tyb_sozluk
Yazdır PDF

Hem şiir yazıp hem de şiir üzerine kafa yoran çok az şair vardır. Hatta bu anlamda şairleri ikiye ayırabiliriz. Birincisi şiir üzerine düşünen ve poetikası olan şairler, diğeri poetikası olmayıp bu şairlerin peşinden gidenler. Birinciler her zaman büyük şairlerdir. Devirlerinin ruhunu fazlasıyla verir ve çığır açarlar. Divan edebiyatında Baki, Fuzuli, Şeyhi, Nef'i, Nabi dönemlerine damgasını vurmuş, şiire yenilik getirmiş, üslup ve söyleyiş sahibi şairlerdir. Cumhuriyet dönemi şiirimizde çağdaşlarını ve sonradan gelenleri etkilemiş olan şairler; Mehmet Akif, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel'dir. Bunlar hem şiir söylemiş hem de şiir üzerine düşünmüş ve poetika oluşturmuşlardır.

Daha çok "şiir nedir?" sorusundan yola çıkarak kendi şiir maceralarını anlatan bu şairler, aynı zamanda kendilerinden sonra gelenlere, "şiir nasıl olmalıdır veya şiir nasıl yazılmalıdır?" tecrübesini aktarmışlardır. Mehmet Akif'in bir dizesinde ortaya koyduğu ve aynı zamanda şiirinin aktığı mecrayı gösteren şu mısra bu anlamda dikkat çekicidir:

"Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek

Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek"

Mehmet Akif'in "söz"den kastettiği şey, hiç kuşkusuz şiiridir. Bu şiirinde belirttiği gibi ömrü boyunca sanatını/şiirini "hakikat" için kullanmış, hakikatin peşinden gitmiştir. Yine büyük şair Necip Fazıl, şiir üzerine düşüncelerini dile getirirken, "Şiir, mutlak hakikati arama işidir. Şiir tebliğ değil, telkindir" diye özetlediği ve insan ruhunun burkuntularını dile getirdiği metafizik şiirleri bu anlamda ufuk açıcıdır.

Sembolik şiirin temsilcisi Ahmet Haşim, "Şiir hakkında bazı mulahazalar" başlığı altında dile getirdiği şiir hakkında ki görüşlerini; "Şair ne bir hakikat habercisi, ne güzel konuşan bir insan, ne de bir yasa koyucudur. Şairin dili düzyazı gibi anlaşılmak için değil, ama duyulmak üzere oluşmuş, musiki ile söz arasında, sözden fazla musikiye yakın, iki arada bir dildir." diye ortaya koymuştur. Burada, ayrıca İsmet Özel'in"şiir okuma kılavuzu" kitabını zikretmek gerekir. Özel bu kitabında şiir nedir sorusunun cevabını aradığı kadar şiir niçin yazılır sorusunu da cevabını bulmaya çalışır: "Şiirde bazı kelimelerin lügat manalarını aramak bence lüzumsuzdur çünkü şiir kelimelerin bir araya gelmesinden hâsıl olan büyük bir kelimeden başka bir şey değildir. Bir tek kelime, hecelere ayrıldığı zaman, nasıl o heceler başlı başına bir mana ifade etmezse, şiirde teker teker kelimelerin manaları ile uğraşmak beyhudedir. Şiir tıpkı hayatta olduğu gibi müşahhas malzeme ile mücerret bir âlem yaratmaktır." Ayrıca kitabına isim olarak seçtiği "şiir okuma"nın da öğrenilebilecek bir şey/metot olduğunu belirtir. Kendi sanat yaşamından hareketle; "Şiir gençlik yıllarımda üzerine titrediğim şeydi; bugünse şiirin üzerine titrenilecek bir şey olduğunu kavrayabilmek için ayrıca bazı titizlikler gerektiğini anlıyorum. Bu anlayış içinde Türkiye'deki şiir okuyucusunun, eski bir tanışım olan şiir üzerine bir metinle çıkabilme yürekliliğini buldum." diye yazar ve "Şiir okumak, insanların hayatında bir tutacaksa öğrenilebilir bir şey olmalı" diye devam eder.

Yaşadığı dönemde ilgisizlikten yakınan ama Türk edebiyatının büyük romancılarından olan Ahmet Hamdi Tanpınar ise, kendini daha çok şair olarak nitelemesine karşın, büyük bir romancı olarak tanınmıştır. Şiire verdiği büyük önem ve mükemmeliyetçiliğinden dolayı çok zor yazan, çok zor beğenen Ahmet Hamdi'nin şiir yazma macerası bu anlamda dikkate değerdir. Ölümünden uzunca bir aradan sonra yayınlanan günlüklerinde, yazdığı şiiri yüzlerce kere değiştiren, ama bir türlü beğenmeyen, hatta yayınladığı şiirler üzerinde dahi müdahalede bulunan bir sanatçıdır. Türk edebiyatında şiirleri yayınlandıktan sonra onlar üzerinde oynama yapan birçok şair vardır. İlk aklıma gelen isimler Necip Fazıl, Sezai Karakoç'tur.

Bu şairlerin şiirlerinin bitmemişlik duygusu ve en mükemmel mısraları veya sözcükleri yakalama endişenden kaynaklanır. Yahya Kemal'in bir mısra için yirmi beş yıl beklediği düşünülürse bu daha iyi anlaşılır sanırım. Aslında mükemmeliyetçilik bir sanatçı için hem iyi hem de kötü bir şeydir. İyidir; en güzel ve en estetik şekilde bir eseri vücuda getirmenin kaygısıyla hareket ederler. Kolay beğenmedikleri için en güzel ve en iyiye ulaşmaya çalışırlar. Kötüdür; zira ürettiği hiçbir eseri beğenmediğinden dolayı, yıllarca -belki de küçük bir ayrıntı veya kaygı yüzünden- eser üretemezler, tamamlanmamış eserlerle birlikte kaybolup yiterler. Kemal Tahir, mükemmellik duygusu sanatçıyı kısırlaştırır anlamında bir ifade kullanır...

Tanpınar'ın üstadı Yahya Kemal, hayatı boyunca kitap yayınlamamıştır. Eserleri ölümünden sonra yayınlanmıştır. Şiirleri ise ancak yüzeli iki yüz sahifelik bir kitap olmuştur. Onun izinden giden Tanpınar'ın günlüklerine baktığımızda şiiri fazlasıyla önemsediğini, mısralarını bir kuyumcu titizliğiyle işlediğini, şiir yazarken sancılı yaşadığını görürüz. Şiirinde neler üzerinde duracağını, hangi konularda yazacağını not etmiştir. Tanpınar'ın günlüğündeki şiir yazma sürecine baktığımızda onun Rus şair Mayakovski gibi şiiri bir "üretim" biçimi olarak algıladığını görürüz. Zira şiiri hakkında malzemeler toplar, önceden tasarlar ve yazar. Daha sonra da Mayakovski'nin belirttiği gibi yazdığı şiir üzerinde işçilik yapar. Poetikası olan şair, şiiri bilerek yazar ve üzerinde düşünür. Mayakovski, bu duruma üretim diyor.

Bu bağlamda Mayakovski'nin "şiir nasıl yazılır" kitabına bakmak gerekir. 20. yüzyılın büyük ve öncü şairi Mayakovski, bu kitabında: "eline yeni kalem alan, bir hafta sonra da şiir yazmaya kalkışan birine kitabımın pek yararlı olacağını sanmam. Kitabım ancak tüm engellere karşın şair olmak isteyenlere yararlı olabilir" diye yazar. Mayakovski'nin, kitabın başından sonuna kadar şiir deneyiminden yararlanarak kaleme aldığı göz önüne alındığında, büyük bir tecrübeden doğan bu kitabın kendini şiire adamışlar için faydalı olacağı kesindir. "Şiir bir üretimdir. Çok güç ve çok karmaşık türden bir üretimdir. Ama yine de üretimdir" diyen yazar, aynı zamanda bağlı olduğu Marksist ideolojiyle şiiri örtüştürmek istemiştir. Ayrıca Mayakovski; "Bir insanı şairliğe götürecek, onun şiir yazmasını sağlayacak kurallar değildir amacım. Böyle kurallar yoktur. Şair bu kuralları yaratan kişidir" diyerek de okuyucunu koyduğu kurallar içerisine hapsetmek istemez. Şiir nasıl yazılır sorusuna cevap ararken;"Şiir çalışması yalnızca eskiden saptanmış şiirsel yapıt özelliklerini incelemek değil, üretim sürecini incelemek yeni şeyler yaratmamızı sağlayacak bir çalışma yapmakladır. Yenilik malzemelerde ve yöntemlerde yenilik yaratmak, her şiirin yazılışında zorunludur. İyi bir çalışma defteri tutmak, bu defterden nasıl yararlanacağı anlamak aşınmış ölçülerle kusursuz şiir yazmayı becermek daha önemlidir." diyerek bu konudaki tecrübesini ve birikimi ortaya koyar. Mayakovski, şiir yazma olayını belli bir tekniğe oturtmaz. Ayrıca "kaleminize yalnızca bir şeyi şiirden başka yolla dile getiremeyeceğiniz zaman el atın. Ön hazırlıklarınızı ele alıp işlemeye apaçık bir toplumsal buyruk duyduğunuz zaman girişin ancak. Toplumsal buyruğu doğru olarak anlayabilmesi için olup bitenlerin ortasında olması gerekir" diye genç şairlere tavsiyede bulunur.

Yazar, "Sanatın politik olmadığını O mit'i paramparça etmemiz gerekir" derken de sanat hakkındaki görüşünü ortaya koymuş oluyor. İyi bir şiirin yazılabilmesi için elimizde bir yığın ön çalışmanın şart olduğunu savunan yazar, malzemenin ne olduğunu da şöyle açıklıyor: "Bir şair, durum ne olursa olsun, her karşılaşmayı her işareti, her olayı sözcüklere dönüştürebilecek malzeme olarak görür." Şiirde kelimenin tam yerine oturtulmasını kendi şiirinden örnekle ortaya koyan yazar, kitabın sonuna Yasemin'in bir şiirini de eklemiş. Bu anlamda 'Şiir Nasıl Yazılır' kitabı her şairin okuması gerekir.

Burada Tanpınar'ın Mayakovski gibi ideolojik bir şairin, şiir hakkındaki görüşlerine katıldığını söylenemez. Ancak şiir yazma süreçlerinin benzerlik taşıdığını da unutmamak gerekir. Zira Tanpınar ile Mayakovski'nin buluştuğu nokta, poetik değil, yazım/üretim süreciyle ilgilidir. Bilindiği gibi Tanpınar, şiirde en çok Haşim, Yahya Kemal, Baudleare ve Valery'nin etkisinde kalmıştır. Fikirsel ve sanatsal bağlamda Dostoyevski dışında, Rus edebiyatıyla bir yakınlığı yoktur. Şiir üzerine önemli bir diğer kitap Rilke'nin "Genç bir Şaire Mektuplar"dır. Rilke de tıpkı Mayakovski gibi deneyim ve birikiminden hareketle şiir üzerine önemli bilgiler verir. Bu kitabında Rilke'nin nasıl bir dünyada yaşadığını ve bu dünyadan hareketle eserini/şiirini nasıl inşa ettiğini görürüz. Onun bu kitabı genç şairler için yol göstericidir. Rilke'nin bu kitabıyla örtüşen bir başka kitap Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel'in "Genç bir şairden, genç bir şaire mektuplar" kitabıdır. Henüz fikirsel anlamda yollarını ayırmamış bu iki genç şairin, yazışmalarında şiir ve sanat üzerine değiniler yer alır.

Görüldüğü gibi büyük şairler, yalnızca şiir yazmakla kalmamış aynı zamanda şiirleri üzerine kafa yorarak onu formüle etmişlerdir. Onların şiir üzerine yazdıkları ve şiiri yazarken yaşadıkları ruh hali ve tecrübeleri kendilerinden sonra gelenler için yol göstericidir. Zaten onların büyüklüğü de burada saklıdır.

11.02.2012
Share/Save/Bookmark

Yorum ekle


Mehmet Kurtoğlu

Buradasınız:   AnasayfaYazarlarımızMehmet KurtoğluPoetika ve şiir nasıl yazılır
| + -
kbilgiler
i_bilgileri