• İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

Irak Türkmenlerinden Bir Şair: Esat Naip

Önder SAATÇİ
Türk dünyasında, coğrafî bakımdan Türkiye’ye en yakın Türk topluluğu Irak Türkmenleridir. Ama ne yazık ki bu Türk topluluğu hakkındaki bilgilerimiz pek azdır.

Hele hele onun dili, kültürü ve edebiyatı söz konusu olunca toplumumuzdaki bilgi eksikliği cehalet derecesine kadar varmaktadır. Bu cehalet yalnız eğitimsiz sınıf için değil, eğitimli sınıf için de söz konusudur.  Bu yazıda elimizden geldiğince bu Türk topluluğunda yetişmiş bir şairi, Esat Naip’i tanıtmaya, bu vesilesiyle de Irak Türkmenlerinin kültürü ve edebiyatı hakkında fikir vermeye çalışacağız.

 

Hayatı:

 

Esat Naip 1900 yılında Kerkük’te doğmuştur. Naip’in eğitiminde ilk durak mahalle mektebidir. Burada küçük yaşta Kur’ân-ı Kerîm’i hatmeder. Ayrıca Türkçe Mevlit, Küçük İnşa ve Güldeste gibi klasik eserleri okur. Babasından da hem Sadi’nin Gülistan’ını hem de Arapça ve Farsçayı öğrenir. Osmanlı Kerkük’ünde klasik eğitiminin yanı sıra resmî örgün eğitimine de devam eder. İlk mektebi, rüşdiyeyi (orta okul) ve idadîyi tamamlayarak sultanî mektebine yazılır; ama Birinci Cihan Harbi’nin başlaması bu okulun kapanmasına ve Esat Naip’in eğitiminin yarım kalmasına yol açar. 1921’de ise öğretmenliğe başlar ve 1963’te meslek hayatını tamamlayarak emekliye ayrılır. Emekliliğinde Bağdat’a yerleşen şairimizin Kerkük’le olan bağı hiç kopmaz. Kerkük’e gidiş gelişleri uzun yıllar devam eder ve 1992’de Hakk’ın rahmetine kavuşur.  

 

            Edebî Kişiliği:

Naip’in edebî kişiliğinden söz ederken yukarıda sözünü ettiğimiz eğitim durumunu  hatırlatmak gereklidir. Esat Naip devrin şartlarında çok iyi bir eğitim almıştır. Onun şairliğini etkileyen bir diğer faktör de tahsilini Türkçeyle yapmış olmasıdır. Bu durum onun dile  hâkimiyetini sağlamıştır. Naib’in olgunluk çağları Irak Türkmen edebiyatında da yenileşme cereyanlarının ve atılımlarının başladığı devirdir. 1950’ye kadar Irak Türkmen şairleri daha çok klasik edebî anlayışla ürünler verirken bu tarihten itibaren artık yenileşme akımı başlamıştır. Pek çok şair gibi Naip de bu süreçte hem dilini sadeleştirmiş hem de aruzdan heceye yönelmiştir. Şiir dilindeki sadeleşmeyi o derece benimsemiştir ki divan tarzında yazdığı şiirlerin aruzla yazıldığı hiç belli olmaz.

Önceleri Servet-i Fünûn şairlerinden ve bilhassa Tevfik Fikret’ten etkilenen şair zamanla Yahya Kemal ve beş hececilerden Faruk Nafiz ve Orhan Seyfi’nin takipçisi olur. Ancak onun bu takipçiliği pasif bir taklitçiliğin çok çok ötesine geçmiş ve bu şairlerin belli başlı şiirlerine nazire denebilecek şiirler yazmıştır. Mesela, Pınar başlıklı şiiri Faruk Nafiz’in “Çoban Çeşmesi”ne âdeta bir naziredir. Bir Hatıra şiiri de Yahya Kemal’in “Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden” mısraıyla başlayan şarkısına bir nazire değerindedir.    

Es’ad Naip’in şiirlerinde işlediği belli başlı konular aşk, bahar, saz, gül, bülbül gibi Türk edebiyatının klişeleşmiş konularıdır. Ancak şair bunları derin bir duygulanmayla ve samimi bir üslupla dile getirir. Şiirlerindeki canlı tasvirler ve hüsn-i ta’liller de söyleyişini  güzelleştiren ve zenginleştiren unsurlardır. Esat Naip için rahatlıkla lirik ve pastoral bir şair demek mümkündür. Onun şiirlerinde karamsarlık ve bedbinlikten ziyade yaşama sevinci vardır.  Bu yüzden onun şiirleri bir çırpıda insanı sarıveren mısralarla doludur. Ayrıca zarif ve ince anlatımı onun ifade gücünün ve Türkçeye olan hâkimiyetinin göstergesidir.   

Esat Naip Irak Türkmen edebiyatında aruzla da çok güzel şiirler yazmıştır. Hatta, ünlü Kerküklü araştırmacı Ata Terzibaşı’ya göre, onun aruzla yazdığı şiirlerindeki heyecan daha yüksektir. Bunun farkında olan şair de Terzibaşı’nın bu kanaatini kabullenmekle beraber yine de Irak Türkmen edebiyatındaki yenileşme hareketine ayak uydurmaktan geri kalmamıştır. Aslında, Naip’te gördüğümüz bu, yenileşmeye açık tavır pek çok Irak Türkmen şairi (Reşit Akif Hürmüzlü, Sait Besim Demirci, Nazım Refik Koçak, Tevfik Celal Orhan, Abdulhakîm Mustafa Rejioğlu) için de geçerlidir ve bunun ardında Türkiye’deki şiir akımlarının ve dildeki gelişmelerin de rolü vardır. Her ne kadar Irak Türkmenleri, Osmanlı’dan koparıldıktan sonra anavatandan uzak kalmışlarsa da Türkiye’deki bütün edebî ve fikrî gelişmeleri, biraz gecikmeyle de olsa yakından takip etmişlerdir. Bu takip bir bakıma, onların anavatana olan hasretlerini dindirmenin de bir yoludur.  

Esat Naip karakteriyle de gönülleri fethetmesini bilmiştir. Nüktedan (esprili) ve şakacı bir insan olan şair çevresindeki insanları hiçbir zaman incitmemiş ve kimsenin aleyhinde konuştuğu görülmemiştir. Kerkük’e her gelişinde dostlarını arar, Bağdat’taki evinde de edebî sohbetlerinde dostlarıyla beraber olurdu. Bayramlarda dostlarına gönderdiği tebrik kartlarına küçük şiir parçaları yazarak da onların gönüllerini almasını bilirdi.  

Eserleri:

Esat Naip şiirlerinin çoğunu ilkin Necme, sonraları İleri, Kerkük, Âfak, Beşir, Kardaşlık gibi gazete ve dergilerde yayınlamıştır. Bunlar Irak Türkmenlerinin 20. asır boyunca Kerkük ve Bağdat’ta çıkardıkları belli başlı yayın organlarıdır. Bazı şiirleri de Türkiye’de, Fuzuli ve Yeşil Ada dergilerinde yayınlanmıştır. Şairin ayrıca Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan’daki edebî dergilerde de bazı şiirleri okuyucuyla buluşmuştur. Naip’in şiirleri daha sonra şu kitaplarda toplamıştır:   

1. Zamanın Eli: 88 sayfalık küçük bir kitap olup daha çok hece vezniyle yazdığı şiir örneklerini barındırır. Irak Kültür ve Tanıtma Bakanlığınca 1985 yılında Bağdat’ta basılmıştır. 

2. Yapraklar: 168 sayfalık bu kitap daha çok aruz vezniyle yazılmış şiirlerden oluşmuştur. Bağdat Türkmen Kardaşlık Ocağı yayınlarından olan kitap 1986’da Bağdat’ta basılmıştır.

3. Armağan: Daha çok öğrencilere hitap eden bu eser 80 sayfadan oluşmuştur. Kitapta bazı Nasreddin Hoca ve Bektaşi fıkraları ile hayvan masalları ve bazı nükteler (anekdotlar) manzum bir şekilde anlatılmıştır. Eser Irak Kültür Bakanlığınca 1998’de basılmıştır.

4. Kerkük Nükteleri: Düz yazı biçiminde olup halk ağzından derlenmiş bir yığın fıkra ve anekdottan oluşur. Şair her bir parçanın sonunda ona uygun bir beyit de yazmıştır. Eser iki cilt hâlinde tasarlanmışsa da ancak birinci cildi yayınlanabilmiştir (Bağdat, 1973).  

Bununla yanı sıra, şairin basılmayan eserleri de vardır ki bunlar, Ömer Hayyam’dan manzum bir şekilde çevrilmiş bazı rubailerden oluşan yazma bir kitap ile Keşkül adını verdiği ve birçok yayınlanmamış şiirinin toplandığı bir taslak, ayrıca baskıya hazır hâlde bulunan Kerkük Nükteleri’nin ikinci cildidir. 

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

 

               DİCLE

 

Her mevsimde senin neşen taşardı

Hem azın güzeldi hem kışın Dicle

Dalgalı göğsünü bahar okşardı

Ne cana yakındı bakışın Dicle

 

Hayali akşamın sevda izleri

Çekerdi sahile her gün bizleri

Toplardı oraya gül filizleri

Sazlı sandallarla yarışın Dicle

 

Bezminde bir peri her gün sakiydi

Sunduğu gönüldü, değil rakıydı

Bizi sarhoş eden onun aşkıydı

Senin de mahmurdu bakışın Dicle

 

Ararım meğerse göç etmiş hepsi

Gelmiyor sahilden dostların sesi

Bağların, Leylâsız kalmış gölgesi

Nerede Mecnunî bakışın Dicle

 

Yanmıyor yürekler güneş mi solmuş

Mest etmiyor bade bir şey mi olmuş

Kaç kere başlamış kaç kere dolmuş

Nerde o kadeh çakışın Dicle

 

Demek gül mevsimi ermiş hazana

Bahçeler bozulmuş bağlar virane

Bülbüller ötüyor ne yana yana

Senin de koy aksın bakışın Dicle

 

Giden günler dönmez geçmişi bırak

Uçruma düşersin bir önüne bak

Ruhumu şad eder nişan olarak

Kabrime bir çiçek takışın Dicle

 

 

         KELEBEK

 

Sarı mor pembe beyaz bir kelebek

Her sabah bahçeme erken gelerek

 

Uçuşur zevkle çiçekten çiçeğe

Pek güzeldir o, ne hacet demeye

 

 

Sömürür bitkilerin en özünü

Geçirir böylece hep gündüzünü

 

Bahçemin gülleri tutkundur ona

Ne sokulmuş bakınız birbirine

 

Kâh öper onları kâh okşayarak

O vakit gel de onun keyfine bak

 

Sürünür laleye çapkıncasına

Gizlidir verme kulaklar sesine

Her çiçekten koku renk öz su alır

Bu bakımdan bana ortak sayılır

 

 

        BAHAR

 

Bahar oldu açıldı gül

Nergis süsen lale sümbül

Bahçelerde çiler bülbül

Kuşlar uçar dal budağa

Kadın erkek Çuvarbağ’a

 

Esti baharın rüzgârı

Eridi dağların karı

Çayda akan sel suları

Çeker bizi Şeyhbahri’ye

Bazen daha ileriye

 

Kadın erkek saf saf geçer

Gözler bakar gözler seçer

Gönüllere sevgi biçer

Nişan yüzüklü elleri

Sonagölü güzelleri

 

Şen Kuzular bayırlarda

Oynar otlar çayırlarda

Çoban yarın hatırlar da

Kaval çalar coşa coşa

Hazantepe binler yaşa

 

 

KUMRU

Hemdert arıyorsun meğerse böyle

Her sabah bahçeme gelirsin kumru

Boşluğu dolduran yanık sesinle

Beni de uykudan alırsın kumru

Belli hicran seni salmada derde

Serviden sorarsın sevgilim nerde

Sana ben diyeyim bana sor bir de

Bu hicran bağında kalırsın kumru

 

Bir sen misin yalnız eşinden cüda

Sor bu bağda kimler ermiş murada

Sen hiç olmaz ise şimdi burada

Ben gibi bir hemdert bulursun kumru

 

Gel her sabah kumru seni beklerim

Seninle avunur benim dertlerim

Beş günlük dünyada şimdilik varım

Kim bilir yarın ne olursun kumru

 

 

 

           HANCI

 

Her derbeder kimse başvurur sana

Ayrılık derdi var bende hancı

Ben de bir Kerem’im haber ver bana

O vefasız Aslı’m nerede hancı

 

Dediler geçende size gelmişti

Kalbimi firakın oku delmişti

Bizim ilde bunu herkes bilmişti

Türbem olacak bir derede hancı

 

Gezerim ararım elimde Keşkül

Oyalamaz beni karanfil sümbül

Bahtsızlığımdan sapıttı gönül

Yurdumu terk ettim sonra da hancı

 

Güneş batmadadır başlıyor gece

Bir mum bul da bana gözlerim seçe

Konuşalım mâni yok ise sence

Yaklaşıver otur şurada hancı

 

Bir bağrı yanık da var ise getir

Sazıyla derdimi belki söyletir

Senden istediğim bir de badedir

İçerim arada sırada hancı

 

Yürek acısına dermandır bade

Eğer su yok ise içerim sade

Daha yetinmedim bağışla bir de

Konuğum (sana) bu gece hancı

 

Yatağa lüzum yok bu kilim yeter

Mangalı da kaldır istersen eğer

Dinledin derdimi sen birer birer

İştahsızım yapma seferde hancı

 

 

İlkinden postumu alır giderim

Hesabı verir de göçüp yiterim

Sizleri bir daha görmez gözlerim

Dua et bana bir kere hancı

 

Gün doğar ufuktan ovaya yine

Çiçekler açılır bülbül sesine

Yerimi boş görüp bakınca yana

Ben gibi bir hemdert ara da hancı

 

 

 

 

 KAYNAKLAR:

AKKOYUNLU, Ziyat “Irak Türk Edebiyatı”, Türk Dünyası El Kitabı, 4.cilt, Edebiyat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 1998, s. 121-134.

BAYAT, Fazıl Mehdi, Irak’ta Türkmen Edebiyatı Tarihi (1958-1968), Türkmen Kardaşlık Ocağı yayınları, Bağdat 1984, s. 117-125.

           MÜFTİ, Ali Hüseyin, “Irak Türkmen Çağdaş Şairi Esad Naib’in Yapraklar Adlı Divanı”, Kardeşlik, Eylül-Ekim 2008(S: 229-230), s. 41-44.

SAATÇİ, Suphi, “Irak (Kerkük) Yazılı Türk Edebiyatı”, Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi (6. cilt), T.C. Kültür Bakanlığı yayınları, Ankara 1997, s. 419-423.

TERZİBAŞI, Ata, Kerkük Şairleri(3. Cilt), Ötüken Yayınları, İstanbul 2013, s. 174-198.

 

 

 Türkmeneli 94/ 17-21

Bu yazı toplam 396 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim