• İstanbul 24 °C
  • Ankara 16 °C

İbrahim Eryiğit: Deneme İkliminde Vahap Akbaş

İbrahim Eryiğit: Deneme İkliminde Vahap Akbaş

Deneme, insan ya da toplum hayatının bilimsel ya da güncel bir konusu üzerine anlaşılması kolay, ancak sanat ve bilgi düzeyi bakımından derinlikli, düşünce boyutuyla olduğu kadar duygu ve estetik yönden de doyurucu, bilinçli bir öznellikle kaleme alınmış bir edebiyat türüdür. Burada, denemenin roman, şiir, öykü, tiyatro gibi kurmaca nitelikli edebî türlerle, üslûbun önem kazandığı gezi, anı, eleştiri, mektup ve günlüklerin oluşturduğu diğer türler arasında bir ara bölge oluşturması bakımından oldukça önemli bir yere sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bir başka deyişle deneme, kurmaca özellikler taşıyabildiği gibi yazarın ve konuların gerçekliğini de içerir. Bu durum, deneme türünde aslî öznenin ‘insan’ oluşundan kaynaklanır. Doğal olarak, kurmaca türlerde de aynı durum söz konusudur; ancak, denemenin öznesi artık nesnel gerçeklik içinde yaşayan gerçek insandır.

Deneme türünün karakteristik örneği olan Denemeler adlı eserinde Montaigne’in, ‘Okuyucuya’ seslenirken, “Okuyucu bu kitapta yalan dolan yok.(...) Kendimi herkese beğendirmek niyetinde olsaydım, özenir, bezenir, en gösterişli halimle ortaya çıkardım. Kitabımda sade, tabiî ve her günkü halimle, özentisiz bezentisiz görünmek isterim, çünkü ben kendimi olduğum gibi anlatıyorum.(...) Başkaları insanoğlunu yetiştiredursun ben onu anlatıyorum ve kendimde, pek fena yetişmiş bir örneğini gösteriyorum. Bu örneğe yeniden biçim vermek elimde olsaydı onu elbet olduğundan çok başka türlü yapardım. Bir defa yapılmış artık. Şunu söyleyeyim ki, kendimi anlatırken söylediklerim değişik ve değişken olmakla beraber hiç gerçeğe aykırı değildir.” şeklindeki sözlerinde işaret ettiği gibi, saf denemede daha çok paylaşma amacı taşıyan, düşüncenin çok yoğun olmadığı, kanıtlama, yargıda bulunma, öğretici olma gibi tutumlardan uzak, iç gözleme ve özeleştiriye dayalı bir ‘ben’ anlatımı hâkimdir. Bununla birlikte, saf denemeyi salt yazarın kendi ‘ben’ini yansıtması olarak değerlendirmek yetersiz olur. Montaigne’in denemelerinde bile salt kişinin iç dünyası değil; düşünen, hisseden daha genel bir ifadeyle yaşayan bir varlık olan insanın hâlleri ve içinde yaşadığı dünyadan etkilenimleri yansıtılmaktadır. Dolayısıyla, konu bakımından geniş bir yelpazeyi kapsayan saf deneme tam anlamıyla ‘insan’ı yansıtan, insana özgü, özellikle psikolojik, duygusal ögeleri işlemektedir.

Nurullah Ataç, ‘Diyelim-Söz Arasında’ adlı kitabındaki Ben başlıklı yazısında, kendini eleştirmen olarak nitelendirirken, “Okurlar çoğunluğu tanımaz beni, tanıyamayacaktır da. Beni yazarlar, şairler tanır, daha da çok genç yazarlar, genç şairler. Büğün Ataç diye bir masal, bir efsane, bir mythe varsa genç şairler, genç yazarlar kurmuşlardır onu. Hepsi de yılar benden, yılgı salmışımdır onların arasına.” sözleriyle kendini bir eleştirmen olarak tanıtır. Yazar, eleştirmenliğinden söz ederken zaman zaman da kendini sorgular ve “Bunca yıldır yazıyorum, ne yaptım ben? Yanılmıyorsam 1921’deydi, Dergâh’ta yazmağa başladım. Ahmet Haşim’in Göl Saatleri yeni çıkmıştı, ilk yazım onun üzerinedir. (…) Dil işine sonradan giriştim. Daha önce başlasaydım, dil devriminin gerekli olduğunu daha önce anlayabilseydim ne iyi olurdu.” ifadeleriyle başlayan bölümde de yazmaya başladığı ilk dönemden içinde bulunduğu zamana kadar olan süreçteki meslekî panoramasını verir.

Denemenin iklimini duyumsatmak adına yaptığım bu girişten sonra, sözü, daha çok şair ve denemeci kimliğiyle tanınan A.Vahap Akbaş’a getirmek istiyorum. Montaigne ve Nurullah Ataç’ın yukarıda alıntılanan cümleleriyle birebir örtüşen bir şekilde son derece içten ve sıcak bir üslupla denemeler yazan Akbaş, yazma serüvenine 1978 yılında Hisar dergisinde yayımlanan ‘Ey Çerh-i Sitemkâr’ adlı öyküsüyle başlar ve vefat ettiği 2014 yılının Kasım ayına kadar şiir, deneme, roman, biyografi, inceleme, sadeleştirme, öykü, fabl ve antoloji gibi hemen hemen edebiyatın her alanında oylumlu eserlere imza atar. Bu yazı, Vahap Akbaş’ın deneme türüyle ilgili görüşlerine yer verme ve deneme yazıları, özellikle de ‘Düşünceyi Uyandırmak’ adlı kitabındaki deneme yazıları temel alınarak onun düşünce tarzına nüfuz etme çalışması olacaktır.

Biraz İhanet, İnziva Notları, Rahvan Saatler, Düşünceyi Uyandırmak ve çocuklara yönelik Göğe Çizilmiş Resimler adlı deneme kitaplarında yüzlerce denemesi yer alan A.Vahap Akbaş, söz konusu yazılarında ‘deneme’nin gerçek işlevinin ve geçişken yapısındaki hassaslığın son derece bilincinde olarak, çok geniş bir yelpazede kişiler, olaylar, fikirler, sistemler,…vs hakkındaki düşüncelerini kendine has nazik ve kuşatıcı üslubuyla okuyucularına sunar.

Denemelerinde yoğun olarak çocuk, gençlik ve eğitim meselelerini ele alması Akbaş’ın uzun yıllar öğretmenlik ve yöneticilik yapmasından kaynaklanıyor gibi görünse de farklı bir iş kolunda da çalışsaydı yine bu konulara kafa yoracağını onun yazılarını okuyanlar için tahmin etmek zor olmasa gerek. Birçok denemesinde, çocukların ve gençlerin öncelikli olarak sağlıklı düşünmeyi öğrenmeleri gerektiğini vurgular ve onların yazmada başarı sağlamalarına özel bir önem verir.  Yazmayı en sağlam düşünce yollarından biri olarak görür. “Yazı, fikri imbikten geçirir.” der ve devam eder: “Zihindeki ya da konuşmadaki fikir, posasıyla beraberdir. Yazı ise fikri posasından ayırır. Yazmayı öğrenen, düşünceyi zapturapt altına almayı da öğrenmiş olur. Çelişen unsurları, fazlalıkları, düşüncenin sağlamlığını ya da çürüklüğünü fark eder. Kafasında düzen fikri yer eder.”.

Umran dergisinin 143. sayısında Mustafa Aldı’nın yaptığı söyleşide denemeyle ilgili sorduğu sorulara verdiği cevaplar çok önemli bilgiler ve sağlam bir bakış açısı içeriyor: “Denemenin bizdeki serencâmı ne yazık ki çok eskilere dayanmıyor. Birçok edebiyat türü gibi o da Batı’dan geçme. Diğer türlere göre de biraz geç fark edilmiş. (…) Deneme, anlatıcıyı merkeze alan bir türdür. Oysa bizde ‘ben’ odaklı bir anlatım hoş görülmezdi. Denemecinin ilmî alanın dışında pervaz vurması da bu türe kayıtsız kalmamızda etkili olmuştur kanaatindeyim. Fuzûlî her ne kadar şairliğinin belki de bir gereği olarak ilme ‘kîl ü kal’  diyorsa da kalem erbabı ilim dairesi içinde kalmaya epey önem verir. Dinî, ilmî olmayanla iştigal biraz da zamanı israf olarak kabul edilir. Mehmet Kaplan’ın da belirttiği gibi, denemelerin düşünceyi uyandırmak gibi bir işlevi var. Hem yazarın hem de okurun bir çeşit düşünme temrini yapmasını sağlar denemeler. (…) Neden başka bir tür ile değil de deneme ile düşüncelerinizi ifade etmeyi tercih ettiniz, denebilir. Sanırım, bunda denemenin yazarın önüne serdiği geniş özgürlük alanının etkisi oldu. Bu özgürlük, dili rahat kullanma imkânı da sağlıyor. (…) Deneme bütün fikir yazıları içinde sanatla en fazla uyuşan türdür. Dili kullanırken düşünceyle estetiği harmanlamaya imkân tanıyor.”  

Muhtelif zamanlarda yazdığı deneme yazılarını ‘Düşünceyi Uyandırmak’ adıyla topladığı kitabında, edebiyatımızın genel ve özel havasına, şiir, hikâye, roman ve eleştiri türlerindeki gelişmelere dair görüşlerini son derece özgür ve içtenlikle ortaya koyuyor Vahap Akbaş. Özellikle de, ‘Şiirimizin Havası’ bölümünde yer alan ‘Son Yirmi Beş Yılın Şiiri’ başlıklı hayli uzun yazısı, her şair ve araştırmacının mutlaka okuması gereken bilgiler ve tespitler barındırması bakımından çok önemli. Yaklaşık olarak 1978-2003 yıllarını kapsayan bu yazı, Türkiye Yazarlar Birliği’nce 18 Mayıs 2003 tarihinde Kahramanmaraş’ta düzenlenen, ‘Şiirin Son Çeyrek Asrı/ Türk Şiirinde 25 Yıl’ konulu sempozyumda bildiri olarak sunulmuştu Akbaş tarafından. Bu denemede, şiirde özgünlük ve gelenek kavramları özellikle vurgulanarak, ‘şiirimizin son yirmi beş yılının muhtasar bir panoraması’ derinlikli ve kuşatıcı bir şekilde okuyucunun gözleri önüne panoramik olarak seriliyor.

Vahap Akbaş şöyle der, ‘Şiir ve Hayat’ başlıklı denemesinin bir yerinde: “Şiiri his, fikir ve dil olarak görmek yerinde olacaktır. O bize kelimelerden kanatlarıyla mâverâya uzanan yolu gösterir. Dilin lezzetini tattırarak estetik hazza eriştirir. Hayatın ve insanlığın varoluş sırrını sezdirir.”. Son Yirmi Beş Yılın Şiiri’nden tutun da, Şiire Görev Biçmek, Şiirimizin Havası, Şiiri Anlamak, Şiirin “Var”lığına Dair, Divan Şairinin Can Gözü adlı yazılarına kadar birçok yazısında şiirin sorunlarını adeta iğneyle kuyu kazarcasına irdelemiş ve özellikle genç şairlere sağlıklı bakış açıları geliştirmiştir. Diğer yandan, yazdığı yazılar, sadece şiirle sınırlı kalmamış, hayatın insanî yönlerini vurgulayan ve hayatın yaşanılır kılınmasını sağlayan öz bilgilerle donatılmış şairane bakış açılarının yer aldığı türden yazılardır. Edebiyatta tasavvuf olgusundan, roman ve türkü ilişkisi, eleştiri olgusu ve eleştirmenin gerçek işlevi, seyahat yazıları,…vs gibi konulara da ciddi biçimde kafa yoran ve emek harcayan Akbaş, diğer yandan Bülbüle Acımak adlı bölümde, Kitap Üzerine Notlar’dan Gül Güzellemesi ya da Bülbüle Acımak başlıklı yazılarında farklı bakış açıları getirerek okurunun zihninde beyin fırtınası yaşatır adeta. Vahap Akbaş’ın, Halk hikâyelerimiz ve romanımız hakkındaki deneme, inceleme ve hatıraları da kayda değer bilgiler ve öngörüler barındırır. Samipaşazâde Sezai’den Mizancı Murat’a, Nabizâde Nazım’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Necip Fazıl Kısakürek’ten Mustafa Miyasoğlu’na kadar çok geniş bir yelpazedeki şahsiyetler çerçevesinde ufuk açıcı ve son derece keyifli bir yolculuğa çıkarır okuyucusunu. Bu yolculuğun sonucunda, okuyucunun yüreğinde ve beyninde kalan bilgi ve anıların tadı uzun süre geçmeyecek vasıflar taşır.

Vahap Akbaş, ‘Göğe Çizilmiş Resimler’ adlı kitabında olsun, ‘Biraz İhanet’ adlı kitabında olsun, birçok denemesinde, çocukların yaşadığı şehir hayatının iç karartıcı durumlarına dikkat çeker. Akbaş’ın her tarafı beton ve asfalt kaplı şehirlerin ağaçsız, gökyüzünden yoksun ve kutu gibi yüksek apartman katlarında yaşamaya mahkûm bırakılan çocukların benlik tasavvurlarının oluşumunda çocuk edebiyatına yaptığı katkılar, edebiyat ve kültürümüze önemli yapı taşları olarak yerleşecektir.

Göğe Çizilmiş Resimler’ adlı kitabında çocukların düşünerek,  gülerek ve hayretler içinde kalarak okuyacağı değişik ve çarpıcı birbirinden değişik yazılar yer alır. Çocuklara doğal bir ufuk çizgisini işaret eden ve onların dünyasını sevgiyle kuşatan deneme yazıları bunlar. Her birinde çocukların dünyasını, sevgisini, sevincini ve içtenliğini duyumsatır. Bunu yaparken de kendisini, insanlığı, dünyayı içtenlikle okuyabilmeyi ve paylaşabilmeyi önerir okuruna.

Tam altmış yıllık bir hayata şiirden denemeye, hikâyeden romana, sadeleştirme çalışmalarından derleme çalışmalarına kadar yaklaşık kırk bir tane kitap sığdıran Vahap Akbaş, çölleşmiş yürekleri şiirleriyle beslerken, denemeleriyle de beyinleri uyandırmaktadır. Okurunun özgür bir bilinç ve idrak sahibi olması için kılı kırk yarar, gecesini gündüzüne katar adeta, naif üslubuyla önce gönülleri, ardından beyinleri fetheder. Şiir ve deneme dışındaki alanlarda ortaya koyduğu çalışmaları da hep yürek-beyin koridorunda coşkulu bir ırmak gibi çağıldamakta ve çağıldamaya da devam edecektir. A. Vahap Akbaş’ın coşkulu ve kuşatıcı yürek iklimiyle oluşan böyle bir çağlayanın sesi de doğal olarak yüreklerin en gizli yerinde olacaktır.

 

 

Kaynakça

Michel de Montaigne, Çev: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür  Yayınları, İstanbul,1987

Dr. Nesrin MENGİ, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 14, Sayı 2, 2005

Nurullah Ataç,  Diyelim-Söz Arasında, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1998

A. Vahap Akbaş, Göğe Çizilmiş Resimler, Konak Yayınları, İstanbul, 1995

A. Vahap Akbaş, Rahvan Saatler, Nisan Bulutu Kitapları, İstanbul, 2005

A. Vahap Akbaş, Düşünceyi Uyandırmak, Konak Yayınları, İstanbul, 2006

A. Vahap Akbaş, Zamandan Kurtarılan, Konak Yayınları, İstanbul, 2011

A. Vahap Akbaş, İnşirah, Konak Yayınları, 2014

Mustafa Aldı,  A. Vahap Akbaş’la Deneme Üzerine, Umran Dergisi, 143. Sayı,  Temmuz 2016

 

[ Edebiyat Ortamı, Mart-Nisan 2019, sayı: 67, s.51-55 ]

Bu haber toplam 78 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim