• İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Hüseyin Akın Yazdı: Sıkıyönetim Dini mi?

Hüseyin Akın Yazdı: Sıkıyönetim Dini mi?
Sayın Eygi’nin psikolojik, pedogojik ve tedrici hiçbir usul ve esasa dayanmaksızın sıraladığı bu din anlayışına bir ad bulmak icap ediyor. ... Önlemlere bakarsak böyle bir yaklaşıma “sıkıyönetim dini” demek daha uygun düşer.

hseyinSayın Eygi’nin psikolojik, pedogojik ve tedrici hiçbir usul ve esasa dayanmaksızın sıraladığı bu din anlayışına bir ad bulmak icap ediyor. ... Önlemlere bakarsak böyle bir yaklaşıma “sıkıyönetim dini” demek daha uygun düşer.

Şu iki kelimeyi diline yakıştıran inanmış adamı severim: özgürlük ve teslimiyet.

İlk bakışta birbirine muhalifi gibi duran bu iki sözcüğün künhüne inildiği zaman nasıl birbirine destekçi ve tamamlayıcı olduğu görülür.

‘Özgürlük’ kelimesi dilimize Tanzimat’la birlikte giren bir kelime olduğu için midir bilinmez bu süreçte dilimize giren birçok kelime gibi bu kelimeye de hep tedbir, temkin ve itidalle yaklaşmışız.

Söz konusu olan şey eğer din ise özgürlüğü ne göz ardı etmemiz mümkündür ne de kulak arkası.

Çünkü din ihtiyari bir bağlanış halidir.

Allah isteseydi herkesi tek bir ümmet kılabileceği gibi bütün insanları sırat-ı müstakime mecbur ve mahkûm da edebilirdi.

Nasıl insanları ekmeğe suya ve uykuya muhtaç etmişse itikada ve amele yönelik mükellefiyetlere de icbar edebilirdi.

Bunu yapmadı. Çünkü bunu yapsaydı beşerin özgürlüğünden, kulluğundan ve de insanlığından bahsetmek mümkün olmayacaktı.

Beşeri alelade biyolojik bir varlık olmaktan insanlık seviyesine çıkaran şey özgürlüğüdür.

Özgür iradesiyle dünyadaki yerini ve konumunu belirleyen insan kendini çepçevre kuşatan fizik ya da metafizik şartlara teslim olmuştur artık.

Ancak özgür olanın teslimiyeti ve teslimiyeti olanın özgürlüğü vardır.

Seçme hürriyeti elinden alınmış varlıkların karar kılma yetileri de otomatikman köreltilmiş olur.

Teslimiyet en üst noktada karar kılma aşamasıdır.

Bu yüzden “dinde zorlama yoktur” (Bakara–256).

Bu ayet seküler hayat içerisinde yüzen insanların din adına konforlarının bozulmasını engellemek için kullanılmıştır çoğunlukla.

Belki de bu sebepten üzerinde hakkaniyetle durulmayan ayetler arasındadır.

Peşin fikirlerden ve klişe düşüncelerden arınmış olsaydık “dinde zorlama yoktur” ayetinin aslında özgürlük ve teslimiyet ilişkisini en sarih şekilde içeren ayetlerden biri olduğunu anlamakta güçlük çekmezdik.

Zira ayetin devamında zımnen zorlamanın anlamsızlığı ve gereksizliğine işaret edilmektedir: “Artık doğru ile yanlış birbirinden ayrılmıştır. Şeytanın yoluna uymayı reddedenler ve Allah’a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam dayanağa tutunmuşlardır”

Kuran’da zorlama anlamına gelen kelimenin (ikrah) aynı zamanda “tiksinme” anlamını da içermesi inanç ve amelde cebri uygulamaların ters tepip tiksinti ve nefrete dönüşebileceğine işarettir.

Bir Müslüman’ın namaz kılması, oruç tutup hacca gitmesi ya da kurban kesmesi vahyi müdahalenin dışında hiçbir müdahaleyi gerektirmeyecek bir durumdur.

Zorla namaz kılmak, zorla oruç tutma mecburiyetinde kalmak kişiyi ister istemez zorlayan kişinin etki alanına sokacak ve ameli noktada sorun yaşayan insan bir anda itikadi anlamda problemli hale dönüşecektir.

Bir insana el, kol ya da kolluk kuvvetiyle namaz kıldırdığınızı farz edelim. Burada ifa edilen bir ibadetten değil olsa olsa elde edilen bir başarıdan bahsedebiliriz.

Gücünüzü ve otoritenizi kullanarak bir insana namaza ait hareket ve davranışları yaptırabilmek kolay bir şey olmasa gerek.

Ortada gerçekten de ifa edilen bir namaz değil ikna edilen bir insan vardır.

Sonuç olarak ikna kabiliyetine sahip olan kişi hedeflediği başarıyı elde etmiş demektir.

Din eğitiminde kaliteli ve salih(!) insan yetiştirmede zorlamayı önemli bir terbiye metodu olarak görerek hararetle savunan insanların hâlâ bu konuda ısrarcı olmayı sürdürmeleri düşündürücüdür.

İbadetin inancın meyvesi olduğu gerçeğini unutanlar kimi zaman işi zecri tedbirler almaya kadar götürebilmektedirler. Bunun son örneğini Mehmet Şevket Eygi’nin “İmam Hatip Mekteplerinde Namaz Mecburi Olmalıdır” başlıklı yazısında gördük. Milli Gazete’deki köşesinde Sayın Eygi bakınız sadece birkaç maddesini alıntıladığım şekliyle nasıl bir İmam Hatip Lisesi istiyor:

“Birinci şart: Bu okulların hepsinde Ehl-i Sünnete uygun sahih itikat okutulmalıdır. Hiçbir reformcuya, dinde değişim ve yenilik isteyene, Fazlurrahmancıya (Tatiliye mezhebi), Vehhabîye, Selefiyeciye, diyalogcuya ve diğer bid'at fırkalarına mensup kimseye bu okullarda öğretmenlik yaptırılmamalıdır.

İkinci şart: Ders saatleri içinde hangi namaz vakti giriyorsa o namazlar bütün öğrenciler tarafından okul camiinde, okulun resmi imamının arkasında cemaatle kılınmalıdır. Namaz kılmayan ve cemaate katılmamakta direnen öğrencilerin okulla ilişiği kesilmelidir.

Dördüncü şart: İmam-Hatip okulu talebelerinin okul dışında, Müslümanlığa yakışmayacak tavır, hareket ve davranışları takip edilmeli, gereken uyarılar yapılmalıdır. Bu uyarılara uymayanlar, gerekirse tard edilmelidir.

Madde olarak yazmıyorum, İmam-Hatip öğrencileri namazın edeplerinden olan imame veya takke ile namaz kılmalıdır.”

Sayın Eygi’nin psikolojik, pedogojik ve tedrici hiçbir usul ve esasa dayanmaksızın sıraladığı bu din anlayışına bir ad bulmak icap ediyor.

Takke mecburiyeti, tard etmeler, kovuşturmalar ve direnen öğrencilerin okuldan atılması gibi önlemlere bakarsak böyle bir yaklaşıma “sıkıyönetim dini” demek daha uygun düşer.

Hâlbuki bir şeyi derinden kavratmanın en garantili yolu sevmek ve sevdirmektir.

Bu gerçeğe inat bugün ne yazık ki din eğitiminde gittikçe çoğalan şey sevgisizlik ve muştu eksikliğidir.

Bu haber toplam 9581 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim