“Hiddetli adam”, Kimlik ve Coğrafya...

“Hiddetli adam”, Kimlik ve Coğrafya...
Vakit Gazetesi yazarı Sibel Eraslan, D.Mehmet Doğan\'ın yeni kitabı "Türk Kimliğinin Coğrafyaları"ndan bahsetti   Alman Şansölyesi Merkel, elindeki güvercinle geldi İstanbul’a.

Türkçe niçin önemli? Sadece Türkiye’de konuşulan bir dil ve Türkiye jeopolitiği ile ilgili stratejik bir mesele değil bu. Dünya’da 200 milyon civarında insanın konuştuğu bir dil. Bosna’dan Himalaya’lara, İran’dan Sibirya’ya kadar geniş bir coğrafya demek bu. Sadece Almanya’da 3 milyon kişi var Türkçe’yi konuşan...

 

Ne ki bizde “Türkçe” dendiğinde, bu işi kavmiyetçilikle özdeşleştiren, ırkçılıkla eşleştiren bir iç kompleks hakim. D.Mehmet Doğan’ın “Türk Kimliği’nin Coğrafyaları” adlı önemli kitabını okurken, kendimi de özeleştirel bir süzgeçten geçirdim bu bağlamda... Resmi ideoloji icabı üretilmiş “son Türk Devleti” vurgusu, Türkiye’yi kendi içine sımsıkı kapatırken, iç ve dış düşman konseptiyle konuşlandırılan kapalı devre bir ulusalcılık hakimdi 90’lara kadar... 1991’de Sovyetler Birliği’nden koparak 30 Ağustos’ta Azerbaycan, 31 Ağustos’da Kırgızistan, 1 Eylül’de Özbekistan, 9 Eylül’de Tacikistan, 27 Ekim’de Türkmenistan, 16 Aralık’ta Kazakistan “istiklal”lerine (bağımsızlık değil istiklal) kavuşmuştu. Bizler, üç tarafı deniz dört tarafı düşmanla çevrili olarak öğrendiğimiz Türkiye haritasında, Ağrı’dan Van’dan sonrasını “yabancı ve düşman” genellemesinde okuyup büyütüldüğümüz için tam bir şaşkınlık içindeydik...

 

Salt, dışa kapalı resmi ideoloji diyemem buna, özüne kapalılık da var işin içinde... Dil’in bir anlamı da gönül’dür bizde... Bu içine dönük ulusalcı yapı, aslında ciddi bir dil kırılmasına/ gönül yaralanmasına, bir nevi sağırlığa da yol açmıştı... M.Doğan’ın kitabını okurken, Ahmet Yesevi’ye, Buhari’nin kabrine dair kabuk bağlatılmış vicdan yaramın söküldüğüne, içinden sıcak sımsıcak bir kanamanın neşet ettiğine şahit oldum... Bu kişisel tecrübe, dile ve gönle dairdir. Kapaklar, sedler açılmış, dilin nehri sınırlardan taşmıştı da, biz bunu hâlâ “sel” olarak görüp, umursamazlık içinde bakakalmadaydık...

 

Dil bahsinden “Bakakalmak” konusu açılmışken... Türkçe konusunda Türkiye’de ikame edilmiş ulusalcı/seküler/modernist resmi ideolojinin yanında, kendimizi de sigaya çekmemiz gerekiyor. İslâmi mütedeyyin kesim olarak, Türkçe hadisesine bizler daha çok milliyetçi refleks olarak baktık, hatta “Türkçe” ve “Dış Türkler” konusunu, adeta MHP söylemi olarak, partizan bir sınıra havale ettik, mahkûm kıldık... Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Almanya’da Türk Lisesi’nden bahsedince, bu muhafazakar şüphecilik kıpırdanışa geçti. “Türk Lisesi” üzerinden posta kutumda biriken eleştiriler, solculardan değil mütedeyyin kesimden geliyor ve ülkemizde Kürtçe yasakken, dışarıda Türkçe mücadelesi vermenin ne anlama geldiği soruluyor... Ne yapsın Erdoğan? Almanya’da Türkçe konuşan (aslında Alman uyum projeleri çerçevesinde Türkçe’yi de Almanca’yı da tam olarak bilmeyen) 3 milyon vatandaşımıza, lise eğitimi talebinde bulunmasın da ne yapsın? Türkçe talebini Kürtçe aleyhine bir şablonmuş gibi algılamak bizi sınırları kalkan bir dünyada yeni sınırlara hapsetmek olmuyor mu? Dil, dilin düşmanı olmaz, diller insanlık denizine akan nehirler gibi koşar tüm yeryüzünün sırtında...

 

1883 yılında Gaspıralı İsmail Bey’in Kırım Bahçesaray’da neşrettiği Tercüman-ı Ahval-i Zaman Gazetesi, Adriyatik’ten Çin’e kadar büyük bir coğrafyanın ortak yazı dili, ortak heyecanı olmuştu ki; bu alfabe Arap harflerinden müteşekkildi. Gaspıralı İsmail Bey, “ortak yazı dili” konusundaki hassasiyetinde haklıydı. Zira ortak yazı dili, nehirleri birleştiren mühim bir müşterekti. Türk, Kürt, Çerkez, Arap, Laz aynı gazeteyi açıp okuyabiliyordu. Nitekim bunun imhası Sovyetler tarafından gerçekleştirildi. Harf devrimi konusunda Sovyetler bizden önce davranmış, bu ortak dili önce Kril ve Latin alfabesi dayatmasıyla kırmış, ardından bizim harf inkılabına geçmemizle, eski alfabeyi kısmen serbest bırakmıştı Türk Cumhuriyetlerinde... Şimdilerde ise birbirinin yazısından anlamayan milyonlarca kalabalık halindeyiz...

 

Hiç olmazsa gönlümüzü sağlam tutmak gerekmez mi?

 

Viyana’yı Doğu Türkistan’dan daha çok tanıyan genç öğrencilerimize bakalım. Her gün Sahih-i Buhari’yi tazimle okuduğu halde, Malezya’daki kızına hasretle mail atan kaç anne, Buhara’nın yerini haritada hiç şaşırmadan gösterebilir?

 

Tüm bu sorularla yüreğimi deşen bir kitap oldu, D.Mehmet Doğan’ın son kitabı... “Hiddetli Adam”ın çevirmenleri dumura uğratan lafı, tam yerine uydu: “Türkiye, şamaroğlanı değildir”...

 

(“Türk Kimliğinin Coğrafyaları”, D.Mehmet Doğan, Yazar Yayınları, TYB Vakfı, 0312 417 34 72)

Bu haber toplam 1075 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim