Hüseyin Öztürk yazdı : Karla karışık yağmurlu bir İstanbul günü

Hüseyin Öztürk yazdı : Karla karışık yağmurlu bir İstanbul günü
Nasip olursa bu yazının yayınlandığı gün yine soğuk bir şehrimizin sıcak insanlarıyla beraber olacağım.Geçtiğimiz Cumartesi İstanbul’da, karla karışık yağmur, bir de fırtına vardı. Hava durumu, terör haberleri gibi sunuluyordu.

huseyin_ozturk01bNasip olursa bu yazının yayınlandığı gün yine soğuk bir şehrimizin sıcak insanlarıyla beraber olacağım.
Geçtiğimiz Cumartesi İstanbul’da, karla karışık yağmur, bir de fırtına vardı. Hava durumu, terör haberleri gibi sunuluyordu.
Haberlerin terör havasına aldırış etmeden, dostum Bünyamin Bey ile dışarı çıkmaya karar verdik ve istikametimizi Sultanahmet’e çevirdik.
Meğer dışarısı ekranlardan ürkütüldüğü kadar korkunç değilmiş, sıradan bir kış günüymüş ve insanlar da sokaktaymış. Tedirgin edici bir şey yokmuş.
Bu hava şartlarında bastonlarla, koltuk değnekleriyle etrafı gezen turistler vardı. Onları görünce kendimizden utandık.
Bu hayıflanmamız sürerken, Yahya Kemal’in ifadesiyle; Ankara’nın en güzel tarafı olan İstanbul’a dönüşü yaşayan Ankaralı ustaları gördük.

Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz ile TYB onursal başkanı ve yazarımız D. Mehmet Doğan ve yönetim kurulu üyesi Ahmet Fidan İstanbul’a gelmişler.
Yazarlar Birliği ekibi Çemberlitaş’ta bulunan Cennet Mekân Abdülhamid’in kabrini ziyaret edip Fatiha okumuşlar.
Hoş beşten sonra; “Bir ziyaret daha yapar mısınız” diye sordum. “Tabi bu hava şartlarında evden geldiyse” diye de ilave ettim.
Kimi ziyaret edeceklerini sormadan “Olur” dediler. İşte dost ve vefa canlısı olmak böyle bir şey olsa gerekti.
“Hekimoğlu İsmail ağabeye uğrayalım, Ankara’dan sırf bu ziyaret için bile gelinir” dedim.
Ankara ekibi sevinerek “Haydi” dediler ve Timaş Yayınları’na doğru yürüdük. Yine caddelerde oldukça yaşlı turistlere rastlayıp, iç hayıflanmam sürdü.
Timaş’a varıp, Hekimoğlu ağabeyin kapısını çaldık ki, Hekimoğlu İsmail çoktan gelip masasına oturmuş ve çalışıyordu.
Malum yürüyemiyor ve yazamıyor. Tekerlekli sandalyesiyle işinin başına geliyor ve ellerini kullanamadığı için o söylüyor torunu yazıyor.
Ziyaretçilerini görünce çok sevindi. Hal hatır iletişimi sürerken araya girip;
“Ağabey dışarısı malum neden geldiniz” diye sordum. O da cevaben;
“Hava gayet güzel, önemli olan korkanların sokağa çıkamadığı zamanlar çıkmalı ki hizmet yürüsün” dedi.

Necip Fazıl’dan, Büyük Doğu’dan, Nutuk’tan, Mehmet Akif’e kadar hızlı ama yararlı bir sohbet yapıldı.
Hekimoğlu ağabey yine günün sözünü söyleyerek taşı gediğine oturttu.
“Atatürkçüler Nutuk’u, milliyetçiler de Akif’i anlamıyor. Her ikisinin anlaşılmaması, dil üzerinde oynanan oyunların sayesindedir” dedi.
Dil ustası ve söz ustası D. Mehmet Doğan da Hekimoğlu’nun tespitlerine katkıda bulunarak; “Dünyanın en zengin dilinin Türkçe olduğunu, ama beş yüz kelimeye hapsedildiğini” söyledi.
Biliyorsunuz D. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlüğü’ndeki kelime sayısı yüz bini aştı. Yüz binlerle ifade edilen bir dilin ne hale geldiği ortada.
Bu anlamlı ziyaretten sonra dışarıdaki havanın artık nasıl olduğu hiç birimizin umurunda değildi. Bütün mesele; neye nasıl baktığımızla ilgiliydi.

14.12.2010 Yeni Akit

Bu haber toplam 387 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim