İran’da Din Siyaset İlişkisi Meşrutiyetten İslam Cumhuriyeti’ne

İran’da Din Siyaset İlişkisi Meşrutiyetten İslam Cumhuriyeti’ne
Hülya Özkan
Din-siyaset ilişkisi tarih boyunca önemini yitirmemiş bir konudur. Bu ilişki; din-toplum, din-birey, din-devlet gibi birçok ilişkiyi de içine alan geniş bir yelpazeye sahip olmakla birlikte, toplumdan topluma ve dönemden döneme farklılık arz etmek- tedir. Dinin siyaset ile olan ilişkisi; meşruiyet kazandırma, kimlik kazandırma, toplum- sal kontrol ve denetleme, bütünleştirme ve toplumsal yapıyı düzenleme gibi işlevlere sahiptir. Bu bağlamda dinin mutlaka siyasetle ilişki içinde olduğu daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
İnsanlık tarihi, din ve dini olaylar tarihi olarak da değerlendirilebilir. Sahip olduğu normlar, değerler ve inançlar sayesinde insan ve toplum eylemlerini önemli ölçüde etkileyen din, yeryüzünde insanlığın görüldüğü andan beri temel düşünce biçimlerini şekillendirmiştir. İnsana bir bakış açısı kazandıran din, hayatın anlamlı hale getirilmesi için değer üretmektedir. Dinler, sistemleri ve toplumsal yapıları etkilerken, toplumsal olayları etkisi altına almış ve aynı zamanda bu gelişmelerden etkilenmişlerdir. Semavi dinlerin yeryüzüne yayıldığı Ortadoğu, sosyopolitik araştırmaların cazibe merke- zini oluşturmaktadır. Ortadoğu insanlığın başladığı ve toplumsal örgütlenmelerin ilk örneklerinin ortaya çıktığı yer olarak kabul edilmektedir. Toplumsal yapının birçok kurumu bu topraklarda vücut bulmuş ve birbirlerini etkileyerek geliştirmişlerdir. Bu kurumların başında din ve siyaset gelmektedir.
Hristiyanlığın gelişmesiyle birlikte Roma’dan günümüze kadar Batı devlet gelenek- lerinde din-siyaset ilişkisi her zaman ön planda olmuştur. Siyaset kurumu toplumsal sistemde meşruiyet kaynaklarını dini referanslara dayandırmıştır. Ayrıca dini grupla- rın desteğini alarak iktidarı elde etme ve tutma yoluna gitmiştir. Doğu toplumlarında özellikle İslam dininin hakim olduğu coğrafyada din ve siyaset iç içe geçmiştir. Bunun sebebi, İslam dininin yalnızca bir inanç sistemi olmayıp toplumsal yapının tamamını düzenleyici bir yapısının olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun en bariz örneğini İran İslam Cumhuriyeti’nde görebilmekteyiz. Özellikle devrim sonrasındaki devlet kurum- larının yapısı bunun en çarpıcı örneklerini teşkil etmektedir.
Tarihsel arka plana bakıldığında Şah dönemi İran’ında modernleşme hareketleriyle birlikte din ile siyaset bir ayrışma sürecine girmiştir. Humeyni önderliğindeki devrim hareketinde ise din, bütünleştirme ve meşrulaştırma işlevleriyle aktif bir rol oynamış ve motive aracı olmuştur. Diğer bir ifadeyle İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş süre- cinde din, halk üzerinde önemli derecede etkili olmuştur.
Din-Siyaset İlişkisi
Toplum üzerinde oldukça etkili kurumlar olan din ve siyasetin birbiriyle ilişkisi değişik dönem ve toplumlarda farklılıklar göstermiştir. Dinsel olan kendini siyasal bir formda açığa çıkarırken, siyaset de dinsel bir dilin gücünden pay almaktadır. Din doğa- sı gereği toplumun her kesiminde, tüm kurum ve kuruluşları üzerinde etkiye sahiptir. Böylelikle siyaset, yönetim kurumlarını dinin etkisinden bağımsız olarak değerlendir- mek mümkün değildir. Bu yüzden birbirlerini dışlamaları veya birbirlerinden uzak kal- maları mümkün görünmemektedir.1 Dinleri dünya görüşü olarak konumlandırdığımız- da, onların mensuplarından yerine getirmelerini istedikleri ibadetler yanında insanlara kimlik verdiklerini, davranış kural ve normları oluşturarak ne zaman ve nasıl hareket edileceğini ya da edilmesi gerektiğini düzenlediklerini görürüz. Eğer din, bir toplum içinde yaşayan insanın eylem ve davranışları için kriter koyuyorsa siyasetin bunun dı- şında kalması mümkün değildir.2 Mahatma Gandhi’nin bir sözünü hatırlamak yerinde olacaktır: “Dinin siyasetle ilgisi bulunmadığını söyleyenler dinin ne  demek  oldu- ğunu bilmeyenlerdir.”
Din-siyaset ilişkisine siyasetin temel meselesi “meşruiyet” kavramı çerçevesinde bakmak gerekmektedir. Meseleye bu açıdan yaklaşıldığında dinsel meşrulaştırımlar yalnızca mevcut sosyal düzeni haklılaştırmak için ya da etkin kılmak için kullanılma- maktadır. Dinsel meşrulaştırımlar potansiyel olarak mevcut düzene dair eleştirilerde bulunma, çeşitli muhalefet şekillerde etme biçimlerine sahip oldukları için inkılapçı bir hareketi haklı kılmak için de etkin kılınabilirler. Bu sebepten ötürü dinsel meşrulaştı- rımların yalnızca dominant grupların bir aracı olmadığı söylenebilir.
Bu haber toplam 266 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim