öğrencilerle bölüşüyorum. İstanbul’a tahsisat yok” dedi. Israr gibi oldu galiba, “Hastalık da mani” demiş, fakat onu bir değer veya şikayet konusu yapmak istemediğini ihsas ettiği için üzerinde duramamıştım.

Akmumcu’yu yakın tanıyıp da yanmayan mı var. MNP kurucularından Rifat Boynukalın kardeşim Mekke’den telefon ediyor.

Allah mekanını cennet ve ali eylesin.

25 Nisan 2011 Yeni Akit

Bu haber toplam 975 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim