• İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Hüseyin Akın yazdı : Müslüman edebiyatçının özgürlük sorunu

Hüseyin Akın yazdı : Müslüman edebiyatçının özgürlük sorunu
Bu ülkenin öteden beri hep iki gündemi var olagelmiştir: Biri pencereden başınızı sokağa doğru uzattığınızda sizi bulan, diğeri sokağa sarkıttığınız kafanızı pencereden içeriye soktuğunuzda sizin bulduğunuz.

huseyinakinBu ülkenin öteden beri hep iki gündemi var olagelmiştir: Biri pencereden başınızı sokağa doğru uzattığınızda sizi bulan, diğeri sokağa sarkıttığınız kafanızı pencereden içeriye soktuğunuzda sizin bulduğunuz. Sizi bulan gündem, gazete manşetlerinden sokağın nabzı dediğiniz yere kadar kollarını uzatır. Sizin bulduğunuz gündem ise entelektüel dünyanızdan kesbettiğiniz bu ülkenin ağrıyan başı kanayan yüreğidir. Ne ağrıyan baş ne de kanayan yürek mide kadar ses çıkarmadığından olsa gerek, sokaktan kendinizi eve attığınızda ya da pencereden kafanızı içeriye soktuğunuzda yanınızda bulduğunuz gündeme kimsecikler dikkat kesilip ilgi göstermez.

Ama ne olursa olsun, derinden sessizce akan bu gündemin fısıltı tonunda da olsa her zaman duyulabilen bir sesi vardır.

Geçtiğimiz günlerde Ekrem Dumanlı'nın başlattığı, 'İslami kesimde hayatın birçok alanındaki hızlı gelişmeler neden kültür-sanat alanında yok' tartışması hâlâ gündemdeki yerini koruyor. Birçok yazar bu konuda Dumanlı'yı destekleyen ya da eleştiren yazılar yazdılar.

Bu yazıların en sonuncusu ve belki de en farklı olanı Ahmet Hakan'a aitti.

Ahmet Hakan Hürriyet'teki köşesinde "İslamcılar kültür ve sanat üretemezler mi" sorusuna İslamcı kültür-sanat ve edebiyat adamlarından örnekler sunarak cevap veriyor.

İşte Cahit Zarifoğlu, işte Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve Mustafa Kutlu diyerek, bu isimlerin ortak paydasına dikkat çekiyor: Özgürlük!

Konuya aynı şekilde yaklaşan Milliyet yazarı Kadri Gürsel'den de alıntılar yaparak icazet ve biat kültürü karşısında sanatçının (Müslüman sanatçının) pozisyonunu bir kere daha düşünmeye davet ediyor.

Özgürlük ile verimlilik arasında kuşkusuz bir ilişki var. Ahmet Hakan'ın "Neden İslami kesimde yenileri çıkmıyor" diye sorduğu bu beş usta edebiyatçı duruş ve tavırlarıyla gerçekten de şunun bunun adamı olmak yerine kendi kişiliklerinin adamı olmuşlardır. Fakat söz konusu olan edebiyat ve sanatsa biat ve icazet sadece cemaat ve partilerle sınırlı bir şey olmasa gerektir.

Dinin edebiyat ve sanat bahçesine çektiği çitleri de vardır. Özgürlük öyle bir enstrüman ki her ağızda başka türlü ses çıkarabiliyor.

Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu ve Mustafa Kutlu gibi edebiyatçıları hayatlarında İslam'ı referans almalarına rağmen özgün ve özgür kılan şey birey olma vasıflarını hiçbir zaman yitirmemiş olmalarıdır. Şayet kendilerine dönük biricikliklerini bir cemaatin gövdesinde yitirmiş olsalardı bugün her kesimin ilgisini çekip bu denli takdirini kazanamazlardı. Diğer yandan bu kişiler hayatlarının bütün dönemlerinde hep kasaya ve masaya mesafeli durmuşlarıdır.

En karmaşık zamanlarda bile kafa karışıklığı yaşamamış kendilerini yalanlayacak hiçbir kişiyle aynı fotoğrafta yer almamışlardır.

Cesareti en büyük özgürlük kabul edersek -ki öyledir- Ahmet Hakan'ın dediği gibi bu beş güzel adam kendilerini kalabalık ve karambollara hapsetmemiş verdikleri ürünlerle çıtayı hep yüksekte tutmuşlardır.

Bugün gerçekten bu edebiyatçılarımız ayarında yeni edebiyatçılarımız yetişmiyor mu artık? Ben o kadar ümitsiz değilim. Söz konusu ettiğimiz bu edebiyatçıların değerinin anlaşılması nasıl uzun yıllar almışsa arkadan gelen kuşakların içerisinde de üstü örtülen, yaptıkları gölgelenen, yazdıkları görmezden gelinen birçok edebiyatçının değeri de zamanla anlaşılacaktır.

İdeolojik körlük ne yazık ki marifet iltifat dengesini altüst etmektedir. Evet, Müslüman sanatçı ve edebiyatçının yapıp ettiklerini kolektif bir faaliyetin parçası gibi görmenin ötesinde bireysel özgürlüğe ihtiyacı vardır; ama Müslüman kesime karşı vaziyet alan edebiyat mahfillerinin de önyargıların tutsağı olmaktan bir an önce kurtulması gerekiyor. Unutulmamalıdır ki Zarifoğlu gibi şairlerin özgürlüğünün bir ucu bu inhisarcı zümreye eyvallah demeyen soylu bir tavra dayanmaktadır. Yaşamak'tan okuyalım:

"Solun, başta Necip Fazıl bütün bizlere uyguladığı devekuşuvari boykotu bu açıdan da değerlendirmek gerekir. Kültür mirasımızdan korkuyorlar. Paniklerini görüyoruz. Materyalist ilkel bir endişeyle, sözümüzü ederse meşrulaşacağımızdan korkuyor. Materyalist sanatkâr ve aydın, istismar, propaganda ve hâkim olduğu alanda başkalarını ezme ilkeleriyle bir kültür terörü uyguluyor."

17.08.2010 Milli Gazete

Bu haber toplam 621 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim