Hüseyin Akın yazdı : "Söz nereye uçar?"

Hüseyin Akın yazdı : "Söz nereye uçar?"
Bütün kalemler kırılıp, mürekkepler kuruduğunda nasıl hakikat zeval bulmaz ve ilahi mesajın kaynağı yok olmazsa, yazılı kültürün kıyıya vurduğu bir dünyada söz bekasını sürdürür.

huseyin_akinBütün kalemler kırılıp, mürekkepler kuruduğunda nasıl hakikat zeval bulmaz ve ilahi mesajın kaynağı yok olmazsa, yazılı kültürün kıyıya vurduğu bir dünyada söz bekasını sürdürür.

Yuhanna İncil’i “Önce söz vardı” diye girer söze.

Bir anlamda mesajın ve mesajcının her şeyin üstünde olduğuna işaret ediyor bu söz.

Modern zamanlar sözün buharlaşıp gittiğine iyice kanaat getirmiş olmalı ki yazıyı öne çıkarmak için ‘söz uçar yazı kalır’ ifadesini tartışmasız bir söz gibi düşünce hayatımızın başköşesine asmıştır.

Yazının kalıcılığı ne denli tartışma götürür bir iddia ise sözün uçuculuğu da gerçekte o denli düşünmeksizin dikte edilmeye çalışılan bir ön kabuldür.

Sözün uçuculuğunu söyleyenler bunu yazının iktidarına yaslanarak yaptıklarına göre ortada yazılı kültürün sözlü kültürü geldiği yere gönderme gayreti yatmaktadır.

Yazı sözün kuyruğuna takılarak varlığını gerçekleştirdiğini unutmamış olsaydı sözün yeryüzüne üflendiği nefesi de bir çırpıda yok saymak zorunda kalmazdı.

Bütün kutsal metinler yazı olmazdan evvel sözdür.

Yazı sadece sözün ağırlığını kaldırmakla görevlendirilmiş, sıkleti kendisini anlayanın çapıyla sınırlı bir taşıyıcı unsurdur.

Eğer söz zihindeki etkisini sıfırlamışsa yazı sadece bir hakikat ya da vakıanın kayda geçmiş hali olarak kalır.

Söz sadece satırlarda kalan metinsel bir gerçeklik değil aynı zamanda tüm tabiata yayılmış duruş ve oluşların da bütünüdür.

Tabiat ayetleri olarak bildirilen şeyler uçup buharlaştığı sanılan sözün tezahürleridir.

Bütün kalemler kırılıp, mürekkepler kuruduğunda nasıl hakikat zeval bulmaz ve ilahi mesajın kaynağı yok olmazsa, yazılı kültürün kıyıya vurduğu bir dünyada söz bekasını sürdürür.

Zira hakikatin yeryüzünde dile geliş ve kalbe iniş biçimi olan söz Allah’ın kelam sıfatının tecellisidir.

Yazı yukarıdan aşağıya doğru bir seyir takip ederken söz aşağıdan yukarıya doğru yükselişe geçer. Yani bir bakıma yazıyı ayağa kaldıran sözdür.

İnsanların neredeyse konuşmadıkları kadar yazıştıkları bir çağda ortaya çıkan manzara, yani şifahi dilin yaşadığı şey buharlaşmak değil yatağını değiştirmektir.

Matbaanın hızla gelişmesi yazılı metinleri takibi zor bir hale getirirken diğer taraftan bu cangılda yazılı metinlerin geleceğe kalma şansını da her geçen gün biraz daha azaltmıştır. Sözün uçup yazının kaldığını söyleyenler acaba her gün on binlerce yazılı metnin hangi belirsiz noktaya doğru aktığının farkında mıdırlar?

Öte yandan kuma yazı yazmaktan farksız olan internet ortamındaki metinlere ne denli kalıcı gözüyle bakabiliriz?

Bir dalga gelecek ve çok geçmeden kuma yazılan yazıları silip süpürecektir.

Bugün internet kültürü yazıyı kullanarak şifahi kültür maskesiyle yeni bir sözlü kültür yaratmaya çalışmaktadır.

Meydanlar ve sokaklar, mekânlar ve ortamlar sanal olanla yer değiştirmiştir.

İnternet ortamının reeli aratmayacak dolambaçlı sokakları, merkez mahalleleri, varoşları, tapınakları, alışveriş merkezleri vardır artık.

Monitöre yansıyan mekanik dil gerçeği deforme ederek kendi argosunu, deyiş ve özdeyişlerini hızla kendisi üretmeye devam etmektedir.

Yerini yazıya bırakarak uçup buhar olduğu söylenen söz kökleri toprakta ve dalları semada sabit olarak varlığını sürdürmektedir. ( “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz ), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. O ağaç Rabbinin izniyle yemişlerini her zaman verir.” (İbrahim/24–25)

Hakikat sadece söz olarak aramızda dolaşmıyor elbette, o aynı zamanda ses, renk, şekil ve tedai olarak kendisini duyargaları aktif olanlara hatırlatıyor.

Doğaya atılan her ilahi çizik, her fırça darbesi aynı zamanda hattı tevhit kaleminden bir satırdır. Tabiat bu anlamda sözü teyit eden bir yazılı metindir.

Söze uçuculuk hamletmek eğer ona aşkın anlamını iade edip kanat takmaksa itirazımız olamaz. El hak doğrudur; söz kendine uygun menziller bulabilmek için kalpleri yoklar.

Lakin hattı (yazıyı) müdafaa etmek adına sathı (yüzeysel olanı) tercih etmemek şartıyla.

Oldu olacak ‘Söz uçar yazı kalır’ cümlesini dillerine pelesenk edenlere kafiyeli tarafından bir cümle katkısı da bizden olsun:

Söz uçar yazı kalır;

Lakin yazının da çok azı kalır!

Hüseyin Akın
akinakinhuseyin@hotmail.com

10.12.2010 Haber7

Bu haber toplam 675 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim