• İstanbul 30 °C
  • Ankara 29 °C

İsa Bey: Dönemini aşan bir Aydınoğlu

D. Mehmet DOĞAN

İzmir’in Selçuk ilçesinde Türkiye’nin tarihî camilerinin en büyüklerinden biri bulunuyor. Bu iki minareli selatîn camiin banisi İsa Bey, Aydınoğlu beylerinden.

Aydınoğullarının esas merkezi Birgi. Daha sonra Ayasuluğ (Selçuk), Tire, Sultanhisarı, Bodemya (Ödemiş'te Bademiye köyü) ve 1317'de de İzmir yukarı kesimindeki Kadifekale’yi ele geçiriyorlar. İbn Batuta, Birgi’de Aydınoğlu Mehmet Bey’in muhteşem sarayından ayrıntılı olarak söz ediyor.

Aydınoğullarının zirvesi Gâzi Umur Bey’dir.

Aydınoğulları denizlerde de güçlü ve Umur Bey’in Rumeli seferleri de biliniyor. Hayatı harb meydanlarında geçmiş Umur Bey’in “gâzi” ve “paşa unvanları var. İzmir'in fethinden sonra bir kadırga inşa ettiriyor. Adı: Gâzi…

Aydınoğulları denizcilikte Osmanlıların önündeydi. Osmanlı askerlerinin "Umur Bey başı için" dua ettikleri söylenir. Bu Gâzi Bey'in Birgi, Keles ve Alaşehir'de camii, mescit ve medrese gibi birçok vakıfları var. Bu kahraman Birgi'de, Aydınoğlu Mehmed Bey'in, yani babasının yanında yatıyor… Bu birkaç satırlık bilgi onun Osmanlı devletine yakışır büyük bir hükümdar olduğunu düşündürüyordur sanırım.

Anadoludaki güç savaşını Osmanlı kazanmasa idi, Aydınoğulları öncü rolünü yüklenebilir miydi? Gazi Umur Bey’e bakarak “evet” diyebiliriz. Fakat Osmanlılara yapılan ilahî bağışı unutmayalım. Osman Bey’den itibaren Osmanlı beyleri, sultanları peş peşe büyük şahsiyetler, ta Kanunî’ye kadar. Aydınoğullarında ise babasından sonra Umur Bey çok parlak bir yıldız. Ondan sonra gelen Hızır Bey için böyle bir şey söylemek mümkün değil. Hızır Bey’den sonra ise İsa Bey geliyor. İsa Bey’in Kosova’ya asker göndererek bu büyük zaferden pay sahibi olması doğru bir tavır. Fakat Kosova zaferinden, yani Hüdavendigâr’ın Kosova sahrasında şehadetinden sonra fırsatı ganimet bilen Karamanoğullarının safında yer alması stratejik ufkunun darlığını gösteriyor. Yıldırım Bayezid’in bunu görmezden gelmesi beklenemezdi. Alaşehir’i zapt ettikten sonra İsa Bey Yıldırım’a bağlılığını arz ediyor. Fakat iş işten geçmiştir. Yine de Yıldırım, Tire’de oturmak şartıyla daha dar bir alanın idaresini ona bırakıyor.

İsa Bey camiinin şehrin idarî ve ticarî önemini koruduğu bir dönemde yapıldığı anlaşılıyor. Aydınoğulları İzmir sahilini kaybedince donanma inşası işlerini Ayasaluk’ta sürdürmüş. Böyle bir devirde, bu cesamette bir büyük yapının inşası için hem irade var, hem iktisadî güç. Bunlar yetmez, bu büyüklükte ve güzellikte cami yapabilecek mimar, ustalar ve elbette teknik imkânlar var demek ki. Bu camii dolduracak cemaat var mıydı, sorusunun cevabı da önemli. 14. Asırda Ayasuluk/Selçuk’un hatırı sayılır bir nüfusu olmalı.

Aydınoğullarının başkenti Ayasuluk, zamanla idarî ve ticarî önemini kaybetmiş, köye dönüşmüş. Evliya Çelebi yüz-yüz elli toprak damlı evden bahseder.

Şehir ölünce, cemaat çekilince, camii de garip kalır. Köyün bütün ahalisini toplasan camiin birkaç safı eder ancak. 19. Yüzyılın sonunda bu harap mâbed, burada kazı yapan Avusturyalı arkeologların dikkatini çekiyor. Etrafı temizlenip ortaya çıkarılıyor. Minberi, mihrabı, kitabesi İzmir’de muhtelif camilere parça parça dağıtılmıştır…Bir anlamda Aydınoğullarının mirası tarümar edilmiş.

Aydınoğulları Türkiye’nin sahibi olsa, Osmanlının rolünü üstlense idi…Ayasulug ne halde olurdu, İsa Bey Camii ne durumda bulunurdu?

Bu olağanüstü camiiyi Evliya Çelebi’nin Ayasofya ile kıyaslaması boşuna değildir. Evliya, camie dahil avlusu ile Ayasofya büyüklüğünde olduğunu ve yer yüzünde böyle bir eserin benzerinin yapılmadığını kaydeder.

İsa Bey Camii hem geniş, hem de yüksek bir yapı. Her bakımdan abidevî bir eser. Efes harabelerinden bir hayli malzeme devşirilerek yapılmasına rağmen, tamamen kendine özgü bir bina. Sadelik ve olgunluk itibarıyla bilhassa önemli. Avlusu, nasıl örtülmüştü? Revakların üstü kapalı mıydı? Avlu ibadet dışında başka amaçla kullanılmış mıydı? Bunları bilemiyoruz.

İsa Bey camiine bakarak “Anadolu beyliklerinin siyasî tarihi ile birlikte sanat ve mimarlık tarihlerini de dikkat araştırmak gerekir” diye düşünüyorum. Osmanlı bütün bu beyliklerin üstüne yükselebilmiştir, ama onların her birinin bu gelişmedeki payı da ihmal edilmemeli…Menteşeoğullarının Peçin’deki yapıları, Saruhanlıların Manisa’daki
Ulu Camii, Aydınoğullarının Birgi ve Tire’deki eserleri 14. Yüzyılda Anadolu’da Osmanlı sahası dışında da müthiş bir mimarî canlılık olduğunu gösteriyor. Mimarî gelişimi sadece Osmanlı eserlerinden değil, bu beyliklere ait yapılardan da takip etmek gerekir. Özü şu: Anadolu’da hem devlet oluşumu, hem mimarî oluşum güçlü bir seyir takip ediyor. Osmanlı olmasa idi bile, ülkemizin tarihi boş kalmayacaktı.

İsa Bey’in ihtişamlı abidevî camiinden sonra İzmir yolu üzerinde “Akıncı Camii” levhası dikkatimi çekti. Minaresi hakkıyla minare, fakat cami değil, küçük bir mescid. Belki de Selçuk’un en küçük “camii”: Hepi topu 9 metre kare! Oturan bir akıncı, mescid; minare ise onun devasa mızrağı sanki!

Tarihî şahsiyetler her zaman büyük zaferleriyle kayda geçmezler, arkalarında bıraktıkları eserlerle de unutulmazlar arasına girenler olur. İşte Aydınoğlu İsa Bey bunlardan biri…

akinci-camii.jpg

Akıncı Camii

isa-bey-camii,-minare.jpg

İsa Bey Camii, minare

Bu yazı toplam 114 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim