Hüseyin Öztürk'ten: Bir Cesur Yürek Hüsameddin Akmumcu Hakk'ın Rahmetine Kavuştu

Hüseyin Öztürk'ten: Bir Cesur Yürek Hüsameddin Akmumcu Hakk'ın Rahmetine Kavuştu
Bir dava insanı, bir gönül adamı, bir merhamet küpü, bir sevgi dağarcığı, bir cesur yürek Hakk’ın rahmetine kavuştu. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dilerim.

Hüsamettin ağabeyi yıllar önce Mustafa Karahasanoğlu ağabey ile bir Isparta seyahatimizde ziyaret etmek istemiştik.

Kendisini görme arzumuzu ileten dostlara; “Onlar bana gelmesin, ben onların ayağına gideyim, nerede iseler oraya geleyim” diye büyük bir âlicenaplık göstermişti.

Isparta şehir merkezinde dostlarla sohbet ederken bulunduğumuz mekâna mehter marşsız bir kahramanın geldiğini gördük.

Başında Kafkas kalpağı, ilerleyen yaşına rağmen Şeyh Şamil’i andıran yüz ve mimikleriyle, öyle bir yürüyüşü vardı ki, tanıyan tanımayan herkes ayağa kalktı.

Salona girdiğinde söz bendeydi. Hemen lafımı sükûta uğratıp, kendisini kürsüye davet ettim. Israrlarımız neticesinde geldi ve:

“İman etmekten korkmayan, ürkmeyen, imanını canına can, yoluna yoldaş eden, bu dünyadaki yolculuk azığı olarak sadece imanıyla göçmek isteyen her Müslüman, bu davanın yılmaz bir ferdidir.

Ben de bu fertlerin arasında olmak için son nefesime kadar Müslümanlardan yana olmaya gayret edeceğim” demişti.

Bu ifadeleriyle salonda bulunan herkese büyük bir şevk hediyesinde bulunmuştu.

Avukat Hüsameddin Akmumcu kimdir?

Ailesi Isparta Uluborluludur. Kendisi 1923 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Kurmay subay bir babanın oğludur.

1955 yılında Ankara Hukuktan mezun olur ve mesleğine Ankara’da başlar.

Risale-i Nur davalarına girmek için 1958 yılında Isparta’ya gelir. 1960 darbesinden sonra Isparta’dan Adana’ya sürgün edilir.

Kars ve Erzincan dışındaki illerde ve çeşitli ilçelerde 163. maddeden davalara girer.

Bediüzzaman’ın kendisini avukatı tayin etmesini ise kısaca şöyle anlatır:

“1960’ın Şubat ayında Üstadı ziyarete gittim, kapıyı vurdum, pencereye Zübeyir ağabey çıktı ve ‘Geliyorum’ dedi.

Öyle der demez sivil polisler üzerime atladı. Karga tulumba emniyete götürdüler. ‘Bir daha oraya gitmeyeceksin’ dediler.

Ben de; ‘Beni buradan çıkarmazsanız zaten gidemem. Ama bırakırsanız giderim’ dedim. Bir müddet sonra bıraktılar.

Doğruca yine Üstadın kaldığı eve gittim. Baktım noter daktilosunu hazırlamış, Üstad’ın söyleyeceklerini bekliyor. Anlaşılan geleceğimi biliyordu.

Üstadın yanına girince notere beni göstererek, ‘Avukatımdır yazın’ dedi. Böylece son vekâlet verdiği avukatı biz olmuş olduk.”

Allah rızası için el Fatiha.

22 Nisan 2011 Yeni Akit

Bu haber toplam 496 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim