Hüseyin Akın: Et değil muhabbet ve hikmet dağıttım

Hüseyin Akın: Et değil muhabbet ve hikmet dağıttım
Bu seneki Kurban bayramının üç gününü doğduğum topraklarda (Sinop-Türkeli) geçirdim. Kurbanın toprakla temasına şahit oldum.

Kentlerdeki kargaşanın hiçbirisi burada yoktu. Modern kesim tekniklerinin gösterisine tanık olmadık. Her şey geleneksel usullerle icra ediliyordu. Manevi dinamikler Anadolu’nun her köşesinde hâlâ dipdiri. Televizyonlardaki kısır din tartışmalarından yara almış tek bir insana rastlamak mümkün değil. Dini duyarlıklar tabiatın ritmine eşlik ediyor adeta. Dağ köylerine kadar ziyarette bulundum. Rastladığım bütün çeşmelerden susamayı beklemeden su içtim. Bu arada Karabük’ün Dede Yaylası mevkiinde kamp yapan bir grup liseli ve üniversiteli gencin arasına katıldık. Gençlik aşısı bize de bulaşsın diye. ‘Bu yaylanın dedeleri bile genç’ dedim, gençlere hizmet eden yüreği gümbür gümbür atan yaşlı amcaları görünce. Yolculuklarda her zaman olduğu gibi yine çıkınımı kitapla doldurmuştum. Et değil ruh dağıtmaya çıkmıştım. Geçen bayramda olduğu gibi bu bayramda satın aldığım şiir, hikâye ve deneme kitaplarını ziyaret ettiğim evlere çikolata niyetine ikram ettim. İşte onlardan bazıları.

Köyün Camii imamına: Bayram namazı sonrası bayramlaşma ve musafaha faslından sonra köy camiine yardım toplayan hocanın “boş geçmeyin muhterem cemaat, bu çorbada sizin de tuzunuz bulunsun” çağrısı üzerine yanına yaklaşıp çantamdan çıkardığım Mustafa Atabay’ın Vapur yayınlarından çıkan ‘Tuz’ kitabını takdim ettim. İmam ‘Bu ne!?’ der gibi baktı. Belli ki para çıkaracağımı umuyordu. Elinde eğretice tuttuğu kitabı nazikçe çekip alarak “durun” dedim size bir şey okuyayım buradan”. Cemaat bir yandan bozuk paraları mukavva kutunun içerisine atmaya devam ediyordu. Rastgele açtığım kitabın 21. sayfasından okumaya başladım: “imge dökülmüş bir süttür/ ve içinde bir ay vardır bardakta/ süt ondan beyaz bir ay gibi/ süt masumluğu çok güçlüdür/ bir annenin çocuğu öptüğüdür/ süt geceye döküldü/ karanlıkta bir kanama gibi/ yoğun kıvamlı/ üzüldüm, süt buz tuttu kırıldı.” İmamın yüzü yere dökülmüş bir süt gibi öylece kalakaldı.

Taşımalı sistemin köy öğretmenine: Kravatı yağlı köy öğretmeni ile kasabada bir çay ocağında rastlaşmıştık. Çayı demli içiyordu. Demli bir çay kıvamında sordu: “ Çocuklara tatil kitabı vardı eskiden, şimdi niye yok?’ ‘Çocuklar tatilde nereye gideceğini kendi seçmeli, hem de zihnini tatile çıkarmadan’ diyebildim karşılık olarak ve ilave ettim: ‘ Öğretmenler de şayet tatile çıkacaklarsa gittikleri yere kendilerini de götürsünler’. Bir imla hatasıymışım gibi baktı yüzüme doğru bir müddet öğretmen. Sorduğu soru içeresinde boğulmaması için yeni bir soru sormasına fırsat vermeden tekrar araya girdim: “ Al şu kitabı, say ki tatil kitabı, hem oku hem okut’ Elif Nuray’ın ilk kitabı “o korkunç maharet”i eline tutuşturdum. Avuçları şiirden tutuşmuş gibi alır almaz daha içine bakmadan çay sehpasına bıraktı kitabı. Sehpadan kitabı alıp rastgele bir sayfa açtım. Boş gözlerle kitaba bakan öğretmene okumaya başladım: “beklemek tütünden beterdi, bıraktım/ penceremin nuru ağaçları kestiler/ diye kar, diye boşluk, diye ağladım.” Tam kalkıp gidiyordum, bir de baktım ki arkamdan yağmur yağıyordu.

Devamı: http://www.milligazete.com.tr/makale/1229247/huseyin-akin/et-degil-muhabbet-ve-hikmet-dagittim

Bu haber toplam 192 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim