İbrahim Kiras: İslamcılık ideoloji mi?

İbrahim Kiras: İslamcılık ideoloji mi?
CUMARTESİ YAZILARI

İdeoloji kavramını dar anlamda “siyasi ve/veya toplumsal tasarım” olarak tanımlarsak, her ideolojinin bir ütopyası vardır. Ütopyasız ideoloji olmaz. Meşrutiyet devrindeki İslamcılık da bu anlamda bir ideolojidir. O devirdeki Türkçülük cereyanı da. Bir önceki neslin benimsediği Genç Osmanlılar fikriyatı da. Hatta Tanzimatçılık da. Hepsinin bir ütopyası vardı. İdeal bir toplum fikri. İdeal bir siyasi düzen. Vizyon. Ve hedeflenen toplumsal ve politik düzene ulaşmak yolunda neler yapılması gerektiğine dair görüşler. Yol haritası.

Ama 19. yüzyıldan daha geriye doğru gidersek, o devirlerde yaşanan toplumsal ve siyasi problemler konusunda Osmanlı aydınlarının “ileriye yönelik” bir çözüm projesi üretemediklerini -bazı münhasır fikirler olsa bile bunların toplumdaki herhangi bir kesimin ortak görüşü haline gelmediğini- söylemek durumundayız.

“Islahat” adına ileri sürülen çözüm önerilerinin ortak teması “eski düzenin ihyası”fikridir. “Devletimizin güçlü, insanlarımızın mutlu olduğu devirlerde geçerli olan yönetim sistemini terkettiğimiz için bugünkü problemler ortaya çıktı, eski düzene geri dönersek problemler çözülür” fikri. (Bir de bu fikrin sözümona dinî versiyonu var: Toplum olarak dinden uzaklaştığımız için Allah’ın yardımından ve bereketinden mahrum kaldık. Bu yüzden devletimiz zayıf düştü, bu yüzden savaşlarda yeniliyoruz ve toprak kaybediyoruz, bu yüzden zenginliğimizi kaybettik vs.)

Uzun sözün kısası, aydınlarımızın yeni bir toplumsal düzen önerisi yoktur Tanzimat’a kadar. Sonra, dediğim gibi, hemen her neslin bir toplum tasarımı, bir ideolojisi, bir ütopyası var. Cumhuriyeti kuran aydın kuşağının da bir ütopyası vardı. O yolda ciddi adımlar attılar. Ama atılan bu adımlara islamî hassasiyetlerle karşı koyan kesimlerin ütopyası yoktu. Çünkü, bu yazı dizisinin bir yerinde anlatmaya çalışmıştım, bu kitlenin aydınları yoktu artık. Tanzimat’ın aşırı batıcılığına tepki olarak ortaya çıkan Yeni Osmanlılar gibi rehberleri yoktu. Dolayısıyla problemler karşısında sarıldıkları “çözüm önerileri” son tahlilde Osmanlı düzenine, şer’î hukuka, hilafet devletine, hatta ikinci Abdülhamit yönetimine “geri dönmek”ten ibaretti.

1940’lardan, 1950’lerden itibaren bu kesimde yeni bir aydın nesli yetişti. Ama onların da ütopyaları yoktu. Tıpkı “ıslahat” diye “kanun-ı kadim”e dönmeyi savunan klasik dönem Osmanlı aydınları gibi... 1960’lardan, 1970’lerden sonra İslam devleti, İslam nizamı gibi kavramlar dindar kitlenin kimi aydınları arasında revaç buldu ama aslında bu modern kavramların anlam içeriğini de yine Osmanlı düzenine dönmek fikri oluşturuyordu.

Devamı: http://www.karar.com/yazarlar/ibrahim-kiras/islamcilik-ideoloji-mi-8154?utm_source=partners&utm_medium=gazeteoku.com&utm_campaign=feed

Bu haber toplam 122 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim